Helodünya Okulda
GeCe
Nisan 25, 2014
18 Comments
Zaman geçtikçe Cin Ali gibi Helo'nun serileri çoğalıyor :) Kütüphanede, oyun grubunda, gezmede... derken şimdi sıra okula geldi.
Konuya çok hakim değilim (eşim daha iyi takip ediyor) ama burada çocuklar iki yaşında oyun okuluna başlıyorlar. 2-4 yaş arası için olan bu okula göndermek zorunlu değil ancak herkes gönderiyor. Devlete bağlı, aylık ücretleri az olan bu okullara sabahtan öğlene kadar üç saat katılıyor çocuklar.
Okullara talep çok olduğu için kimi yerlerde doğar doğmaz listeye ekletiyormuşsun çocuğunu. Biz zaten Helo 14 aylıkken taşındığımız için (araya yaz tatili ve sigortaların hazırlık süreci falan da girince) 17-18 ay civarında yazılmış oldu. Eve sosyal hizmetlerden bir görevli gelmişti ve o zaman daha farklı bir isimle adlandırılan listeye yazılmıştı. Bu liste Dutch bilmeyen expat çocuklarının listesi ve haftada 4 gün gitmesi içindi.
İki yaşına bir ay kala haber geldi. Expat çocuklar için olan listede henüz sıra gelmemiş ama haftada bir gün ile başlayabilirmiş. Yine aynı yere gidecek ve aynı şeyleri yaşayacak ama okula girdiği liste adı ve aylık ücreti farklı oluyormuş. Şimdiki de çok değil ama expat listesi yok denecek kadar az fiyatlı. İsterseniz bekleyin isterseniz başlayın dediler.
Anladığım kadarıyla okullar, kontenjanlar, çocukların gün sayısı semtlere göre değişkenlik gösteriyor. Eşimin hintli arkadaşının kızı iki günle başladı şimdilik hala öyle devam ediyor.
Yani şimdi okullu oldu dediğim kızım haftada bir gün Cuma günleri gidecek ve artık ne zaman sıra gelirse dört güne çıkacak. Bir gün için mi bunca tantana diye düşünmeyin ne olur bizim durumumuz için olağanüstü bir adım bu :)
Biliyorsunuz kimse yok yanımızda, dolayısıyla doğduğundan beri sayılı birkaç seferden hariç benim yanımdan hiç ayrılmadı 25 ay boyunca. Ben olmadığımda ise babası vardı mutlaka. Anane, babanne, teyze gibi yakınları ile bile hiç yalnız kalmadı ve ilk defa bugün ne ben ne de babası olmadan, üstelik dilini anlamadığı bir ortamda, hiç tanımadığı insanlarla kalacaktı.
Geçtiğimiz çarşamba günü okula gidip tanıştık, neler yapacağımızı konuştuk. O zaman girer girmez sevdi, oyuncaklara daldı ve pek gelmek istemedi.
Dün anlattım. Yarın okula gidince ben yanında kalmayacağım, sonra seni alacağım. Bir şey istediğin zaman öğretmenlerine söyleyeceksin, onlar seni çok seviyor dedim. Biraz durgun dinledi ve konuyu irdelemedi (bazı konuşmalarda on kere soru sorar), doğrusu hoşlanmadığını zannettim. Neyse ki bu sabah giderken hevesli ve heyecanlıydı, paltosunu kapı dışındaki askıya asarken bir çocuğun elini tutup içeri girmiş bile bizi beklemeden.
İçerde biraz oyalandık, diğer veliler de vardı, o oyuna daldı. Sonra yukarıdaki fotoğraftaki gibi sandalyeleri çektiler, hepsi oturdu bizimki hariç. Bir çeşit güne başlangıç şarkısı söyleyeceklerdi herhalde. Kapıdan çekmiştim bu fotoğrafı ve en son gördüğüm öğretmeni Helo'yu oturtmaya çalışıyordu
Hiç ağlamadı, bana el salladı ve çıktım. Biraz duygulandım, yürüyüş yaptım. Sonra aklıma geçen gün istediği ama almadığım bir poşet dolusu sürpriz yumurtayı almak geldi. İlk gün hediyesi olarak almak üzere gittim. Eve geldim biraz ortalığı topladım ve tekrar okula onu almaya gittim.
İlk gün diye erken gelmemi söylemişlerdi. Gittiğimde bahçedeydiler. Çocuklar sıra olmuş, köpüklü su dolu bir leğende sırayla ellerini yıkıyorlardı (bizimkinin sırası geçmiş yıkamış) sonra meyve yiyeceklerdi.
Sabah gelirken herkes bir meyve ve çocuğun suluğunu kutuya koyuyor, öğretmenleri soyup dilimliyorlar ve istediği meyveden alıyor çocuklar. Helo apıl istedi ve biraz da üzüm yedi. Ayrıca kivi ve muz vardı.
Demin bahsettiğim eşimin arkadaşının kızına kurabiye veriyorlarmış, bizde meyve vermeleri hoşuma gitti. Bez değiştirmeleri gerekmemiş ama gerekirse hemen değiştiriyorlarmış bizimkiler, başka bir yer için belli bir saatte tüm çocukların yapsa da yapmasa da değiştirildiğini duymuştuk.
Ben geldiğimde eve gitmek istemediğini söyledi ve hemen masaya kuruldu, yarım saat onu bekledim. Masada yerken gayet rahattı, arkadaşlarıyla ve öğretmeniyle etkileşiyordu ve hatta o anda en çok konuşan oydu diyebilirim. Sonra dag (iyi günler) diyerek el sallayıp ayrıldık. Öğretmeni genelde çok iyi durduğunu, bir kere dışarı çıkmak istemediği için biraz ağladığını ( muhtemelen oyuncağı bırakmak istemedi, normalde de böyledir), müziği sevdiğini farkettiğini, bahçede iken dışardan gelen müzik sesinde hemen dans etmeye başladığını söyledi.
Yolda gelirken bana tüm yaptıklarını anlattı, ağladığını da söyledi, oynadığı oyuncakları saydı, dışarı çıktıklarını, ellerini yıkadığını, abilerle oynadığını...
Çok şükür fazla zorlanmadan geçirmiş olduk. 1,5 yaşından beri oyun gruplarına gitmemiz (bu gruplar anne katılımlı idi hiç yalnız kalmadı) sanıyorum farklı dilli bir ortamda kalabilmesi için yardımcı oldu. Bunu garipsemiyor ve kendini soyutlamıyor ortamlarda.
Şimdi iki haftalık bir ara varmış. Bu aradan önce başlamayı (sonra da başlayabilirdi) özellikle istemiştik çünkü eğer korkarsa bu sürede konuşarak alıştırabiliriz, severse de heyecanla beklemesini sağlayabiliriz diye düşünmüştük.
Çok uzun yazdım ama bizim için önemli bir dönüm noktası bu olay. İlk defa yalnız başına ve yabancı bir ortamda iki saat kaldı ve kim bilir neler yaptı, nasıl davrandı. (Çok merak ediyorum ).
Canım kızım, umarım çok mutlu bir okul hayatın olur ve okulunu hep seversin. Yolun açık olsun...




