Bebekleri Korkuyla Büyütmek
GeCe
Ağustos 02, 2014
9 Comments
Anne olunca öğrendiğim en önemli şeylerden biri, her bebeğin ve ailenin dinamiklerinin kişiye özel olduğu ve eleştriye açık olmadığıdır. Bu yüzden blogumda eleştiren yazılar yazmamaya çalışıyorum ve sadece kendim tecrübe ettiğim, başkalarının da işe yarayabileceğini düşündüğüm yöntemleri paylaşıyorum. Bu yazıda yazacaklarım da hiç bir eleştri amacını taşımıyor.
Toplum içinde yaşayınca diğer anne-bebek/ aile-bebek ilişkilerini ister istemez gözlemliyor, bazen eşimle gözlemlediklerimizden itibaren bizim hangi noktada olduğumuzu tartışıyoruz. Genelde eşim çözümleyici bakış açısıyla beni etkiler. Aynı zamanda genelde akademik makalelerden ebeveynlik ve çocuk yetiştirme konusunda sıklıkla okur. Çoğu konuda ne yapmamız gerektiğine dair basit fikirleri vardır.
Geçenlerde yaptığımız bir konuşma, bebeğin sürekli organik beslenmesi için didinen anneler hakkındaydı. Doğrusu bu tip kişilerin yanında iken beni huzursuz hissettiren birşey var. İlk başta, çok fazla takıntılı olmadığım için sanki tamamen yanlış davranıyormuşum gibi algılanacak olmam beni geriyor sanıyordum. Sonradan farkettim ki o annenin takıntılarının yarattığı bir negatif enerji beni rahatsız eden. Bu konuyu öyle kanıksamıştır ki biraz farklı bir yaklaşım onun için intihar gibidir. Nitekşm bunu da laflarına, bakışlarına ve imalarına yansıtır. Burada biraz Helo'nun beslenme şeklinden bahsetmem lazım.
1 yaşına kadar slovakya'da yaşadığımız için orada markette bulabileceğimiz ürünleri organik seçiyordum ancak şimdi farkediyorum ki hollanda marketleri kadar geniş bir yelpazesi yoktu bu ürünlerin. Yine de AB standartları sebebiyle organik olmasa da her ürünün kaliteli olduğunu umuyordum. Diğer yandan açık süt/ peynir gibi ürünlere pek güvenmiyordum. Dillerini tam anlayamadığımız için açık gıdalar konusunda çok da rahat olamadım. Hollanda'da yaşadığımızdan itibaren organik ürünler aldım ama aşırı takıntılı olmadım hiç. Organik olmayan yiyecekler, zaman zaman şeker, kraker, cips gibi şeyler de yedi ve yiyiyor. Dışarıda yemek yerken organik mi değil mi diye ayrıca bir araştırmaya girmiyoruz (zaten burada dışarda yemek alternatifleri türkiyedeki kadar çok ve kışkırtıcı değil, ayrıca orada yaşayan normal bir ailenin dışarıda yemek yeme sıklığına göre çok seyrek bizimkisi). Ancak eşim de ben de bu konuda çok takıntılı değiliz ve tabi aksi yönde de abartılı değiliz. Evimizde hepimiz için sağlıklı yiyecekler pişirmeye gayret ediyorum, abur cuburları fazla satın almıyoruz ve zararlı yiyecekleri yediğimiz zaman asla aşırıya kaçmıyoruz.
Organik olmadığı gerekçesiyle bazı yiyeceklerden kaçınmadık ama vur deyip öldürmedik tabi ki. Eşim yaptığı araştırmalar sonucunda organik olan ve olmayan aynı yiyecekler arasındaki besin değerlerinin (vitamin mineral protein vs) aynı olduğunu, tek farkın içindeki muhtemel kimyasal katkı maddeleri olduğunu ve bu kimyasalların uzun vadedeki etkilerinin ne olacağına dair kesin bir araştırmanın bulunmadığını söylüyor. Elbette ki ufacık bebeğe kimyasal katkı malzemeleri vermek doğru değil ama eğer bir besindeki vitamin ve minerallerin başka yiyeceklerden alınma imkanı yoksa (ki doğadaki her besinin faydası var) o yiyecekten kaçınmıyoruz. Böylece mümkün olduğunca doğal ve sağlıklı ama aşırı takıntılı olmayan bir beslenme düzeni oturttuk. Bir düzen kurmak bizim için biraz zor oldu diyebilirim çünkü kızım iki yaşına kadar hiç yemeyen bir çocuk sayılırdı. Yemek yemeyen çocukların anneleri beni daha iyi anlayacaklardır.
Neyse asıl demek istediğim şu ki, sadece beslenme değil, bebeklerin dahil olduğu bir çok konuda; anneler koruma içgüdüsü ile aşırı hassas olabiliyorlar. Yadiği-içtiği, uykusu, tv ve bilgisayarlarla olan ilişkileri... gibi çeşitli konularda ortaya çıkan ve dikkatli olunmazsa gittikçe büyüyen bu takıntıların bazı olumsuz sonuçları olabilir. İşte bu yazıda vurgulamak istediğim bu.
Bebeğinin yemeğine aşırı titizlenen bir anne, zamanla içinde, muhtemelen farkında olmadan bir korku yeşertiyor. Öyle ki onun kontrolü altında olmayan yiyecekler yediğinde hasta olacakmış, çocuğunun başına kötü şeyler gelecekmiş gibi. Bu korkunun annenin kendisine vereceği zararı geçtim, çocuklar da algılayacaktır. Üstelik yasaklı şeylere karşı bir istek de doğurabilir.
Eşim diyor ki, mesela bir bahçen vardır, ekip biçersin, çocuğunla toplarsın yersin bu yapıcı bir durumdur. Hem doğal beslenilir hem de çocuk bu süreçte bir sürü şey öğrenir. Oysa çocuğu böyle korkular içinde büyütmek yıkıcı bir durumdur ve belki de tüm sağlıklı beslenme avantajlarını sıfırlıyordur.
Biliyoruz ki sağlıklı bir insan sadece sağlıklı beden ile olmuyor. Sağlıklı bir psikoloji de gerekli. Bu ikisi bizim keskin çizgilerle birbirinden ayıramayacağımuz kadar içiçe geçmiş durumda. Sağlıklı çocuk için doğal beslenme alışkanlıklarının, huzurlu ve mutlu bir anne, huzurlu bir aile ortamı ile desteklenmesi şarttır ve bu yüzden anneler olarak takıntı - korku - evham - tutuculuk gibi davranışlar sergilerken, bu davranışın hangi noktasında olduğumuza dikkat etmeliyiz.


