17 Aralık 2018 Pazartesi

Sevdiğine İyi Bak

Aralık 17, 2018 10 Comments
Tam iki haftadır yazamıyorum. En son oğlumun  hastalandığını ve iyileştiğini yazmıştım. O hafta sonu iyiydik fakat sonraki Pazartesi’den itibaren yine hastalandık. Bu sefer oğlumla ben. Bir hafta öyle nasıl geçti anlamadık.

Bu haftaya güzel başlamıştı aslında. Tekrar iyileşmiş, haftasonu keyifli vakitler geçirmiştik. Fakat ben nedense biraz duygusaldım. Hastalığın melankolisi hala üzerimde olmalı ki, beynim eskiden yaşadığımız zorlukları hatırlatıyor ve beni olur olmadık zamanlarda ağlatıyordu.

~ara not: bu yaziya gunler oncesi baslayip, cumartesi sabahi tamamlayip yayinlamistim. Fakat malesef yazdigim onca sey kayboldu, sadece ilk iki paragraf kaldi. Ve ben de yeniden taslaga dondurdum ki sonra tamamlayip yayinlayabileyim. Iste simdi o an geldi. Bu sefer bilgisayardan yaziyorum (daha hizli ama turkce kararkter yok malesef, duzeltmekle de ugrasamayacagim, kusura bakmayin.~

Cogunlukla yalnizliktan kaynaklanan bu zorluklari, Allah'in yardimiyla esimle beraber atlattik ama diger ailelere verilen destekleri gorunce icim sizlamiyor degil. Bu konu herhalde icimde ukde olarak hep kalacak. Fakat iyi yaptigimizi dussundugum birsey var ki, birbirimize iyi baktik, bakiyoruz. Sagolsun esim her zaman cocuklariyla ilgilenen, ev islerine yardim eden, beni mutlu etmeye calisan bir insan oldu. Tabi ben de ayni sekilde ona ve cocuklara iyi baktim. Boylece sevgimiz hic eksilmedi. Hatta bu ara cocuklarin oynamayi sevdigi bir oyun var. Anne seni doksan dokuz seviyorum diyor oglum. k harflerine vurgu yaparak. Ardindan kizim ben yuz seviyorum diyor, oglum ben bin seviyorum. Hayir ben on bin. yuz bin. milyon. trilyon, katrilyon, ve akillilik edip ben sonsuz seviyorum diyor kizim. Ardindan da ekliyor 'he heee ben en cok sen sonsuzdan daha buyuk sayi soyleyemezsin' ..

Ben de diyorum ki iki tane sonsuz var, bir eksi sonsuz biri arti sonsuz. Biriniz onu digeriniz onu sevin boylece kavga bitiyor sarmas dolas oluyoruz. Iyi ki Eren benim kardesim anne diyor Dila, Eren de gidip gidip ona sariliyor. Cok sukur birbirlerini cok seviyorlar.

Gecenlerde arkadasimla ev islerini konusurken esimin her sabah bizden once kalkip kahvaltiyi hazirladigini, yumurtalari pisridigini, suyu kaynattigini, bulasik makinesi dolu ise bosalttigini falan soyleyince sasirdi. Sen mi soyledin de yapiyor kendiliginden mi diye sordu. Hayir dedim hic istemedim, nasil basladi bilmiyorum ama o bunlari yaparken ben cocuklarin wc banyo isleriyle ilgilenirim, sonra kahvalti ederlerken cantalarini hazirlarim, sonra saclar, giyinme fasli bende. Boyle aramizda bir isbolumu olustu kendiliginden. Sonucta ikimiz de ailemiz icin cabaliyoruz, kimin hangi isi yaptigi farketmiyor.

Gectigimiz hafta tam tekrar iyi olduk derken,  Carsamba gunu kizimin binicilik dersinde talihsiz bir kaza yasadik. Normalde dersi izliyorum ama o gun oglum cok usumus cafede oturmak istemisti. Arkadasimla tam cocuklari almaya giidiyorken, Dila'nin ogretmeniyle bize dogru geldigini gorduk. Agliyor ve titriyordu. Attan dusmus, cafeye gitip sakinlestirmemizi onerdi. Medikal yardim sordum, cafede calisanlar ilk yardim bilgisine sahipmis onlardan iste dedi.

Nasil oldugunu sordugumda, hic hatirlamiyordu. Ne dusus anini, ne de neden oldugunu. Cok korkmus ve bir nevi sok icindeydi. (zaten kizimda boyle anlarda normalin ustunde bir panik hali oluyor, ki bunu hep soylerdim ama tabi insanlar anlamazdi. O gun arkadasim da gorunce hak verdi, bu konuda ayrica birseyler yapmaliyiz) Basinda kask ve sirtinda koruyucu yelek olmasina ragmen nasil dustuyse, kafasini ve sirtini incitmis. Sonradan ogretmenle detayli konustugumuzda az cok ogrendik. Derste baska bir ati suren kiz, kosturma asamasinda ne olduysa korkmus ve ciglik atmis. O ciglik atinca butun atlar urkmus ve hizlanmis. Dila, arkadasimin kizi ve bir cocuk daha (emin degilim ama) attan dusmusler. Arkadasimin kizi popo ustu dusmus yine binmis. Dila'yi ogretmeni gormemis ama herhalde yere sirtustu dusmus kafasini carpmis ama ogretmen yanina gittiginde, oturur pozisyondaymi (hemen kalkmis) ve o da onu almis zaten. Dilanin durumunu gorunce hemen acile gitmemizi tavsiye etti kiz, oncesinde yardim talep ettigim calisanlar sadece otursun su falan verin demislerdi :/

Acilde konrollerde birsey cikmadi, agrisi icin agri kesici verildi, olay anini hatirlamayisi (hala kopuk kopuk) soktan diye soylendi. Cok sukur daha hastanede iyi olmustu, jimnastikte yaptigi hareketleri yapmaya baslamisti.

Tabi ki gozlem altinda tutun dediler, hep takip ettik birsey olmadi.

O gece bir de oglum mide gribi oldu, uc kere yataga kustu, resmen sabahladik. Zaten kalbim okuz oturmuscasina agirdi hic uyuyamazdim.

Takip eden birkac gunde cocuklar normale hemen donduler ama ben donemedim. 40 yildir hayatta bir cok aci tatli seyi tecrube edip, o duygularla nasil basedecegimi ogrenmis olsam da, 7 yillik anneligimde cocuklarla ilgili kaygilarimla hala nasil basedecegim konusunda cok yol almam lazim. Ya bir sey olsaydi dusuncesiyle kavgalar edip, tekrar cocuklari ciktiklari yere sokup herseylerden sakinma hisleriyle dolup tastim.

Fakat tabi ki kabullenmek gerekiyor. Cunku her an yanlarinda da olsak (3-4 aylikken nasil gozunun onunde yataktan dustugunu hatirla diyorum kendime) ve bazen okulda, parkta, hatta evde bile cesitli kazalara maruz kalabilirler ve her an kollayamazsin. Tek yapabilecegim (ta bi ki alinmasi gereken onlemler disinda), onlara da hep soyledigim gibi 'hic merak etme annecim, ben hep dua ediyorum, melekler sizi koruyacak'

Gunlerce bu olayi cok yakinlarim disinda kimseye soylemedim. Cts gunu sosyal medyada bir kelime oyunu gordum ve instagram uzerinden paylastim. Bu minik oyun bir anda benim ruhuma iyi gelen bir ilaca donustu (ki baslangicta planlamamistim). Ne cok guzel dilek aldim, o zaman da bu kazayi ve sayelerinde sifalandigimi paylastim. Sagolsin bir cok kisi dualarini sevgilerini gonderdi. Ve aslinda bu yazinin en basinda yazdigim ' desteksizlik sikayetinin' ne kadar yanlis oldugunu anladim. Cunku sanal dostlarim bugun benim gercek insanlarimdan daha yakin.

Minnettarim.



30 Kasım 2018 Cuma

Bulutlar Dağılsın

Kasım 30, 2018 7 Comments

Geçtiğimiz hafta kızımın okuluyla ilgili yaşadığımız sıkıntının üzerine, hafta sonu oğlumun hastalanması tuz biber ekti. Günler sonra ilk defa bugün biraz olsun kendime gelebildim.

Çok şükür kızım için tuttuğumuz yol işe yaramaya başladı. Tabi istediğimiz şey bir anda şıp diye olmuyor, yavaş yavaş ufak adımlarla. Fakat değişim var mı var. Biraz daha sabretmemiz gerekecek.

O meseleye belki gereğinden fazla takılınca, hemen ardından oğlumun hastalanması bana tokat gibi geldi. Sonuçta hiç birşey sağlıktan daha önemli değil. Oğlum üç gün üç gece paracetomolun etki etmediği, ateşli ve yapışık günlerin ardından, Pazartesi bir umut gittiğimiz doktor iki kulağının da enfeksiyon olduğunu söyledi ve hiç ilaç vermedi. 5 gün ateş sürmesi normalmiş ve vücudu iyileştirecekmiş. Tabi yorgunluktan ve sinirden bayılmış halde bu hiç hoşuma gitmedi. Neyse ki ertesi gece sabaha karşı ateş düştü de biraz rahatladık. Bugün de tekrar kontrole gittik kulakları iyileşmiş çok şükür. Biraz burun akıntısı ve öksürük devam ediyor ama daha iyi en azından.

Çevremde öyle çok hikaye duyuyorum ki kulak iltihabı/antibiyotik ile ilgili, antibiyotiksiz geçmez diye bir korkum oluşmadı değil. Hala emin değilim ama güvenmeyi seçiyorum. Burada çocuklara ilaç vermekten kaçınıyorlar ama sık yaşayan çocuklara da veriyorlar. Oğlumun arkadaşı Eva, neredeyse her seferinde antibiyotik alıyor. Fark şu ki bu hastalığı oğlum ilk defa geçirdi ve kronik değil onun için. Tabi umarım bir daha tekrarlamaz.

Kış döneminde çocukların burunları hep akıyor zaten, eğer iyi temizlenmezse kulaklara doluyor ve enfeksiyon oluyor. Her zaman temizlemeye gayret ediyordum ama bu sefer gözden kaçırmışım demek ki.

Dile kolay Ocak doğumlu oğlum 15 günlükten 3 aylık oluncaya kadar sürekli burun akıntılı şekilde hastaydı. İlk üç ay her gece kucakta dik şekilde uyuttuk babasıyla sırayla uyuyarak. Sonra bir kaç ay iyiydi fakat kış yine hastaydı. Öyle ki ilk yılının 9 ayı falan böyle geçmişti. Haliyle burnunu sürekli aspiratör ile temizliyordum.

Şimdi neredeyse 4 yaşına geliyor ve ilk yılları düşündükçe kendime hayret ediyorum. Nasıl yapmışım, nasıl idare etmişim diye. İçimde gururla karışık bir hüzün de doluyor. Yalnızlığımızın, desteksizliğimizin hüznü.

Neyse konuyu dağıtmayalım, bu günlerimize şükür çok şükür. Mutlu ve sağlıklı çocuklarım var, kahkahaları eksik olmuyor, neşemiz yerinde daha ne olsun.



24 Kasım 2018 Cumartesi

Hadi Yavrum Hadi Kızım

Kasım 24, 2018 11 Comments

Başlıktan da anlaşılacağı gibi çağın annelerinin en büyük problemlerinden biriyle ben de boğuşuyorum. Ne zaman başladığını hiç hatırlamıyorum ama özellikle kızımı çokça uyarmak zorunda kalıyorum.

Bu bir dikkat dağınıklığı belirtisi midir bilemiyorum. Çünkü sevdiği ve isteyerek yaptığı konularda dikkat sorunu yok. Böyle, işte okula gitmek için evden çıkmalarımız, okuldaki sorumlulukları konusunda falan, hep kaytarma hali söz konusu. Son iki gündür de duygusal olarak beni çok yordu.

Daha önce kızımın Dalton okuluna gittiğini söylemiştim. Diğer okullardan farklı olarak, haftalık görevler bir panoya asılıyor, çocuk, hangi gün hangisini ve ne kadarını isterse yapıp panosuna bir işaret koyuyor. Bunun takibini kendi yapıyor. İlk iki yıl daha az görevleri vardı ve çoğunlukla haftanın ilk günlerinde çabucak bitirip bırakıyordu. Şimdi okuma yazmayı öğreniyorlar ve haftada 5-6 görevleri oluyor, fakat ben takip etmezsem zamanını planlayıp da bitiremiyor. Bu hafta mesela 6 taneden 3,5 tanesini Perşembe günü bitirmişti ve geri kalan 2,5 taneyi cuma bitirip tamamlama sözü vermesine rağmen, (dediğine göre öğretmen kağıtları kaldırmış, yokmuş) yapamamış. Neden istemedin dedim aklına gelmemiş :) Kitap okuması vardı neden yapmadın fırsat olmamışmış 🤦🏼‍♀️

Okulda 6 saat kalıyorlar, hadi yemek saatleri bahçe oyun vs epey zaman alıyor ama bu görevlerin yapımı en uzun 10 dakkalık kitap okuma, diğerleri 1-5 dakkada bitebilecek şeyler. Öyle ki bazı sabahlar sınıfa 5 dakika erken gittiğimizde beraber yapıyoruz, yanımda 1 dakikada bitirebiliyor. Yapabilmesi konusunda bir sıkıntısı yok, sadece biraz fazla keyifçi. Mesela çalışma kağıtlarının kenarlarında minik resimler, süslemeler, yazıp da beğendiği yazıları kalp içine almalar , güneş yapmalar. Bir yandan içimden diyorum, bak ne güzel keyif alarak yapmış, diğer yandan da evhamlanıyorum, hedefe odaklanmamış amaçtan sapmış. Kimi çocuklar ilk günde 6 sını birden yapıyor. Bu haftanın panosunda ise, çoğu çocuğun Salı gününde 6 işareti de bitirdiğini, bizimkinin bazı günleri boş geçip 3 işareti görünce cinlerim tepeme çıktı. Okulda gün boyunca neler yaptığını soruyorum, hatırlamıyormuş cicim.

Nasılsa zamanı var diye yayıyor da yayıyor. Görevlerden birinde bir yüzünde mandala boyaması bir yüzünde matematik işlemleri olan bir kağıt vardı ve iki gün boyunca sadece boyamayı yaptı. Elbette boyama yapmanın da motor becerilerine katkısı var ama her çocuk yapıyor o boyamayı zaten :(
Bir yanım işte çocukları karşılaştırma bla bla diye uyarıyor, bir yanım bak çoğu çocuk bitirdi ekstra görevler yapıyor bizimki bu halde vah vah diye ciğerimi yiyiyor. İki gündür daraldım azıcık yazıyorum ki rahatlayayım. Öğretmen birşey yapmanıza gerek yok, yeterli bunlar diyor ama neden diğer çocuklar öyle? Onlar zaman planlamasını biliyor da mı yapıyor, yoksa aileler mi teşvik ediyor, biz çok mu boş bıraktık, e bize çocuk kendi sorumluluklarını öğrenecek demişlerdi vs vs.
Babasıyla düşünüp taşınmalarımızdan sonra, haftalık programı tam bilemediği için planlama yapmayı beceremediğini (iki gün spor var, bazen ek etkinlikler oluyor, mesela sinterklaas dönemindeler şimdi ziyaretler aktiviteler vs oluyor) bu yüzden bir süre takip ederek bunu öğretmemiz gerektiğine karar verdik. Bu yaşlarda çocuklar anlık yaşıyor ve sonra yaparım diyebiliyor, ama o sonra olur mu olmaz mı ne zaman olur kafasında bir fikri yok tabi ki. Pazartesi gününden itibaren başlıyoruz bakalım iyi olacak mı?
Dalton okulunda çocuğun kendi tercihine kalıyor ya görevler, eğer yıl sonunda yeterli aşamayı kaydetmemiş ise sene tekrarı yapılıyor. Fakat işte bizim sorunumuzda olduğu gibi yetersiz bir çocuğun yetersizliğinin nedeni, zamanı doğru kullanmayı bilmemesi mi, yoksa  henüz bilişsel olarak o kapasitede olmaması mı? Yoksa bilişsel olarak hazır olmadığı için mi zamanını programlamıyor, hazır olduğunda tıkır tıkır hepsini yapacak mı, veya bu öğrenilen birşey mi, öyleyse çocuk kendi mi öğrenecek biz mi öğreteceğiz... kafamda milyon sorular.
Ben hiç böyle bir çocuk değildim. Okula koşa koşa gider, tüm ödevlerimi fazlasıyla gelir gelmez yapar, kimse bana hadi kızım demezdi. Hatta öğretmenlerime, diğer arkadaşlarımın karnelerine bol kitap oku, bana bol bol oyun yazdıkları için kızardım. Neden bana da kitap yazmadı diye. Bu yüzden şimdi kızımı anlamakta çok zorlanıyorum :(
Sanırım biraz daha zamana ihtiyacı var. Okul açılalı 2,5 ay oldu ve bir sürü şey öğrendi, öğrenmeye de devam ediyor. Plan yapmayı da öğrenebilirse tamamdır.
Not: bu arada evde yapılmak için ödev yok, sadece istenirse okuma alıştırması yapın diyorlar. Okulda da bizde olduğu gibi sayfalarca yazmıyorlar fakat nasıl oluyorsa çok güzel öğreniyorlar❤️
Not 2. Bari bir ara öğrenme/öğretme metotları nasıl onu da yazayım.




19 Kasım 2018 Pazartesi

At Aşkı

Kasım 19, 2018 7 Comments

Daha önce Burada kızımın binicilik derslerine başladığını yazmıştım. Günler öyle hızlı geçti ki 10 haftayı geride bıraktık. Ödemeleri en az 10 haftalık paketler halinde yapmamız gerekiyor ve şimdi süremiz dolduğu için tamam mı devam mı sorusunu cevaplamamız. Tabi ki devam, daha hiç doyamadı.

Bu on hafta boyunca her hafta farklı bir atı sürdü, aynı atı iki kere üstüste sürdüğü de oldu tabi ama genelde değişiyordu. Kurstaki bütün atların ismini öğrendik neredeyse, Ambar, Bambi, Falkor, Mistiral, Nico, Lucas, Max... Bunlardan başka daha onlarca at var, sanırım kimi şahsa ait, kimi de kursa. Her seviye için de kurslar mevcut. Ben de bir ara gitmek istiyorum.

Kızım beginner rijd ile başladı. Bir süre daha devam edecek, sonrasında beginner + ve daha ileri seviyeler, diplomalar vs varmış. Şimdilik daha ne kadar devam edeceğini bilemiyorum ama oyun ablamız çocukluğunda 4 sene gitmiş, arkadaşıma gelen başka bir oyun ablası 8 sene, kızımın şimdiki öğretmeni (oldukça genç) neredeyse hayatı boyunca (öyle ki kendi atı varmış), böyle uzun veya kısa vade devam eden kişileri görmek meğerse çok yaygınmış.

Zaten daha önce de belirttiğim gibi kızım için , asıl hevesi, biniciliğin spor kısmı değil, hayvanla ilişki kısmı. Fakat elbette birşeyler de öğreniyor. Zaten spor aşamasına geçmeden önce illa ki hayvanla aranda bir ilişki kurulması gerekiyor. Hatta çok sevdiğim bir bölüm var derslerde. En sonunda öğretmen bir komut veriyor ve at üstündeki tüm çocuklar öne doğru yatıp atın boynuna sarılıyorlar. Bir nevi teşekkür. Çok duygusal görünüyor ❤️

Kızım bu zamana kadar, atı harekete geçirmeyi/ durdurmayı, yönlendirmeyi, tırıs koşturmayı, atı sürerken bir eliyle de vücudunun farklı yerlerine dokunmayı (kaskı düzeltmek, bacağı kaşımak vs..), inmeyi/binmeyi gibi hareketleri öğrendi. Tabi sürüş haricinde de, nasıl davranmak lazım, eyer, dizgin takıp çıkarılması (kendi yapamıyor henüz ama yardımcı oluyor), saçlarının ve tüylerinin taranması gibi şeyler de var.

Her hafta, binicilik dersinin olduğu günü heyecanla bekliyor, koşa koşa gidiyor ve hiç ayrılmak istemiyor. Bu birkaç saatin ona getirdiği şifa bir yana, her hafta atları görmekten, sevmekten oğlumla ben de fevkalade memnunuz. Umarım hep böyle devam eder 🙏🏼

13 Kasım 2018 Salı

Şarkıcı

Kasım 13, 2018 10 Comments
Geçenlerde Hollandaca dersinde bir soru cevaplamıştım, şimdiki işi yapmasaydınız ne olmak isterdiniz gibi birşey. Şarkıcı demiştim, canım hocam kızcağız da aaa profosyonel olarak söylüyor musun diye cevap verdi. Evet dedim son 6,5 yıldır her akşam söylüyorum :))

Çocukken şarkı söylemeye bayılırdım. Saatlerce aynanın karşısında avazım çıktığı kadar. Görenler bir garip aşık sanabilirlerdi söylediğim aşk şarkılarını duyunca... Fakat beni asıl ilgilendiren ses ve melodiyi çıkarabilmekti. Yüzde elli duyma kaybı olan birinin şarkı söylemesi biraz ironik aslında. Hep merak etmişimdir acaba başkaları da benim duyduğum gibi mi duyuyor şarkılarımı diye. Şahsen kendimi fena bulmuyorum aslında.

Kızımı doğduğundan beri her akşam şarkıyla uyuttum. Sadece ninni ve çocuk şarkıları değil, türkü, TSM, slow pop, arabesk, alaturka, yabancı slow (genelde slow şarkıları seçiyordum tabi) çeşit çeşit söyledim. Oğlum da uzun zamandır şarkıyla uyumaya alıştı. Fakat onun olmazsa olması ten teması, kızımızla de şarkı. 

Dün akşam yine üçümüz koyun koyuna yattık ve şarkılara başladık. Bazı şarkıları beraber söylüyoruz. Oğlum Gülpembe’yi söylerken baştan sona eşlik eder, kızım Mirkelam’dan Hatıralar’ı. Üçümüz birlikte ise Yıldızların Altında’yı söylüyoruz fakat Kargo’nun tarzında :))

Anne bu şarkının en çok neresini seviyorum biliyor musun diyor kızım. Yoksun yanımdaaaaaa derken o daaa hecesinin yükselip alçalan volumle uzatılmasını seviyormuş. Ben de “bir sey istemem neye yarar hatiralar” kısmını seviyorum diyorum. Ne de olsa yıllardır hatıralarım, uzaktaki yakınlarıma dair en değerli varlığım.

Çocuklar büyüyor, hayatı bir roman misali yaşıyorken...
Amsterdam 


6 Kasım 2018 Salı

Yaprak Dokumu

Kasım 06, 2018 3 Comments

Babannem oldugunde 100 yasinin uzerindeydi. Su an tam emin degilim ama sanirim 103 ya da 104 yasindaydi. Belki oncesinde kaybettigi bebekler de olmustu ama galiba yakinlari icinden en erken olarak once kocasini, sonra evine aldigi gelinini ve 10 yaslarindaki torununu, ardindan bazi cocuklarini ve damatlarini kaybetti. Son 10-15 yilini cocuklarinda sirayla gezerek yasadi fakat son zamanlarda 6 cocugundan gidebilecegi 2 cocugu kalmisti. Babam ve halam. Bunun disinda akrabalarindan , komsularindan bir cok kisiyi birer birer kaybetti. Koyden haber gelirdi mesala, babannem derdi ' o da mi olmus' , durgunlasirdi ve 'bir ben kaldim' derdi. 

Onun o huznu bana cok aci verirdi. Bu yuzden uzun yasamayi guzel birsey olarak goremiyorum. Bense bu yasima kadar bir cok olume sahit oldum. Annem ve babam hala saglikli ve hayattalar ama dedem, ananem, babannem, halalarim, enistelerim ve komsularimizdan bir cok kisinin cenazesinde, cenaze evlerinde, dualarinda bulundum. Olumun hayatin dogal akislarindan biri oldugunu kabullendim.

Gectigimiz bir kac hafta boyunca sarsici haberler aldim. Once yukarida bahsettigim halamin, benden sadece 2 yas buyuk olan kizi aniden kalp rahatsizligi gecirdi ve kalbine stent takildi. Operasyon basarili ve simdi iyi ama su gercek yuzume carpti. Artik ben de o yaslara geldim iste! Hani yavas yavas tanidiklarimizin yaprak dokumlerine sahit olacagimiz yaslar... Onceden cevremdeki goclerin icinde cocuktum ve genctim, artik degilim. Evet hep diyoruz olumun yasi yok diye ama biraz da var sanki... Yaslandikca ihtimaller cogaliyor.

Bu haberin ardindan teyzemin kocasi ciddi bir rahatsizlik gecirdi ve hastaneye kaldirildi (sonra cikti iyi simdi) Evet o nispeten yasliydi ama babamdan gencti. Babam da babannemin ruh haline coktan girmisti zaten, onun da arkadaslari birer birer gocuyordu. Enisteme de cok uzulmus fakat uzuntusunun ardindaki bir diger gercegin bu his olduguna yuzde yuz eminim. Onu taniyorum.

Uc gun once de ayni halamin Berlin'de yasayan buyuk kizinin esinin olum haberi geldi. Son birkac yildir kanserle mucadele ediyordu. Belki kurtuldu ama o da benden sadece 10 yas buyuktu, 50 yasinda.

Butun bu yakinlarima tek tek uzulmemin haricinde ayni babannem gibi, babam gibi hazan mevsimine girmis olma dusuncesi bana agir geldi sanirim. O yuzden bir suredir ortalikta yoktum. Icimde hala bu duyguyla nasil basedebilecegime dair cozemedigim sorular var.  Karistim. Altust oldum. Yeniden cozulunce gelecegim.


12 Ekim 2018 Cuma

Eski Düğün Fotoğraflarımızı Ne Zaman Çok Güzel Bulacağız?

Ekim 12, 2018 7 Comments


9 Eylül evlilik yıldönümümüzdü. O gün basit bir şekilde kutlamıştık ama zaten ikimiz için de her zaman birlikteliğimizin başlangıç tarihi çok daha önemlidir, asıl kutlamaları o güne saklarız hep. Fakat aklıma geldi eşime sordum, bizim hiç o güne dair videolarımız var mı burda, bari onu seyredelim (böyle bir geleneğimiz yok, zaten doğru düzgün medya da yok). Hem çocuklar da görmüş olur?

Varmış bir iki dvd, buldu çıkardı. Fakat izlemek bu güne kaldı. Oğlum görünce sanırım hoşlanmadı ve kaçtı. Biz kızımla biraz hızlı hızlı izledik. Ve ne kendimi, ne video kalitesini, hiç birşeyi beğenmedim. Kızım babasını çok komik buldu, saçları çok uzunmuş, beni beğendi ama neden saçlarımı kıvırcık yaptırmışım o düz severmiş 😅

Kısa bir zaman önce pinterestte yukarıdaki fotoyu görüp vurulmuştum. Kocama dedim hiç güzel fotoğraflarımız yok, böyle fotoğraflarımız olsun istiyorum. Evlendikten 12 yıl sonra, beraberliğimizin başlangıcından 20 yıl sonra, böyle şık giyinip fotoğraf çektireceğiz tamam mı? Üstelik karede çocuklarımız da olacak. Söz verdi, tamam dedi. Hadi bakalım evren duy sesimizi. 


10 Ekim 2018 Çarşamba

Bilimadami Yetistirmek

Ekim 10, 2018 2 Comments
Bilim eğitimi almış biri olarak, son zamanlarda nedense üstüste karşıma çıkan “bilim ne kadar gerekli, çocukların öğrenmesi şart mı?” gibi konularda biraz ahkam kesmek istiyorum izninizle. Tabi bunlar benim düşüncelerim olacak, bir iddiam olmadığını önceden belirteyim.

İlk olarak Hollanda’daki anne gruplarında karşıma çıkmıştı. Duymuşsunuzdur Hollandalı çocuklar dünyanın en mutlularıymış. Bununla birlikte, yüksek öğrenimin özellikle tıp, bilim, mühendislik gibi kısımlarına gitgide azalan bir eğilim varmış. Bu kimi anneleri endişelendirdi, kimisini de aman canım bilim adamı olmayıversin, sporcu olsun, sanatçı olsun gibi yorumlara meylettirdi. Doğrudur çocuk mutlu olduğu şeyi elbette yapsın ama bir dönem var ki, ergenlik öncesi geç çocukluk diyeceğimiz dönem, belki 4-11 yaş gibi bir aralık bu, o dönemde çocuklar müthiş açık oluyorlar ve herşeyi hızlıca ve kolayca öğrenmeye yatkınlar. Ve bu yaşlardaki çocuklar evlerinde/ etraflarında ne türde meteryaller varsa onlarla ilgilenip gelişiyorlar. Mesela en ünlü müzisyenlere, sanatçılara ve bilim adamlarının hayat hikayelerine bakın, doğduklarından itibaren ilgili ortama maruz kalmışlar. Bu durumda şu soru ortaya çıkıyor, bu yaş aralığındaki çocuğun iştahlı merakını yeterince doyurabilecek miyiz, doyurmak için ne yapmalıyız?

Günümüzde genel aile bireylerine bakacak olursak, çoğunlukla anne babaların bilim ve matematiğe karşı mesafelerinden ötürü, çocukların ilgisinin yeterince beslenmediğini düşünüyorum ben. İlk çocukluk dönemini hatırlayın. Nasıl da nesneleri öğretmek kadar sayıları da öğretmeye önem veriyoruz ama sonra birden bire belli konulardaki eğilimler doyumsuz kalıyor. Yani aslında muhtemelen anne babanın yaklaşımı, çocukların eğilimlerini şekillendirip yön veriyor. Bu durumda bilim adamı yetiştirme zorluğu dediğimiz şey, aslında, her çocukta olduğuna inandığım merak duygusunun bilimle ilgili olanlarının sürdürülebilir olmasının zorluğu. 

Tabi bu tek şekilde ele alınacak bir konu değil. Çocukların yaklaşımına göre, sordukları sorulara cevap verme tarzımızdan, onları düşünmeye yönlendirme becerilerimize, evde ilgili meteryaller bulundurmaktan, etraftaki bilimle ilgili aktivitelere özendirmeye, doğada zaman geçirip gözlemlemeye kadar içinde çocuktan çocuğa, aileden aileye, ortamdan ortama değişiklikler içeren çok değişkenli bir konu. Sadece bilim öğretmek açısından değil, hayat tecrübesi olarak, düşünmeyi, soru sormayı, araştırmayı öğretmek çocuklara kazandırabileceğimiz en önemli değerlerden birkaçı.

Bu becerileri edindikten sonra, çocuk, merakı doğrultusunda kendi kendine öğrenmeyi gerçekleştirecektir. Bu kazanımları edinmiş çocukların, bilim adamı olabilmesi için bence hiç bir engel yoktur. Biraz daha büyüdüklerinde, okuyarak, araştırarak, inceleyerek, deneyerek, gözlemleyerek,  meraklarını geliştireceklerdir. İşte bu süreçte başlıca iki farklı yöntem ortaya çıkıyor:

1- Asla karışma, çocuk kendi kendine öğrenebilme becerisine sahiptir, bırak herşeyi en baştan keşfetsin.

2- bir öğretmen/ eğitmen bulmalıyım ki çocuğumun sorularını cevaplayıp tatmin etsin.

Bunlar hakkında düşüncelerim de bir sonraki yazıya...

9 Ekim 2018 Salı

Dünyanın En Kısa Romanı

Ekim 09, 2018 5 Comments

Biraz önce instagramda bir arkadaşıma yorum yapacakken aklıma geldi, daha önce okuduğum ve unuttuğum bu alıntı. Buraya da yazayım unutmayayım.

Roman aslında ne okuduğumuzdan çok ne hissettiğimizdir. İşte yukarıdaki tek cümle bizi sayfalarca anlatabilecek kadar çok duyguya boğuyor. İyi bir yazarın farkı da burada ortaya çıkıyor. Şimdi farkediyorum ki, ben de okuduklarımı benim için iyi-kötü diye kıyaslarken, en çok bu duygu yoğunluğunu dikkate alıyorum.

Bazi Anlar Bogazda Dugum Olur

Ekim 09, 2018 5 Comments
Sanirim bir ay olacak, evimize yakin bir halk evinde, ucretsiz Hollandaca konusma dersleri veren bir bayanin derslerine katiliyoruz bir kac arkadasla. Hic konusamayan benim gibi biri icin bile oldukca gelisme sagliyor. Diger yandan hepimiz bayaniz ve birbirimizden cok sey ogrenip, cok seye guluyoruz. Iki Turk, bir Bulgar, bir Arnavut ve bir Taylandli, bir de Hollandali hocamiz ile, kulturler, aliskanliklar, yaklasimlar... Gercekten cok sevdim.


Bu sabahki konusmalarimizda konu yemeklerden hagelslag'a oradan da dogum hediyeliklerine geldi. Hagelslag hollandanin en meshur kahvaltiliklarindan biri. Ekmegin uzerine tereyag (veya margarin) suruyorlar,  uzerine de hagelslag denen cikolata parcaciklari serpiyorlar. Bunlarin farkli renklerde ve sekillerde olanlari mevcut ve ozellikle pembe ve mavi olanlari (asagidaki resim) bebek hediyesi olarak dagitiliyor. Bunlarin tadi biraz daha degisik ve neden bilmem icinde anason tadi var. Biz yiyemiyoruz. 
Kulturlerden bahsederken, cocuklar dogdugunda sen ne verdin? Sizin ulkenizde neler ikram edilir sorusuna geldi konu. Herkes soyledi bana sordugunda tutuldum kaldim. Bogazimda bir dugum olmustu. Simdi yazarken buna takilmiyorum cunku kabullendim ama yillaaar sonra hala bende bu etkiyi yaptigini gorunce sasirdim dogrusu.



Ben dedim hic bir sey vermedim. Cunku verebilecegim kimse yoktu. Kizimda slovakyada iken bir heves asagidaki kutulari hazirlamis ve hastaneye gotormustum. Hic olmazsa hemsirelere veririm diye. Olmadi. Galiba esim bir iki is arkadasina goturmustu o kadar. Kalanini biz turkiyeye gidince annemlere falan vermistim. Tabi daha sonra baska sekillerde benzer hediyeler dagittik ama hagelslag gibi ilk anda verilen (ki hazirlamasi cok basit, eve aniden gelen misafire kolayca ikram edilir) bir hediyemiz olamadi.


Oglumda ise hic bir dogum hediyesi hazirlamadim, zaten kimsenin olmayacagini biliyordum. Nitekim oyle de oldu. Fakat yine de yapmayi, dagitmayi arzu ederdim.

Aslinda canimi acitan sey, elbette, birsey verememek degil, verecek kimsenin olmayisiydi. Gurbette olsun veya olmasin (biliyorum kendi vataninda da yakinlarindan uzakta olanlar var) boyle gunlerde yalnizlik hic kolay degil. Eger cevrenizde varsa, yeni dogum yapanlar, yalniz yasayanlar, inanin kan baglarinin hicbir onemi yok, arkadaslik, komsuluk ederek buyuk sevaba gireceksiniz. Dusunuyorum da keske sokaga cikip tanimadigim insanlara, cocuklara dagitsaymisim cikolatalarimi. Duyduk duymadik demeyin, biz anne baba olduk, iste bu da size hediyemiz deyip kutlasaydik. Bu bile yeterdi belki...