30 Ağustos 2009 Pazar
22 Aralık 2008 Pazartesi
Karadeniz Resimlerine Devam
16 Aralık 2008 Salı
Nihayet Girebildim : veee karadeniz
Neyse efendim Karadeniz gezimiz tam anlamıyla harikaydı. O kadar çok anlatılacak şey ve resim var ki bakalım ne kadarını yazabileceğim. Gittiğimiz tur Hey Travel idi. Reklam yapacağım çünkü ilk defa denememize rağmen çok memnun kaldık. 5 günlük turun her bir gününde, Trabzon, Rize ve Artvin sınırları içinde kalarak birçok farklı yere gittik. Aslında biz içeriği daha kapsamlı olan başka bir turu talep etmiştik ama yeterli çoğunluk sağlanmayıca bize sordular buna katılır mıyız diye, biz de kabul ettik. Kafilemiz 26 kişiden oluşuyordu ve başımızda bir rehber vardı. İlk defa rehberli bir tura katıldık, eskiden biraz çekingen davranıyorduk bu konuda çünkü başımıza buyruk olmayı tercih ediyorduk. Ancak gördüm ki (rehberimiz de söyledi) turizmsel olarak fazla gelişmemiş bölgelerde tek başına gezmek çok zor gerçekten. Nerede ne yenir, nasıl gidilir, nerden ne alınır bunları bilen biri olması çok önemli. Günlerimiz dolu dolu geçti, sabah 8 den akşam hava kararıncaya kadar gezdik.
Hava konusunda çok şanslıydık, 5 günün 4 ünde yaz gibi güneşliydi. Mont dahi giymedik. Bir gün biraz yağışlıydı, o gün de tepelere çıktık, kar gördük kar topu oynadık. Süperdi. Yılın ilk karını da gördüm yaşasın.
Rize Kalesi'nden Rize'nin görünümleri.
Kale gezisi ardından Fırtına vadisi boyunca ilerleyip (Fırtına dizisi varmış ben bilmiyorum oralarda çekilmiş) yolda öğle yemeği molası verdik. Bir alabalık restoranında alabalık yedik ve yerel yemekleri ilk defa tattık. Kırmızı benekli alabalık ( çiftliklerde değil doğal yetişiyormuş) ve mısır ekmeği , mıhlama, laz böreği yedik. Resimde görüldüğü gibi Ce kısa kollu dolaştı. Havanın ne kadar sıcak olduğunun ispatı.
22 Ekim 2008 Çarşamba
Panoromio
Bilmiyorum haberiniz var mı bu siteden. Geçenlerde Ce keşfetmiş çok hoşumuza gitti. Panoromio , Google Earth ile ortak çalışmaları sonucunda harika bir ürün ortaya çıkarmış.Bu site dünyanın bir çok yerini Gogle Earth ile dolaşırken, üyelerin gönderdiği resimler ile bezemiş. İnanılmaz güzel resimler olmasının yanı sıra hiç görmediğimiz yerlerin fotoğraflarını görmek bambaşka bir duygu. Haritadan istediğiniz ülkeye, bölgeye gidip oraya yüklenmiş olan fotolara bakıyorsunuz. Fotoğrafların kaliteleri çok iyi istediğiniz gibi kaydedebiliyorsunuz.
Mesela biz şimdiden gitme hayalini kurduğumuz yerleri dolaşıp, resimleri gördükten sonra kocaman bir iç geçirip, sabırsızlanmaya başladık.
Diğer yandan daha önce gittiğimiz Maldivler ve Mısır'ın kaldığımız bölgelerine baktık. Mesela Mısır'daki kaldığımız otelin plajının resmi aynen vardı ve görünce sanki ordaymışız gibi hissettik.
Bu sitenin çok büyük bir önemi var bence tatilciler için. Çünkü çoğu zaman gittiğimiz yer hakkında kulaktan dolma bilgilerimiz olur ve ummadığımız şekilde karşımıza çıkabilir. Ce diyor ki bu sayede gideceğimiz yerlerin nasıl olduklarını önceden çok rahat görebilir ve pişman olma olasılığı düşer.
Diğer yandan harika resimleri görmek ve iş aralarında hayal kurmak için mükemmel bir site.
Bakalım siz beğenecek misiniz?
14 Ekim 2008 Salı
SHARM EL SHEIKH (2)



Eveet, nerde kalmıştım. Ya da en baştan başlayayım.
Havaalanına gittik, uçağımız Mısır havayollarına ait bir uçaktı. Uçağın yolcularının tamamının Türk olmasına şaşırdım. Daha önceden Sharm'ın sualtı zenginliğinin meşhur olduğunu duymuştum ama bu kadar popüler olduğunu tahmin etmemiştim. Uçakta birkaç dalış grubu vardı. Gruplar içinde genç kızlar, genç erkekler, orta yaşlı kadınlar, yaşlı ama ruhu genç adamlar gördüm. Şaşırdım biraz. Eğlenmeyi bilen kişiler gibi görünüyorlardı. Öyle ki bir grup daha uçağa binmeden kafayı bulmuştu. Henüz daha arife günü olması sebebiyle biraz içimden kızmadım da değil. Neyse uçakta koltuklar iki sıra halinde üçerliydi ve haliyle yanımızda biri vardı. 40'lı yaşlarda şu kafayı bulmuş gruba ait bir kadın. Yol boyunca yüksek sesle birkaç ön sıradaki insanlarla konuştular, kahkahalar attılar, uçak mağazasından alışveriş yaparken, karar veremeyip hostesleri çileden çıkardılar. Daha neler neler. Sanki uçakta bir anaokulu sınıfı varmış gibiydi. Sinir oldum sinir. Bu kadar duyarsız insanlar olmasına böyle davranmalarına dayanamıyorum.
Neyse inince gruplar dağıldı herkes farklı oteldeydi. Biz otelimize gittik. Hafif kahvaltılık yiyecekler ikram ettiler, sonra yattık. Geç varmıştık otele. Ertesi sabah, gece karanlıkta farkedemediğimiz güzellikleri, güneşin parlak ışıklarıyla keşfe daldık.
Hemen hemen aynı boylamda olmamıza rağmen saatler bizden bir saat geriydi. Bizde 7 de hava kararırken orda 6 da kararıyordu ki bunun sonradan bizim yaz saati uygulamasına geçmiş olmamızdan dolayı olduğunu farkettik. Onlarda böyle birşey yoktu sanırım. Biz havalar sıcak olduğu ve denize girdiğimiz dönemlerde havanın 9 larda kararmasına alışmışız. Burda 6 da kararınca insan bir tuhaf oluyor. Sonrasında uzun gecelerde yapılacak birşey olmuyor. Mesela Maldivler'de de gece gündüz uzunlukları hep sabit ve 12 saatti. 7 de güneş doğuyor, 7 de batıyordu. Bu değişmezlik bana biraz sıkıcı geliyor. Herhalde en şanslı kişiler Türkiye'de tatil yapan yabancılar. Denizin tadını çıkarmak için upuzun bir günleri oluyor.
Deniz gerçekten çok temiz, berrak ve tuzluydu. Dalış yapmadığımız için zenginliklerini pek göremedik ama yüzdüğümüz yerde de bazı cins balıklara, yengeçlere ve daha önce gösterdiğim deniz yıldızlarına rastladık. İlginç şekilde yüzebilmek için en azından bir bel seviyesindeki suya ulaşmak çok zordu. Kıyıdan 60-70 mt kadar yürüdükten sonra yavaş yavaş derinleşiyordu su. Hatta yolun yarısında tekrar su seviyesi alçalıp kıyı şeridi boyunca bir yol oluşmuştu. Yüzmek için bu kadar yol yürümekten olsa gerek yüzen insan sayısı fazla değil. Genelde kıyılarda suyun içinde yatıp güneşlenmeyi tercih ediyorlardı. Plajın bir özelliği ise bana göre ilginç şemsiyelerdi. Sanki bir ev gibi oldukça sağlam şekilde yapılmış ve her bir şezlongun yanına bir paravan konulmuştu. Bence iyi bişey olmuş çünkü gereksiz kişileri görmüyorsun, diğer yandan bu paravanlar tüm plaj boyunca uzanmakta ve hepsi aynı yönde olduğundan, çok rüzgarlı bir günde anladık ki, rüzgarı kesmek için yapılmış. Genelde rüzgar hep o yönden esti ve birgün öyle rüzgarlıydı ki kumlar iğne gibi deliyordu insana çarptıkça.
Otelimiz 4* lı idi ve öğle yemekleri ve akşam yemeklerinin içecekleri dahil değildi. Fakat ilk defa Türk Lirasının değerli olduğu bir yere gittiğimizden şaşırarak gördük ki, gerçekten çok ucuz. Öğle yemekleri ve içecekler için fazla bişey ödemedik. Öğle yemeklerimizi çoğunlukla plajın büfesinden yedik ve iki tabak yiyecek iki içecek için ortalama 8-9 ytl ödedik. 1 Mısır Paund'u yaklaşık bizim 20 kuruşumuza karşılık geliyor. Diğer yandan orada çalışanların maaşları düşükmüş ve çoğunlukla bahşiş ile geçindiklerinden, her şeye bahşiş istiyorlardı. Gerçi Ce de pek istemek zorunda bırakmadan bol bol verdi. Bizim paramızla 1-2 ytl bahşiş onların yüzlerini güldürüyordu. Tabi daha çok verdiğimiz de oldu.
Kaldığımız yer turistik bir şehir ve yerel halk burada yaşamadığından, çalışan personel dışında Mısırlı pek görmedim. Otelde çalışanların hepsi erkekti ve varolan birkaç kadın personel de yabancıydı. Hosteslerden ve yerel kanallardan edindiğim izlenime göre Mısır'lı bayanlar kapalı değiller, ya da zorunda değiller. Çok bakımlılar ve özellikle tv de oldukça dekolte görmek mümkün.
Yalnız İngilizce şiveleri berbattı. Sanırım bazı harflere dilleri dönmüyor ben neyse Ce bile anlamakta zorlandı. Dönüşte havalanından bir içecek alacağım adama thirty diyemiyor. Thirty'i anlayana kadar seventy, fifty hepsini denedim. Yani bunların hepsi manasına gelecek şekilde telaffuz ediyorlar. Sonradan acaba bu kasıtlı yapılan birşey mi diye düşünmeye başladım. Çünkü gitmeden önce birkaç kere şöyle deneyimlerimiz oldu. Hediyelik eşya alacağımız dükkanda birşey beğendik adam eighteen (18) paund dedi fiyatını. Biz de hemen YTL ye çeviriyoruz 18*0.2=3,6 ytl diye. Onları ayırdık, başka şey baktık. Ödeme yaparken adam eighty dedi (yani seksen) e mecbur kaldık ödedik. Aldığımız şey 80*0.2=16 ytl etmezdi ama almak zorunda kaldık. Benzer birşey yukarda resimlerde gördüğünüz deve macerasında yaşandı.
Hergün plajda deve oluyor ve adam da gelip soruyor binmek ister misiniz diye. Ne kadar dedik. Süreye göre değişir dedi, anlaşmaya bağlıymış. Birkaç gün sonra binmek istedim. Ce konuştu fifteen dedi (15). Eh iyi ucuzmuş bineyim dedim. Bindim gezdim ödeme yaparken fifteen fifty (50) oldu. Allah allah, diyoruz sen böyle dedin, yok kabul etmiyor. Bir de beni dolaştıran ayrı biri, bir çocuk, ona da bahşiş istiyor. Verdik tabi napalım. Yani biraz tuhaflık vardı.
Deveye ilk defa bindim. Güzel bir deveydi adı "Kazanova" imiş. O kadar yüksekti ki (bir de ogün çok rüzgarlıydı) kendimi uçuyorum sandım. Sallana sallana gittik. Bir ara çocuk kontrolü bana verdi ama ne yapacağımı bilemedim, denizin içine doğru koşmaya başladı. Ama çok güzel bir histi kalbim pırpır etti. İnerken yalnız biraz zordu. Önce ön ayaklarını kırıp çömeliyor ve bu eğik duruş sırasında kaymamak için çok tutunmak gerekiyor. Ama hayvanları seviyorum ben, küçüklükten beri bir atım olması hayali bilmem gerçek olur mu?
Bu arada rüzgar sebebiyle rüzgar sörfü yapmaya uygun bir mekan. Biz yapmadık ama çok yapan vardı. Denizin sığ bölümünün oldukça geniş olması nedeniyle düşsen bile zaten su dizlerine geliyor , çok uygun bence acemiler için ve bazen öyle güzel kayıyorlar ki yerden 7-8 mt havalanıyorlar. Seyretmek bile çok güzeldi. Daha önce teknenin arkasına takılı paraşütlere binmiştik Ce ile, bir tek şu sörf kaldı onu da yapmak istiyorum.
Yazarken anılarımı hatırlamak iyi geldi zira iki gecedir kabuslarla dolu uykusuzlukla boğuşuyorum. Tatili sadece yaşamak değil insanı dinlendiren, aynı zamanda hafızamıza yerleşen güzel anılar da iyi hissettiriyormuş, onu anladım şimdi. Biz tatilimiz çok lüks, yada çok pahalı yerlerde olsun diye saplantılı olmadık hiç bir zaman. Pansiyonlarda kaldığımız peynir ekmek yiyerek tatil yaptığımız da oldu. Yine de her çeşit tatil, keyif aldığın sürece güzeldir. Umarım herkes güzel tatillere, unutulmaz anılara kavuşur.
