16 Aralık 2014 Salı

Ev Okulu Meselesi

Aralık 16, 2014 10 Comments
Ülkemizde eğitim sistemine dair yapılan reformlardan sonra, bir çok ailenin ev okulu konusunu ciddiye almaya başlayacağını düşünüyorum artık. Hele ki bu sabah çıkan anaokullarında uygulanması gereken tavsiyelerden (!) sonra. Haberi burada http://www.radikal.com.tr/turkiye/anaokullarinda_derse_besmeleyle_baslanacak-1252323

Ben olsam ne yaparım/yapardım diye düşünmeye başladım ve aklıma gelenleri yazmaya karar verdim.

- öncelikle tabi haklar-hukuklar bu işin nasıl yapıldığı, yönetmelikler iyice okunup hukukçular eşliğinde anlaşılmalı. Bu amaçla ciddi bir web sitesi/blog açılsa iyi olur. Hukukçular, eğitmenler, pedagoglar tarafından bu yönde bilgiler içeren bir site.

- sonra 3-4 arkadaş bulur hep beraber ev okuluna başlayıp yürütmeye çalışırdım. Ancak tabi ki kaytarmaya çalışan, çocuğunun yükünü başkasına atan biri olmamak kaydıyla. Her birimiz farklı bir gün için bir görev üstlenirdik mesela. 

- haftalık, aylık ve yıllık takip edilmesi gereken dersler, yıl sonunda çocuğun edinmesi beklenen beceri ve bilgiler gibi tablolara ihtiyaç olacaktır. Bunları yine okullardaki müfredata uyacak şekilde düzenlemek, programlamak için yardımcı olacak "ev okulu ders programı" sunan sitelere ihtiyaç var. Yine her anne neler yaptıklarımı paylaşabilsin bir fikir ağı oluşsun diye de forum benzeri bir siteye. Tabi bunlar çocukların yaşlarına göre düzenlenmeli.

- anne baba çalışıyorsa, özel ders veren öğretmenler gibi özel ev okulu öğretmenlerinin türeyeceğini düşünüyorum yakın zamanda. Böyle kişilerden destek alınabilir, anne babanın yerine ev okulu öğretmenleri çocuğu eğitebilir.

- Çocukların sosyalleşmesi için, çocuklarına ev okulu uygulayan ebeveynler bir platformda toplanabilir ve şimdilerde sosyal medyada bolca gördüğümüz olul öncesi aktiviteler gibş, ev okulu öğrencileri için toplu aktiviteler düzenlenebilir. Fabrika ziyaretleri, çeşitli meslek gruplarından insanları ziyaretler, doğadaki keşifler, tarihi geziler gibi.

Şahsen ben böyle bir durumda kalırsam, çocuklara gönüllü öğretmenlik yapmaktan, onlara aktiviteler bulmaktan çok memnun olurum. Akademik açıdan tüm dersleri çocuklara öğretebilirim, hatta onların öğrenme becerilerine göre farklı yöntemler dener en zevk alacağı şekilde yöntemler bulur geliştiririm. Eminim benim gibi düşünen ve yapabilecek durumda olan çok anne vardır. İş sadece planlı programlı olmaya ve meseleyi ciddiye almaya bakıyor.

15 Aralık 2014 Pazartesi

Haftanın Bilgisi : Bifteğin Pişip Pişmediğini Anlatan Parmak Testi

Aralık 15, 2014 4 Comments
İki haftadır bu konudaki yazılarımı yazamıyorum a dostlar. Sebebi ise Hollanda'ca bir yemek dergisinde gördüğüm yöntemi çevirmeye vakit bulamamak. Tabi ki benim bir karış havada olan aklım yeni başıma geldi ve bu bilgiyi ingilizce olarak buldum internette.

Hani özellikle yabancı yemek programlarında görürüz böyle şefler, tavada kalın biftek parçaları pişirirler. Hatta bazen parmaklarıyla üstten bastırırlar pişip pişmediğini anlamak için. Doğrusu ben genelde bu şekilde pek pişirmediğim için şahsi fikrimi sunamayacağım ama denemek istiyorum. Bir de doğrusu şu konuda şüphelerim var. Yurtdışında mesela restoranlarda bu tip yemekler genelde içi pişmemiş halde servis ediliyor. Bu yüzden ben özellikle çok iyi pişmiş olmasını belirtiyorum. Aşağıya yazacağım bilgilerde bu ölçüt nasıl tanımlanmış bilmiyorum. Yani pişmiş dediği ortası çiğ kalmış bir pişme midir yoksa heryeri tamamen pişmiş midir denemek lazım.

1- Elinizi açıp yukarıdaki gibi dokunduğunuzda pişmemiş etin sertlik derecesini gösteriyormuş.
2- baş parmak ile işaret parmağı birleşince hissedilen sertlikteyse, etiniz az pişmiştir.
3- baş parmak ile orta parmak birleşiminde hissedilen sertlik ise orta pişmişe yakın.
4-baş parmak ile işaret parmağının birleşimindeki sertlikteyse orta pişmiş
5- baş parmak ile serçe parmağın birleşiminin sertliğinde ise iyi pişmiş oluyormuş :)

Hollanda'da Bulamadıklarım

Aralık 15, 2014 10 Comments

Haftasonu yukarıdaki kurabiyelerle uğraştım. Fotoğrafını instagramda paylaşırken, "Hollanda'da şeker hamurunu marketlerde bile bulabiliyorsam, denememek olmazdı" yazmıştım. Bir yorumda Hollanda'yı çok övdüğüm söylenmiş. Doğrusu böyle algılamamıştım ama başkaları böyle algılamış olabilir tabi. Önemli değil, kızgın veya alınmış değilim fakat düşündüm de hakikaten sosyal medyada tüm herşeyi paylaşmıyoruz. Hep en iyiyi en güzelleri.

Sonraaa geçenlerde instagrama fotoğrafını koyduğum kuşkonmaz çorbası için de benzer şey olduğunu hatırladım. Türkiye'de kuşkonmaz pahalı. Aslında burda da pahalı ama burda herşey pahalı olduğundan normal geliyor. Ben de bu yazıda Hollanda'da eksikliğini hissettiklerimi yazayım dedim. Hep olumlu taraflarını yazacak değiliz ya :)

Tabi aşağıda yazacaklarım, her yerleşim yerinde veya her Türk'ün eksikliğini hissettiği şeyler olmayabilir. Benim olmayan yabancı dilimle, fazla Türk'ün yaşamadığı (dolayısıyla Türk dükkanlarının olmadığı) bir yerleşimde eksikliğini hissettiğim şeyler bunlar.

- Genelde tüm avrupada benzer uygulama var ama bizim kasabada daha bi rahatlar dükkan sahipleri. Erkenden kapanıyorlar ve bazıları pazt öğleden sonra açılıyor mesela. Yalnızca marketler hafta içi 9'a kadar açık, cumartesi daha erken kapanıyor ve pazar da öğleden akşama kadar. Acil ihtiyaç olursa yandın hep planlı olmalısın.

- Sebzeler meyveler çok pahalı. Slovakyadan sonra bize pahalı geldi ki slovakyada bazı şeyler Türkiyeden bile çok ucuzdu.En ucuz sebzelerden biri olan patatesin kilosu 30-40centti, burda 1,5-2 euro civarı. Patlıcanın ve kabak adeti 1€ civarı (bazen indirimler oluyor), iki adet kırmızı biber 2€, 2 adet koçan mısır 2,5€. Kuşkonmazın 100 gramı (tabi mevsime göre biraz değişiyor bu son aldığım fiyat) 3€ civarı. 

- Her çeşit sebze ve meyve yok. Mesela mandalinalar bizim mandalinalardan biraz farklı (slovakyada da öyleydi) sanki daha portakalı andıran bir yapısı var.

- Sıradan bir markete girdiğinizde bizdeki gibi çeşit çeşit kokulu kokusuz sabunlar yok. Bir iki çeşit bulursanız ne ala. Sıvı sabunlar var genelde. İlk zamanlarda beyaz kalıp sabun aramıştık, zorla bulduk. Türk marketlerinde oluyor tabi. Bir de temizlik ürünleri bizdeki kadar çeşitli ve bol değil.

- Yukarıdaki kurabiyeleri koymak için şeffaf minik poşetlerden istiyordum yok. Belki vardır ama nerededir bilmiyorum, ben yakınımdaki dükkanlarda bulamadım. Oysa hem annemin hem de kendi evimin  yakınlarında böyle ıvır zıvır satan (ne alırsan - tl 3 tl gibi) dükkanlar var. Orada herşeyi bulabiliyorsun.

- Yine böyle ıvır zıvırların kırtasiye malzemelerinin ucuz temin edildiği yerler yok. Yine hafta sonu için krapon kağıdı aldım mesela adeti 75cent 2,25 tl yapar. Oysa türkiyede belki 50kuruş falandır. 

- Örgü örmek istiyorum ama her aklıma düşen şeyi öremiyorum. Çok çeşitli iplerin olduğu tuhafiyeler var ama yakınımızda yok. Hoş olsa da iplerin fiyatı öreceğin şeyi hazır almandan daha pahalıya geliyor. Doğru düzgün yünlerin adet fiyatı 2-3€ civarı. İnternetten baktım onlar da öyle.

- Diyelim arabayla bir yere gidilecek önce otoparkı var mı yok mu bakmak lazım. Merkezde özellikle otoparklar çok pahalı, hatta avrupada en pahalı buradaymış diye söylenir. Geçenlerde gittik merkeze iki saatten biraz fazla zaman için 25€ verdik, yuh.

Örnekleri daha da çoğaltabilirim ama bu kadar yeter. Üstelik bunlar hep maddi konulu eksiklikler. Bir de manevi olanlar var ki o liste uzar gider. Yine de sahip olamadıklarınıza değil olduklarımıza odaklanmak, bulamadığımızda nasıl yapabilirim diye düşünmek, hayatımızı karamsarlıkla değil şükürlerle geçirmek benim seçimim. Yoksa hayata katlanmak imkansız olurdu.

Iyi haftalar

11 Aralık 2014 Perşembe

2. Gebelik Günlüğüm 33. Hafta

Aralık 11, 2014 6 Comments
Derin bir pheeeew çekerek başlamak istiyorum yazıya. Ne haftaydı ama, kafam sersem gibi vücudum isyanda ve zaman geçmek bilmiyor.

Dün ne yaptığımı bile hatırlamakta zorlanıyorum şu an değil geçtiğimiz bir haftada ne yaptığımı hatırlayayım. Hatırlamak için önceki yazıya bakıyorum, şunu yapsam iyi olur dediklerimi yapabilmişim mi acaba diye. Camları silecekmişim, hayır duruyor. Perdeler yıkanacakmış evet yıkandı. Onları genelde ütülemezdim bu sefer ütülemeye karar verdim ve hala bekleyen tek parça hariç hepsi yıkanıp ütülendi. Amma da büyükmüş ütüle ütüle bitmediler. Hastane çantası daha hazır değil artık bu hafta sonu bu işi bitirmeliyiz dedik işimle, eksikleri almamız lazım. Bir de bir kez daha ikea yolu daha gözüktü onu yapmamız lazım. Bebek kıyafetlerinin ütülenmesi bitmedi ama yenileri de geldi. Hafta sonu H&M den aşağıdakileri (ve fotoğrafını çekmediğim bir miktar daha) kıyafet aldım, dün de C&A nın internet sitesinde sadece düne özel ekstra indirim varmış, ordan da aldım. Hepsini birden yıkar ütülerim artık.
Bu ülkede hastane çantası olayı biraz farklı imiş. Bize gelen bir kitapçıkta hastane için yanımızda olması gereken malzemeler listeleniyor. Bir kocaman koli medikal malzemeler var. İçinde pedler, yatak koruyucuları, steril sabun, bebeğin göbeği için klips, alkol, bandaj malzemeleri gibi. Bu koliyi genelde bağlı olduğunuz sigorta şirketi ücretsiz gönderiyor. Eğer sigorta yoksa bebek mağazalarında hazırlanmış olan böyle kolileri satın alıyorsunuz. 

İkinci ihtiyaç da pek tabi ki bebek ve anne kıyafetleri. Bebek için 6 takım iç ve dış giyim ve dışarı çıkarken giymek için mont/tulum gibi şeyler tavsiye edilmiş. 6 takım bana çok geldi doğrusu :) Kişisel ihtiyaçlardan da tek kullanımlık donlar hariç çoğu tamam :)

Bir de hastaneden eve gelince uyulması gereken kurallar var. Hastanede kalındığı günler de dahil toplam 8 gün boyunca eve yardımcı hemşire gelecek (bunu ayrıca yazacağım). Kurallardan biri annenin yatağının en az 70cm yükseklikte olması. Yatak odamızdaki yatak da, misafir odasına koyduğumuz tek kişilik yatak da 45cm'i geçmiyor. Bunun için yatak yükseltici ayaklardan temin etmemiz lazımmış. Neyse ki kiralanıyormuş. İşte böyle ufak ufak ama zaman alan bir sürü iş var daha.

Bu hafta Helo yine epey zorlamaya başladı. Biraz sümük-öksürük süreci geçirdik, geceler gündüze karıştı, huysuzluklar tavan yaptı ve ben yorgunluktan mahfoldum. Akşama doğru pelvik ağrılarım çok artıyor yürüyemiyorum bile. Gece ağrıdan uyuyamıyorum ama dinlenebilmiş isem genelde sabaha ağrısı geçmiş oluyor.

Gelelim Novadünya'ya. Birazcık pozisyon değiştirdi ayaklar yukarı geldi ama tam değil. Kafa sağda, ayaklar solda popo aşağıda u şeklinde duruyor. Bakalım dönebilecek mi. Hareketleri çok sertleşti öyle ki bazen aklım gidiyor çıkıverecek diye. Dün akşam yine epey zorladı çok korktum. Artık dışardan karnım yamuluyor ve titreşimleri gayet belirgin :) 

Bu günlerde artık hareketlerim epey zorlandığı için zamanın hızlı geçmesini istiyorum ama sonrası için de hazır mıyım hiç bilmiyorum. Daha bunları düşünecek zamanım olmadı. Şimdilik sadece günü kurtarmaya çalışıyor gibiyim, planlara uyamıyorum zaten. Her gün ne pişireceğim sorusu bile bu şapşallaşmış kafam için epey büyük bir mesele :)

Ha aklıma gelmişken yazayım, haftalar önce bir yazımda bu hamileliğimde aptallıklar yaşamadım demiştim ondan sonra ara sıra oluyor. Mesela şu an aklıma gelen farklı zamanlarda iki kez ocağı açmadan çorba yapmaya çalışmam. Katıştırıyorum karıştırıyorum bir türlü kaynamıyor ve ben ocağı açmadığımı gayet uzun süre sonra farkediyorum :) Bir de dışarda dürüm döner yediğimiz bir gündü. Bitiremediğim dürümü paket yaptım çantama koyacaktım ama sonra noldu bilmiyorum, çöplerin içine atmışım :/

Sevgiler


8 Aralık 2014 Pazartesi

Hollanda'da Hamilelik

Aralık 08, 2014 18 Comments
Uzun zamandır bu konuda detaylı bir bilgi içeren yazı hazırlamak istiyordum. Artık neredeyse hamileliğimin çoğunu bitirdiğim için, tecrübelerimi de içeren bir yazı yazabilirim.

Hollanda'da sağlık sistemi aile hekimine dayanıyor. Oturduğunuz yere en yakın merkeze kayıt oluyor, buradaki pratisyen doktorlardan birini aile doktorunuz olarak seçiyorsunuz. Bundan sonra herhangi bir rahatsızlığınızda önce o doktoru ziyaret etmeniz gerekiyor ardından gerekirse o sizi hastanelere sevkediyor.

Hamile olduğunuzu farkettiğinizde ise önce aile hekiminize gitme şartı yok. Civarınızda bulunan midwife (ebe) merkezlerinden birine telefon ederek doğrudan başvuru yapabiliyorsunuz. Çoğunda birden fazla (bizimkinde 5) ebe çalışıyor ve dönüşümlü olarak her kontrolde hepsiyle sırayla tanışıyorsunuz. Doğum sırasında bunlardan biri ile çalışacaksınız çünkü.

Evinize yakın birden fazla merkez olabilir. Hangisindeki ebeler daha iyidir, hangisini seçmeliyim gibi konuları varsa çevrenizdeki annelere danışarak, yoksa neredeyse hepsinin kendine ait olan web sitelerini okuyarak karar verebilirsiniz. Coğrafik olarak bu merkezleri arayıp listeleyeceğiniz şöyle bir site var. http://zoekverloskundige.knov.nl/ Midwife'ın Hollandacası verloskundige imiş. verloskundigepraktijk yazarak aratabilirsiniz.

Hollanda'da hamilelik boyunca ve doğum sırasında midwife gözetiminde oluyorsunuz. Bir sorununuz olmadığı sürece hiç doktorlarla muhatap olunmuyor. Bunu blogumda yazdığımda veya çevremde paylaştığımda, çoğu kişi doktor kontrolünde olmamayı olumsuz bir durum olarak algıladı/algılıyor. Fakat mantık şu: hastaneler ve doktorlar hasta insanlar içindir ve hamileler hasta değildir. Hamilelik bir hastalık değil, hayatın bir parçasıdır. Elbette risk grubundaki hamileler (önceden düşük yapmış olanlar, diabet hastaları, çoğul gebelik gibi durumlarda olanlar) en başından itibaren doktor gözetiminde oluyorlar. Ancak düşük risk grubundakiler ihtiyaç ortaya çıkmadıkça hiç doktora görünmüyor, ve benim gibi ilk doğumu sezeryan olanlar da, hamileliğinin son iki ayına kadar midwife, sonra doktor gözetiminde oluyorlar.

Midwife'ların Türkiyede'ki ebelere göre biraz daha tecrübeli olduklarını belirtmek lazım. Belki ülkemizde de ebelere yeteri kadar hak ve fırsat verilse belki buradaki gebelerle aynı derecede bir güven duyardık onlara da. Bu ülkede, daha önce çocuk gelişimi takip sistemine duyduğum şaşkınlıkla karışık hayranlığı, hamilelik için de (ve daha sonra yazacağım post-natal dönem için) duydum. Öyle ki a'dan z'ye olası tüm durumlar için çok iyi bir rehber hazırlamışlar, her durum için neler yapılmalı iyi biliyorlar ve en önemlisi bu hizmeti ülke genelinde herkese ulaştırabiliyorlar. Dolayısıyla sınırları tüm olasılıkları çok iyi belirlenmiş bir bilginin tüm ebelere eşit derecede öğretildiğini düşünürseniz, aslında doktorlara minimum iş düşecektir. Sanırım ülkemizde her ebe aynı beceri ve bilgiye sahip olamıyor. Yine buradaki ebeler, normal bir doktordan çok daha fazla sayıda doğum tecrübesi edinmiş oluyor. Daha önce bir yazımda yazdığım gibi, buranın sağlık sistemini bilen ve burdaki ebelerle çalışmış olan İstanbul'daki doktorum; Türkiye'deki ebelerle burdakilerin arasında çok fark olduğunu, bunlara güvenebileceğimi ve kişisel olarak birlikte çalıştığı ebeleri Hollanda'daki ebeler gibi eğitmeye çalıştığını söylemişti. Yani Hollanda'da hamile kalırsanız, ebelere güvenebilirsiniz.

İlk başvuru:
Size yakın merkezle irtibata geçtikten sonra, genelde 8-12 haftalara tekabül eden bir tarihte ilk görüşme yapılıyor. Bu ilk görüşmede bilgileriniz kayıt altına alınıyor ve bir usg uzmanı tarafından (bizim merkezde ebe değil başka bir bayandı, muhtemelen doktor değil sadece bu konuda uzmanlığı olan biri) kesenin varlığı gözleniyor.

Hamile olduğunuz usg ile doğrulandıktan sonra birkaç gün sonrası için ilk midwife randevusu veriliyor. Bu görüşmeye eşiniz de katılsa iyi olabilir. Detaylı bir soru cevap ile genetik geçmişiniz, sağlık durumunuz, planlı gebelik mi değil mi meselesine kadar sorgulanıyor. Bu görüşmede ayrıca kan örnekleri alınıyor tansiyon şeker ölçülüyor. Hamile kalınan kilo soruluyor ama özel bir takip yapılmıyor (en azından bende öyle oldu).

Kontroller (midwife)
Bundan sonra yaklaşık 30. haftaya kadar aylık, daha sonra da sıklaşan midwife kontrolleri olacak. 12. haftada ikili test, 20. haftada ileri düzey usg (detaylı tarama testi) ve 32-34 hafta civarı yapılan son usg  dışında ultrason kontrolü yapılmıyor. Tabi risk oluşmadığı sürece. Eğer bebeğin normalden küçük olduğu farkedilirse, gebede beklenmeyen kanama varsa, veya el muaynesinde bebek farkedilmiyorsa usg ile kontrol edilir. Bunun dışında rutin kontroller, ebenin genel psikolojik durumumuzu sorması ile başlıyor, tansiyon ve belli aralıklarla demir, şeker ve diğer kan ölçümleri ile devam ediyor, ardından sedyeye yatırarak bebeği elle muayne etmesi ve sesi dışarı veren bir alet ile kalp atışlarını dinletmesi ile sonlanıyor. Görüşme sırasında her türlü sorularımızı yanıtlıyor ve tavsiyelerde bulunuyor. Tahlillerimde herhangi bir vitamin demir eksikliği çıkmadığı için belki de bana bir hap önerisinde bulunulmadı. Ben hamile olduğumu ilk öğrendiğimde hamilelik multivitamin+dha kapsüllerinden kullanmaya başlamıştım, ona onay vermişti o kadar. Ayrıca demir veya başka takviyelerde hiç bulunmadım.

Tüm kontroller boyunca sadece karından muayne edildiğini, doğuma kadar hiç vajinal muayne yapılmadığını da ekleyeyim. Burada vajinal doğum yapmış bir arkadaşımla konuştuğumda, o da aynısını söyledi. Vajinal kontrollerde incelenen kısımların, incelenmesi gerekli midir, yoksa usg kontrollerinde mi ona bakıyorlar, doğrusu hiç fikrim yok. Başka bir ülkede yaşadığım ilk gebeliğimde neredeyse her kontrolde elle vajinal muayne de yapılıyordu.

Bu zamana kadar beş ebenin hepsiyle görüştük ve hepsini çok ilgili ve sıcakkanlı bulduğumu da söylemeliyim. Dil bilmediğimiz için ingilizce iletişim kurduk ve hepsi ingilizceyi mükemmel konuşuyorlar.

Bütün kontrollerde 2,5 yaşındaki kızım hep yanımızdaydı. Hem bekleme salonunda hem ebenin odasında bulunan oyun alanında vakit geçirdi, ebeler ona karşı da gayet iyi davrandılar.

Hamileliğin başında size verilen bir kitapçığınız oluyor ve tüm test sonuçları, mektuplar, bilgileriniz içinde kayıtlı bulunuyor. Ayrıca hamilelikle ilgili aklınıza gelebilecek her konuyu yalın şekilde ele alan kılavuz broşür ve kitapçıklar da yer alıyor içinde. Bu kitapçıklardan biri şu:
https://www.groeigids.nl/assets/uploads/files/examples/en/zwanger.pdf
İnternet ortamında bulduğum benzer başka bir diğeri de bu:
http://www.ziekenhuisamstelland.nl/uploads/2012/08/folder-pregnant.pdf

Eğer gebelik süresince acil durumlar yaşanırsa ve aklımıza takılan sorular olursa ilk arayacağımız yer bu ebe merkezi oluyor. Doğum başladığında da ilk onlara haber veriyoruz.

Özellikle ilk gebelikte anne adaylarının kafasına takılan daha çok konu olabiliyor veya bebeği sık sık görmek isteyebiliyor. Ben de ilk gebeliğimde böyleydim. Şimdiki hamileliğimde hem süreci bildiğim için hem de o zamanki kadar evhamlı olmadığım için sık sık usg'ye girmemek ve bebeğin sadece elle kontrol edilmesi beni rahatsız etmedi. Ebeler bebeğin gelişimini iyi biliyorlar ve eliyle yoklayıp, bebek normal boyutlarda, gelişimi iyi gidiyor dediğinde (kaç gr kaç cm olduğunu bilmesem bile) bu benim için yeterli oldu. Birkaç kere karnımı mezura ile ölçüp boyunu da söylediler. 

Kontroller (doktor)
İlk doğumum sezeryan olduğu için son dönemlerde takibim doktor tarafından yapılacak. Daha önce bir hastane seçip ebelere bildirdik. Biz seçimi yaparken hastanenin konumuna, imkanlarına (özel doğum odaları, bebek bakım ünitesi vs) göre karar verdik. Seçtiğimiz hastanede (Sint Lucas Andreas) ayrıca diğer dillerde de çeviri hizmeti veriliyormuş. Doğum sırasında yanınızda bir türkçe bilen bir personel talep edebiliyorsunuz biz de olması iyi olur diye belirttik.

Hastaneden randevu alma işini ebeler sizin için yapıyor. Biz doktorla tanışma amaçlı bir görüşmeyi 28. haftada yaptık. Burda bilgilerim kayıt altına alındı, yine elle genel bir muayne yaptı ve doğum tercihim hakkında konuştuk.

Daha önce ebe ile görüşmelerimizde, önceki doğumun neden sezeryan olduğu, sezeryanın şekli (dikey-yatay) ve iyileşme süreci hakkında konuşmuştuk ve kayıt altına alınmıştı. Bildiğim kadarıyla eğer doğumlar arasında yeteri kadar zaman geçmişse (hollandadaki dr.lar için bu zamanın ne kadar olduğunu bilmiyorum-sonradan doktoruma sordum bir yıl dedi) ve yatay kesik ise sezeryandan sonra vajinal doğum mümkün. Nitekim doktorum da beni vajinal doğum için ikna etmeye çalıştı. Normalinin ve sağlıklısının bu olduğunu vs. söyledi. O zamanlar kararsız olduğum için bir sonraki görüşmede kararımı bildirmek üzere ayrıldık.

O görüşmeden sonra bir daha görüşmediğimiz için (on gün sonra olacak) doktor kontrollerinin seyri konusunda şimdilik fazla ayrıntı yazamayacağım. Doğum zamanına kadar yaşadığım tecrübeleri, ileride bu yazıyı yeniden güncelleyip ekleyebilirim.

Buraya kadar hamilelik sürecini yazdım. Hollanda'da doğum ve doğum sonrası sürecini de bir sonraki yazıda yazacağım.


7 Aralık 2014 Pazar

Yapmak İstiyorum

Aralık 07, 2014 4 Comments
Hafta sonları blog güncelleyen pek olmuyor, fakat ben aynı derecede okumak istiyorum. Benim gibi hissedenler var mı bilmem. Bugün pintereste kaydettiğim hedef işleri paylaşmak istedim.

Nova'nın odası için biraz süsleme yapmak istiyorum. Basit olması önemli tabi. Konsepti yıldız olarak belirlemiştim zaten buna göre duvara böyle kağıttan bir  süs
Alt değiştirme ünitesinin üzerine asmak üzere yine aynı renklerden böyle bir dönence
Yapabilirsem bebek şekeri olarak vermdk üzere yıldız şekilli kurabiyeler

Bir de örmek istediğim birkaç parça daha var. Örgü bir tulum 
ve daha önce ördüğüme benzer biraz daha desenli bir şapka


5 Aralık 2014 Cuma

Bebekler İçin Bonnet Stili Şapka

Aralık 05, 2014 8 Comments


Daha önce yaptığım iskandinav stil şapkaların (http://ge-ce.blogspot.nl/2014/11/iskandinav-stil-bebek-sapkas.html) adı bonnet olarak geçiyor. Bu ara bunlara taktım ve elimde farklı örme şekilleri de var. Gönül hepsini denemek istiyor ama bakalım? Bu model şapkalar özellikle bebekler için ideal. Çünkü genelde kafalarını oynatırken normal bereler o minik kafalarda pek sabit duramıyor :)


Elimdeki bu ip gerçekten çok azdı ama yetti, sanırım 50gr lık bir yumağın 1/3ü kadar vardı. Şişle lastik şeklinde başladım ve aşağıda açık haldeki fotoğrafta nasıl ördüğüm anlaşılıyor. Bir süre düz örgü ilerledikten sonra yanlardan kestim. Orta kısmı biraz azaltarak örmeye devam ettim ve bitirdim. Bu kesme işini kabaca toplam ilmek sayısını üçe bölerek yaptığımı söyleyebilirim. Sağ ve soldan üçte biri kadar kestim ortada üçte birini bıraktım.


Bu şapkayı yaparken ne kadar ördükten sonra kesmeye başlayacağım ve yanlardan ne kadar kesip de ortada ne kadar bırakacağım konusunda biraz tereddüt ettim ilk başta. Fakat oldu. Kabaca anlatmaya çalışırsam yukarıdaki resimde 1-2-3 ile gösterdiğim kenarlar, şapka dikildikten sonra boynu saracak kısmı oluşturacak. Yani çenenin altından bir taraftan başlayıp diğerine uzanacak kadar. Bu durumda 2 ile gösterdiğim kenarın azaltma yapıldıktan sonra kalacak miktarını bu ölçüye göre belirlemek lazım. Yine de çok bol kalırsa sorun değil. Bu kısma dikildikten sonra ilmek çıkarıp biraz lastik örerek sıkılaşması sağlanabilir. Ben çok az ipim kaldığından tığ ile birkaç sıra sıkiğne yapıp biraz toparladım.

4-5 ile gösterdiğim yerler de orta parçanın uzunluğu ile çakışmalı. Dikildiğinde tam ucuca gelmesi lazım. Ben tam bu dikişin başladığı iki köşeye iki ponpon yapacaktım ama ipim kalmadı. Çok sevimli olurdu.


4 Aralık 2014 Perşembe

2. Gebelik Günlüğüm 32. Hafta

Aralık 04, 2014 14 Comments
Haftalık yazıyı dün akşam yazacaktım aslında ama bugünkü midwife kontrolünü de yaşayıp yazıya dahil etmeyi bekledim. 

Son birkaç yazımda belirttiğim gibi bu hafta kızımın psikolojik gelgitleri beni çok zorladı. Öyle ki aklımın başından uçtuğu, cinnet noktasına geldiğim, kalbimin küt küt attığı ve sadece ağlayarak sakinleşebildiğim anlar yaşadım hamilelik dönemim boyunca ilk defa. Dün ve bugün biraz daha ılımlı olmaya başladı ve şimdi daha iyiyim çok şükür. 

Bu hafta hazırlıklar anlamında biraz daha yol katettim denebilir. Dolapların kurulumları bitti, yerlerine kondu. Elimdeki eşyaların hepsi yıkandı çoğu ütülendi (az biraz var hala), bir de yeni alacaklarım olacak ama onların hepsini doğum öncesine yetiştirme telaşım yok artık. Yapabilirsem yaparım ama elimde acil durum için hazır eşyanın olması şimdilik beni rahatlatıyor. Tabi bunlar dışında evin temizlenme işi var ki daha hiç girişmedik, bu hafta sonu biraz başlarız sanırım. En azından tüller perdeler camlar falan.

Önceki hamilelik yazılarımda 31. haftadan itibaren ellerimin şişmeye başladığını yazmışım. Şimdikinde böyle bir değişim olmadı henüz. Hala parmağıma tam olan alyansımı çıkarmadım mesela. Bu sabah tartıldığımda +7 kg da olduğumu gördüm.   Herhalde sonunu maksimum +10 gibi tamamlarız. Tabi sonu ne zaman olur bilemiyorum. Zira bu hamileliğimde kasılma ve ağrıları daha yoğun yaşıyorum.

Bugünkü kontrolde bu endişemi dile getirince, normal olduğunu söyledi ebe. İkinci hamilelik olduğu için rahim kasları biraz daha farklı durumda oluyormuş ilkine göre. Daha hassas oldukları için sonraki gebeliklerde daha yoğun yaşanıyormuş bu hisler. Öyle nefesimi kesen sancılar yaşamadım henüz ama genel olarak daha sıkıntılıyım. Zaten ilkinde hiç sancı çekmemiştim nasıl birşey olduğunu da kestiremiyorum. Şimdi bu ağrıları hissettikçe de acaba zamanından önce mi gelecek diye evhamlanıyorum doğrusu. İçimde yılbaşını beklemeyecekmiş gibi bir his var :( Umarım vaktini bekler.

Güya ben Hollanda'da ebelik sitemi ile ilgili bir yazı yazacaktım ama yazamadan sonuna geldim. İlk doğum sezeryan olunca hamileliğin bu haftasına kadar, değilse sonuna kadar ebe kontrolünde oluyor gebeler. Bugün gittiğimiz son ebe kontrolümüzdü ancak doğum sırasında ve sonrasında evde yine görüşecekmişiz. Bundan sonra hastane kontrolleri olacak, bir sonraki 19 aralıkta. 

Kontrolde Nova'nın hala dönmediğini teyit etmiş olduk (ben hissediyordum zaten). Belki son 4 haftadır bu şekilde, bazen aşırı çaba sarfediyor ama başaramıyor sanırım. Helo da 30lu haftalardan itibaren dikey duruyordu ve hiç dönememişti. Bu da dönmeyecek gibi bir his var içimde ancak kendimi tuhaf hissediyorum. Bende mi bir sorun var acaba neden dönmüyor bebeklerim diye :( Gerçi her iki gebeliğim çok farklı seyretti, Helo'da daha çok dinleniyordum, çocuk yerçekimine maruz kalamadı mı acaba diye düşünsem de bunda hiç oturmadım. Dolayısıyla yerçekimini bol bol hissetti, belki bu da suyum fazla diye fırfır dönmekten kordona dolandı :( Yakında bir usg kontrolü olacak o zaman kordon dolanmış mı diye bakılır dedi ebe.

Onun dışında gümbür gümbür kalp atışları ve normal tansiyonumdan ötürü bizi iyi buldu ebemiz. 


Bu fotoğrafı geçenlerde instagramda paylaşmıştım. Önden ve arkadan fazla belli olmayan yan dönünce birden bire ortaya çıkan kocaman bir göbeğim var. İçinde de şu anda yazarken tepinerek size el sallayan bir kuduruk oğlan :)

Sevgiler

3 Aralık 2014 Çarşamba

İkinci Bebekte Yapacaklarım/Yapmayacaklarım

Aralık 03, 2014 12 Comments
İlk bebeğim doğmadan önce büyük konuştuğum ve tükürdüğümü yalama gibi bir deneyimim hiç olmadı. Gerçekten her opsiyona açıktım ve bebeğimi gözlemleyerek hareket ettim. Şimdi de öyle yapacağım ancak, ilk bebekten tecrübe kazanınca bu aralar ister istemez Helo'nun bebekliğini düşünüyor, tavırlarımı şimdiki bilincimle gözden geçirip değerlendiriyorum. Buraya yazacaklarım yine "asla"lar değil, oğlumun ihtiyaçlarına göre şekilleneceğim elbet, fakat ilerde düşüncelerim ne kadar değişmiş, yazacaklarıma uymuş mu uymamış mı bunları karşılaştırmak istiyorum.

1- Helo'yu çok uzun süre kucakta taşıdım. Belki 6-7 ay hiç indirmedim. Şimdi bunun doğru bir tavır olmadığını farkediyorum ama bu "aman kucağa alıştırma, çok çekersin" şeklinde bir sebepten ötürü değil. İlk 40 günden sonra özellikle, algılarının açılmasıyla bebekler etrafı keşfetmeye başlıyorlar. Kızımda o uyumadığı her an tepesindeydim veya kucağıma alıp sürekli eğlendirmeye çalışıyordum. Oysa onun biraz kendi başına kalıp gözlemeye, sesleri dinlemeye, keşfetmeye ihtiyacı var. Bu bebeklere ait olan kendi öz zamanlarına saygı duymak lazım, fazla müdahale etmeden izin vermek. Önceden bu zamanları (keşif zamanı, uyku zamanı, kucak istiyorum zamanı... gibi zamanları) ayırt edemiyordum. Şimdi bunları anlayabiliyorum ve sürekli kucak değil de o gelmek istediği zaman kucak olacak şekilde davranışlarımı ayarlayacağım. Diğer zamanlarda tercihlerine saygı duyacağım. Özellikle bu ülkedeki annelerde farkettiğim en belirgin tavır bu, daha bebeklikten itibaren çok saygı duyuyorlar.

2- Şimdi farkediyorum ki yine yukarıdaki sebepten ötürü, kızımın gündüz uykuları hiç bir zaman iyi olmadı. Uzun bir süre (7-8 aya kadar) yarım saatten uzun uyumadı. Belki uyanıp yeniden dalacaktı ama ben müdahale ediyordum muhtemelen. Şimdi uyku zamanları konusunda daha rahat olacağım ve uyanınca yeniden uyursa diye zaman tanıyacağım. Tabi bu yazdıklarımda kızımın hiç müdahalesi olmayacakmış gibi varsayıyorum ama sanırım olmaması pek mümkün olmayabilir.

3- İlk bebeğimde sütüm çok aşırı olmasa da yeteri kadar vardı ve besleyiciliği iyi olmalı ki kızım 3-4 saatte bir emerdi. Bir kere karnı iyice doyduğunda uzun süre durabiliyordu. Bazı bebekler daha sık emmek istiyorlar ve bunun bir sebebi de de çeşitli nedenlerden dolayı (emerken yorulup uyuyakalması, sütün az gelmesi yavaş akması vs..) tam doymadan bırakmaları olabilir diye düşünüyorum. O zaman kısa süre sonra yeniden acıkıyor ve sık sık emmeye başlıyorlar. Bu bir süre sonra rutine dönüşüyor. Nasılsa bir saat sonra yine emeceği için fazla doymadan bırakıyor, veya bir saatte göğüs yeteri kadar dolmadığı için birikmiş sütü içiyor, çekmeye uğraşmadan vazgeçiyor ve ne yazık ki bu süreç bebekte meme tiryakiliğine yol açabiliyor. Kızımda bir süre ben de bu döngüye girdim. Sık sık emmek istiyor, emince onu doyuracak yeterli süt birikmemiş oluyor, acıkıyor ağlıyor uyumuyor vs. Bir hafta kadar böyle stresli bir süreç yaşadıktan sonra stokladığım sütleri de bitirince, ağlaya ağlaya biberon maması vermiştim. O mamayı verişim 2-3 seferi geçmedi ama döngüyü kırmayı başardım. Yeniden uzun süre tok durabilmiş, benim memelerimin süt dolması için zaman kazanmış ve eski rutinimize dönmüştük. Şimdi yine böyle tam doymasını sağlayacak şekilde bir döngü kurabilmek isterim. Bu arada "sık emsin ne olacak ki anne kokusuna da muhtaç bebeler" diye düşünüyor olabilirsiniz, ben de öyle düşünüyordum ama şimdi o kokuyu alması için illa emmesi gerekmediğini düşünüyorum. Yine kucağımda taşırım, sling ile bağlarım falan ama sık emzirme anne için çok yorucu olabiliyor, hele evde bir diğer çocuk olacağını da düşünürsek.

4- Gece uykularına geçişle ilgili biraz daha dikkatli adımlar uygulayacağım ancak genelde uyku öncesi tavsiye edilen rutinlerin (banyo-masaj-ninni-uyku gibi) yatmadan önce yapılması gerektiğini düşünmüyorum. Kızımda da bunu hiç yapmadım, banyosunu öğleden önce yaptırırdım, akşam yatmadan önce böyle bir rutinin sürekliliğini sağlamanın zor olacağını düşünüyordum. Geçenlerde okuduğum şu yazıda da (https://babayizbiz.wordpress.com/2014/03/03/uyku/bu ayrıntıdan bahsediliyordu. Ferber'in ağlatma yöntemi olarak bilinen uyku eğitiminde aslında bir çok şeyin yanlış anlaşıldığı ve ana düşüncenin 

Her insan (bu ister bebek olsun,ister yetişkin) uykuya daldığında önce derin uykuya dalar, 2-3 saat kadar sonra uyku hafifler ve çoğu zaman uyanır. Uyandığı anda,”ilk uykuya daldığı an”daki ortam ve şartlar değişmemişse geri uykuya dalar ve muhtemelen sabah olduğunda gece uyandığını hatırlamaz bile.  Ancak ortam ve şartlar değişmişse uykusu açılır ve iyice uyanır. İlk uykuya daldığı andaki şartlar tekrar sağlanana kadar da geri uykuya dalamaz. Örneğin bebeği kucağında sallayarak uyuttuysan, 2-3 saat sonra uyandığında yine kucakta sallanıyor olmayı bekler, ama eğer yatağında sabit bir şekilde yatıyorsa muhakkak uyanır ve tekrar kucakta sallanma pozisyonuna geçene kadar geri uyumaz.

Olduğundan bahsediliyor yazıda. Buna göre banyo gibi uyku öncesi rutinlerinin de eğer her gün tekrarlanması mümkün olmayacaksa yapılmaması gerektiği vurgulanmış. Gerçekten ilk andan itibaren bu metotda söylenen şartlar uygulanabilirse, uyku sorunu olmayan bebekler olabiliyor. Böyle bir tanesine çok yakından büyük bir şaşkınlıkla şahidim. 

5- Ayaklanma döneminde fazla evhamlı davranmayacağım. Kızımı aşırı kolladığımı itiraf etmeliyim. Belki de bu yüzden ayaklandıktan (tutunup dikilmeyi öğrendikten) bir ay sonra ancak emeklemeye başlamıştı. Şimdi yine kollayacağım elbette ama zararsız yumuşak düşüşlerine müdahale etmeyeceğim. Düşe düşe kaslarını geliştiriyor ve bebekler.

6- Vee yemek mevzusu. Ek gıdaya geçtiğimizdeki ilk birkaç ayı saymazsak, hala da devam eden yemek sorunumuz oldu kızımda. İnşallah yemeyi seven bir bebe olur ama bazı tutumlarımın da değişmesi lazım. Birincisi illa dayatılan 5-6 öğünü yesin diye dertlenmeyeceğim, ne zaman ne kadar yemek isterse o kadar yesin, yeteri kadar anne sütü alıyorsa hiç yemesin mesela farketmez. Acıkması için zaman tanımak lazım, verilen listelere uyarsak bebeğin acıkacak zamanı kalmıyor ki. Yine elimden geldiğince sağlıklı yiyecekler hazırlayacağım ama evde bir çeşit çorbam iki çeşit yemeğim yoksa paniklemeyeceğim. Kızımda hala böyleyim, aman ne yapsam ne yedirsem, ya yemezse aç kalacak endişemi atamıyorum. Gerekirse bir öğün ekmekle veya meyveyle de geçebilir, sonraki öğünde elbet tamamlanır eksikler. 

Şimdilik aklıma gelenler böyle. Bakalım nasıl olacak yaşayınca göreceğiz :)





2 Aralık 2014 Salı

Gözü Kör Olmayasıca Black Piet

Aralık 02, 2014 4 Comments

Son 3 haftadır falan Hollanda'nın Sinter Klaas (namı diğer Noel Baba) rüzgarının etkisi altındayız. Artık sabrım takatım gücüm enerjim kalmadı, çünkü Helo'cum yukarıdaki fotoğrafta görülen kara adamlardan korkuyor. Sinter Klaas'ı da pek sevimli bulmuyor ama eh işte. Normalde zencilerden korkmuyor, daha önce oyun grubu öğretmeni zenciydi, yollarda görüyor, parklarda zenci çocuklarla oynamışlığı var ve hatta sınıflarında bir tane zenci kız da var. Sebep kara oluşundan ziyade bunların acayip bir biçimde kara oluşu sanırım. Hatta en sevdiği renk de siyahtır.

Pek sevgili noel babamızın yardımcıları bu siyah adamlar. Rivayete göre hediyeleri bırakmak için bacadan aşağı inip çıktıkları için böyle karalar. Ancak kıpkırmızı boyanmış dudaklar da korkunçluğunu arttırıyor bence. Hediye getirecekler vs desek de umrunda değil korktu bir kere.

Hepsi kıvırcık bir peruk ve fotoğraftaki gibi renkli kıyafetler giyiyor. Herhalde bizim kız haricinde bütün çocuklar hayrandır. Bu kıyafetler heryerde satılıyor ve bazı çocuklar bunları giyip okula bile gidiyor.

Okulda son üç haftadır dekorlar bu temada. Bunların posterleri, oyuncakları vs var. Karikatür tarzı olanlardan korkmuyor ama gerçek fotoğraf olan posteri görür görmez ağlamaya başlıyor. Okula gitmekte çok hevesliyken bu dönemde gitmemek için daha evden çıkmadan ağlamaya başlıyor.

Geçtiğimiz cuna günü öğretmeni posteri kaldırdı, ikna oldu ve girdi. Bu sabah (dün okul günü değil onun için) nasılsa poster kalktı diye evdeki direnmelerini berteraf edip gidebildik. Kapıyı açar açmaz başladı ağlamaya poster yine asılmış, girmiyor, gidelim diye yalvarıyor.

Öğretmeni bir şekilde ikna etti, ben yanında durdum oynadık alıştı derken gitme zamanım geldiğinde yine aynı ağlama. Öğretmeninin kucağında ağlar halde bıraktım :(

Artık bu noel şeylerinden mi, benim hamileliğimden mi ya da şu üç yaşın krizlerinden mı bilmiyorum son bir haftadır çok zorlanıyorum. Hiç bir dediğimi kabul etmiyor, yapmıyor, yemek yemiyor, tutturduğu bir şeyden vazgeçmiyor. Son iki gündür de saçlarını kesmem için tutturdu, babasının gibi kısa erkek saçı istiyormuş, şimdi saçları gözüne geliyormuş, tabi toka taktırmadığını da söylememe gerek yok sanırım. Hiç unutmadan günde beş yüz kez kes kes diye zırlıyor :/

Günde 4-5 saat aralıksız yerde veya peşinde koşturarak oyun oynuyorum onunla. Artık afakanlar basıyor, hormonların ve fiziksel kısıtlanmışlığın etkisiyle kafamı duvarlara vurasım geliyor. Çok yoruluyorum ve ne yazık ki moralim hiç de iyi değil :(

Bu hafta etkinlikler son bulacakmış, bir an önce geçip bitsin ve normale dönelim artık nolur. Tabi sebebi oysa :/