3 Eylül 2018 Pazartesi

# kitap # okuduklarım

İnce Hayat Kitap Yorumum

Blog camiası Deli Anne’yi iyi tanır. Ben de tanıyordum. İlk açıldığından beri tüm yazılarını okudum, instagramda takip ettim, ediyorum. İnstagram gönderilerinin de her biri blog yazısından farksızdır. Dolayısıyla sanırım blogun açıldığı 2010 yılından itibaren bizlere aktardığı kadarıyla neler yaşadığını, düşüncelerini, değişimlerini takip ettim. Hatta bu kitabı bana hediye eden arkadaşımla da, ondaki bu dönüşümü farkedip hakkında sohbet ettiğimiz de olmuştu. Ne iyi geldi Deli Anne’ye İskoçya diye.



En başta bunu neden yazdım, kitabı okurken onu bizim gibi takip eden ve etmeyen arasında fark olacağını vurgulamak isterim. Biz zaten uzun zamandır takip ettiğimiz, yazım diline alıştığımız, söylediklerinin bazılarını daha önce duyduğumuz için kitap çok farklı gelmedi. Ama sevdim, hatta okurken o güzel enerjisini içimde hissettim. Elimden düşürmek istemiyor, kalbim de onunla birlikte coşuyordu. Bölümlere ayırıp her bölümde farklı bir vurgu olmasını da çok sevdim. Bazı konulara dikkat çekmekte oldukça başarılı buldum. Daha önce düşünmediğim şeyler de vardı, zaten tecrübe ettiklerim de, fakat sanırım en belirgini okuduğum süre boyunca hallerime etkiyen yavaşlama ve huzurdu. Bu yüzden iyi ki okudum dediklerimden biri olacak kitap.

Diğer yandan iki hususta, acaba farklı şekilde dile getirseydi daha mı iyi olurdu diye düşündüm. Şöyle ki kitapta kendi manevi yolculuğunu anlattığı için ben zamirini kullanıyor. Fakat özellikle kitabın bir bölümünde yoğun olarak şu duyguya kapıldım. Geçtiği merhaleleri anlatırken önce buna eriştim, sonra şuna vardım, kemâle erdim gibi, bir nevi ben şu aşamayı atladım bu kadar ilerledim şeklinde bir gizli kibir seziliyor. Oysa ki tanıdığım kadarıyla bundan oldukça sakınan, haşa kendini asla büyük görmeyen bir insan. Fakat özellikle onun yolculuğunun benzerini yaşamamış olanlar için bir ‘vay be’ algısı oluşabilir. Bu yüzden acaba birinci tekil şahıs yerine bu yolculuk üçüncü tekil şahıs kullanılarak anlatılsaydı daha iyi mi olurdu diye düşündüm. Böylece okur, belki o şahıs yerine kendini de koyabilirdi. Tabi bu benim fikrim belki okurken buna takılmayanlar olabilir.

Bir diğeri de dönüşümü yaşarken bahsettiği yol. Kendinin de söylediği gibi özellikle İskoçya’ya taşındıktan sonra öncelikle ağaçlar, ardından doğadaki tüm diğer unsurlar ve ışık, ona kainatın kitabını okumaya yardımcı olmuş. Onları rehber edinip yaradanın sesini duymuş. Gerçekten instagramdan paylaştığı her foto öyle masalsı ki, onları görenler keşke biz de orada olsak, görsek, hissetsek, yaşasak diyordur. Diyorlar da instagram yorumlarında. Tabi bu durumda şu da akıllara gelecektir; biz de öyle bir yerde yaşasaydık biz de olurduk. Kitapta bir bölümde daha İstanbul’da iken Allah’tan gelen bu mektupları almaya başladığını söylüyor ama bence vurgusu hafif kalmış. Özellikle yazının sonunda bir açıklama bekledim. “Benim yolculuğumun eşlikçisi doğa oldu ama sizde başkası da olabilir. Zira Allah her yerde mucizelerini sergilemektedir. Kimi alimler var ki ne kitap okumuş ne köyünden ayrılmış. Kimi balıkçılar denizlerde pişmiş, mesela Siddhartha nehirle konuşmuş, kimi Erenler çöllerde, kimi dağda kimi ise kalabalıkta ol’muş. Sonuçta hepimizin hayat yolculuğu farklı ve her birimiz bu yolculukta bu mektupları bulabiliriz. “ gibisinden bir mesaj. Kendim için söyleyecek olursam mesela, çocuklarım benim mektuplarımdır. Her yeni doğan gün farklı bir mesajını okurum Yaradanın.

Sonuç olarak kitabın nur’unun daha fazla kişiye ulaşmasını umut ediyor ve kendisini tebrik ediyorum. Kalemine, güzel bakan yüreğine sağlık. Bizleri de nasiplendirene şükürler olsun.


4 yorum:

  1. Deli Anne’yi takip ediyor, yazılarını seviyorum. Kitabını da merak ediyordum, dizin gözlemleriniz de çok hoşuma gitti. Haftanın ilk günü okuduğum ilk yazı ile ben de hepimize gönderilen mektuplara farkındalıklar başladım. Sağ olun:)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Mektuplar her yerde bakmasını bilene. Ben teşekkür ediyorum bu güzel yorum için.

      Sil
  2. Instagramdaki paylaşımları kimi mest etmez,insan hem özeniyor hem de kıskanıyor bile diyebilirim ancak gerçekten bu gerçek mi diye düşünmeden de edemiyorum.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Şurası bir gerçek ki fotoğraf ve video çekme konusunda da sıradan bir insandan biraz daha iyi durumda. Böylelikle kendi gördüğü detayları bize aktarabiliyor. Bazen mesela bize çok hoş gelen bir manzara görür fotoğrafını çekeriz ama asla gördüğümüzle aynı değildir oldukça soluktur. Bu yüzden sanıyorum ki fotoğraflarındaki yerler gerçekten var ama göründüğünden biraz daha sade olabilir

      Sil