8 Ocak 2014 Çarşamba

Ders Çalışırken Soruları Düşünmek Yeter

Geçenlerde yeğenimin sınava çalışması için yardım ederken ders anlatmayı ne kadar özlediğimi farkettim. O günün gecesinde uykuların arasındaki boşlukta aklıma geldi; ben ders çalışırken çoğu zaman soruları çözmezdim, sadece düşünürdüm, ve o bana yeterdi.

 Bu söylediğim elbette çoğunlukla matematik, fizik ve kimya gibi işlem gerektiren derslerin soruları için geçerli. Sözel derslerde soruyu düşününce aklınıza gelenler, eğer bir mantık dizisi takip etmeniz gerekmiyorsa çoğunlukla sorunun cevabı oluyor. Oysa sayısal derslerde soruyu düşünüp anlamak, ardından işlemleri yapmak gerektiğinden, çözüme ulaşmak iki aşamayla mümkün. İşte ben de çoğu zaman işlemleri yapmayı es geçip (çok zaman alıyor çünkü) sadece soruyu düşünme işini yapardım. Tarih çalışır gibi okuyarak fizik çalışmak oluyor bu :) Böylece tüm farklı soru tiplerine hakim olurdum.

 Üniversitede öğrencilerin sınav kağıtlarını okurken, yöntemi doğru ama işlem sonucu yanlış olan kişilerden çok az bir puan kırdım hep. Son aşamadaki çarpma, bölme, sadeleştirme gibi hatalar benim gözümde fazla önem taşımıyor. Aslında hiç puan kırmaya bile değmez ama dikkatini düzgün toplayıp doğru yapan kişilerin hakkını yiyemezdim. Bu yüzden onlarla aralarında bir fark içermeli ve hata yapandan biraz not kırmalıyım. Buna karşın sadece sonuca bakıp yanlış ise sıfır vermek hiç doğru değil bence. Testler bu sebepten ötürü, öğrencinin neyi ne kadar bildiğini anlamamızı sağlamaktan çok uzak. 

 Fakat çözüm yolu yanlış olanlar en baştan sıfırı hakediyor. Çünkü bu kişi okuduğu soruyu anlamamış demektir. Günümüzde ne yazık ki, öğrenciler okuduğu soruda ne demek istendiğini anlama konusunda sorun yaşıyorlar. Soruda verilenler/istenenler ilişkisini kurabilmek şöyle dursun, sorunun hangi konuyla ilgili olduğunu bile anlamıyorlar zaman zaman. Bunun nedeni genelde okuma azlığı olarak belirtilir ama bence sadece o değil. Bu daha derinlemesine ele alınması gereken bir konu olduğundan şimdilik geçiyorum. Sorunun neyle ilgili olduğunu anlamama mevzusunu, Fizik için konuşursam, atıyorum soru, hareket konusu mu, basınç konusu mu hangi konuyu içeriyor, bunu anlamaktan bahsediyorum. 

 Ben ders çalışırken önce defterimdeki yazıları ve örnek problemleri tekrar eder, birkaç tanesini yeniden yazıp çözer, sonra da elime problem listesi alıp onları düşünürdüm yattığım yerden :) Evet genelde hep yatarak çalışırdım :) 

Şimdilerde ders kitapları fazla itibar görmüyor galiba, varsa yoksa defter ve öğretmenin yazdırdıkları. Hele yazdırmayan bir öğretmense o öğretmen kötü öğretmen oluyor :) Bu mevzuya şimdi girmeyeyim, dalarsam çıkamayacağım ama ders kitaplarını ikinci plana atmayınız lütfen. Özellikle ünite sonunda bulunan 20-40 soruluk testler veya alıştırmalar (önceden vardı hala vardır sanıyorum bu kısımlar) işte benim okuyup düşündüğüm kaynak sorularımdı. Eğer o sorulara cevap verebiliyorsanız, o üniteye hakim oldunuz demektir. 

 Elbette ki o kadar çok soruyu tek tek çözmeye bir gün önceden zaman yetmez (evet ben de tüm öğrenim hayatımda %99 bir gün önceden çalıştım). Size tavsiyem çocuğunuzla bu soruları (başka yerdeki sorular da olur tabi) çalışın. Soruyu okuyun, hangi konuya ait olduğunu sorun, soruda verilenleri hemen yanına yazın ( hacmi vermiş, kütleyi vermiş vs), neyi istiyor onu yazın (özkütle=?), hangi formülü kullanacağız, birimler dönüşecek mi bunları düşünmesini sağlayın. Ve kendi kendine tekrar ettirin. Bu soruda bana bunları verdi, şuradan bunları bulacağım diye tekrar etsin. Her soruyu böyle okuyup düşünerek, çözmeseniz dahi üstünden geçmeniz yeter. Bu sayede farklı tipte soru şekillerini de görmüş ve aslında hepsinin aynı olduğunu, ortak noktalarını farketmiş olacak.

 Bu yöntemi ilkokul çocuklarına dahi uygulayabilirsiniz. Önce bir süre siz yönlendirirseniz, sonrasında kendi başına çalışmayı da öğrenecektir. Fakat en önemlisi sadece okuldaki sınavlar için değil, hayatta karşısına çıkan problemleri çözümlemeyi öğrenecektir. Bu hiç de hafife alınacak bir durum değil, ne yazık ki " hayatta karşılaştığı problemlere doğru yaklaşamayan, sebebini alakasız şeylere bağlayan, ilgisi olmayan şeyleri suçlayan ve dolayısıyla çözüme ulaşamayan/çözümü yanlış yerde arayan " insanlardan bolca var etrafta.

5 yorum:

  1. Şimdi sen bu yazıyı yazmışsın,beni can evimden vurmuşsun:)Dediğin çok doğru,fizik,biyolji ve kimyayı hiç sevmedim;çünkü soruyu çok düşünmek gerekti;bazen birkaç şey birlikte bağlantılı oluyordu vs..Velhasıl bana çok zor geldi bu dersler nedense..Matematik'le aram daha iyiydi nedense..Bu arada adil bir öğretmenmişsin gerçekten;çünkü genelde hep sonuca bakılır diye biliyorum.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Öğretmene göre değişiyor değerlendirme şekli ben ne kadar not verirsem kardır diyenlerdenim :)

      Sil
  2. Gece haftaya sizi bize bekliyorum nasıl oldu Dila; haberleşelim lütfen görüşmeden sakın sakın gitmeyin

    YanıtlayınSil
  3. Ne yazık ki çocuklarımız ders kitabı kavramını unuttu GeCe çünkü MEB'in verdiği kitaplar bomboş. İçinde cidden hiçbir şey yok. Bir gün Metos'a kızdım yok mu bunlar kitabında, baktım ki gerçekten de yokmuş. Çocuklar daha küçükken bu şekilde alışınca ilerde ne yapacaklar bilmiyorum. Lise de keza aynı. Konular o kadar karışık ki anla anlayabilirsen.

    Teog denilen sınav sistemi çocuklar için başka kabus. 13 yaşında çocukluktan ergenliğe geçtikleri en karmaşık dönemde bir de inanılmaz stresle başa çıkmaları gerekiyor.. Soru çok çözmek gerekiyor çünki konular tekrar edilmezse unutuluyor. Koca bir senenin altı dersinden iki gün sınava giriyorlar. Üniversite sınavı gibi ancak ikinci bir şansı da yok. Dengeyi sağlamak, stresi azaltıp olayı keyifli hale getirmek için uğraşıyorum ama çoğu çocuğun bu şansı da olmuyor. Eğitim sistemi gerçekten çok kötü.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Uff öyle mi diyorsun handan ders kitabı asıl birincil kaynak olmalı oysa ki :(

      Sil