29 Kasım 2013 Cuma

Lodoslu İstanbul

Kasım 29, 2013 4 Comments

Bu sabah çöp atmaya çıktığımda hava soğuk olmasına rağmen hafif hafif esen rüzgar o kadar güzeldi ki ilk hissettiğim anda beni benden aldı ve İstanbul'a götürdü.

İstanbul'da doğmuş büyümüş biri olarak her halini bilirim. Nemini, soğunu, bazen kasvetlenip yer altındaki pis kokularını bağrından atmasını ve lodosunu. Lodoslu İstanbul'u özleyeceğim ve üzerine bir yazı yazacağım hiç aklıma gelmezdi. Bu sabah anladım ki ben en çok bu halini seviyorum İstanbul'un. Ne üşüten ne terleten, püfür püfür esen lodosunu. Saçlarım darmadağın olur, vapurun açık kısmında tavşan kanı bir çay yanına pek yaraşır. Uzaktan hafif çiçek kokularını, denizin iyot kokusuna karıştırır, aldığın her nefeste canlandırır.

İstanbul'da aldığın nefesin ferahlığını lodos zamanı hissedersin, masmavi gökyüzünde bembeyaz pamuklar vardır. Seyretmeye, koklamaya, yutmaya doyamazsın o havayı.

2006 yılında evlenip Üsküdar'da oturmaya başladıktan sonra beş yıl her gün vapurla işe gidip gelirken doya doya yaşadım İstanbul'u. Her halini yaşadım, özümsedim. Ve bugün nedense o halini çok özledim. 

27 Kasım 2013 Çarşamba

#PedofiliyeSavasActık

Kasım 27, 2013 8 Comments
Gün geçmiyor ki ülkemizde sarsıcı gelişmeler olmasın. Bu husus mutlaka her dönemde vardı ama bu kadar yoğun değildi veya olaylar bu kadar ön plana çıkamıyordu. Ne yazık ki çocuklara tecavüz eden pislikler hukuk sistemimizde hakettiği cezayı görmüyor. Duyarlı vatandaşlar olarak bu hususta hep beraber çaba göstermemiz gerekiyor. Allah saklasın bu durum hepimizin çocuğunun başına gelebilir.

Bu sabah twitterda gazeteci yazar Mehtap Erel'in attığı gönderileri aşağıya yazmak istiyorum
  • almanya'da kimyasal hadim uygulandigi halde hapisten cikanlarin yuzde ellisi ayni sucu alet kullanarak tekrarliyor
  • Pedofili iktidarsizlastirmakla sadece yuzde eli onlenebildiginden agirlastirilmis hapis cezasi gorusulmeli
  • Uzerinde calisilan yasada eger kimyasal hadim uygulanirsa ceza dusuyor, gerekce insan haklari
  • Oysa kimyasal hadim sorun beyinde oldugu icin cocuga arzuyu engellemiyor sadece ereksiyon olamiyor
  • Kanunen sorunun beyinde oldugu kabul edilirse de bu kez kisi hasta kabul edildiginden yine ceza dusuyor
  • Bu cikmaz yurtdisinda agir suc kabul edilerek asiliyor yani hem kimyasal hadim hem agirlastirilmis hapis
  • Yurtdisinda Insan haklari kismini kanunlar"kendini koruyamayacak yastaki bireyi korumayi oncelik kabul ederek" asiyor
  • Yani zor ama cozumsuz degil cozen cozmus biz neden cozemiyoruz (komisyon 4 yildir calisiyor) belli degil
  • En son iki sene once hadim yasasi komisyonu baskaniyla gorusmustum durum buydu yakindan takip ediyorum durum hala bu
  • 9 yildir okullarda konusuyorum pedagoglarla calisiyorum haber dosyalari hazirliyorum,yaziyorum,kendimi yirtiyorum
  • Ama en basiti cocuklarinizin fotograflarini paylasmayin onlara facebook falan acmayini bile anlatamadim
  • Bu arada eklemek gerekir, cocuk gelin diye bir sey yok. Ona buyuklerin gozetiminde ve rizasiyla cocuk tecavuzu deniyor.
  • Cocugunuzu internettteki zararli icerikten korumak icin ucretsiz filtre RTÜK Filtre İndirdim aracılığıyla
  • Buradan da iyice okuyup indirebilirsiniz
  • Bu program cocugunuz internette odev falan ararken pornografik icerikle,sapikla, manyakla,abuk oyun siteleriyle karsilasmasini engelliyor.
  • Pedofiller cocuk gibi davranarak en cok oyun siteleri uzerinden cocuklarla iletisim kurmaya calisiyor.
Aşağıdakiler de Mehtap Erel'in rt yaptığı faydalı linkler. İnternette bu tip sayfaları ihbar etmek için Diren İlkyardım isimli bir site açılmış. İlkyardım Amaçlı Toplanmış Yetkinlik Belgeli Gönüllülerden Oluşan Sağlık Müdahale ve Sağlık Koordine Ekibi bu amaçla çalışıyor. web:  http://direnilkyardim.com/  twitter:https://twitter.com/direnilkyardim

Şu anda çocuk tecavüzü sebebiyle hapse girip çıkmış ve hala icraatlarına devam eden insanlar dolaşıyor etrafta. Bunları daha fazla eklemeyeceğim çünkü gerçekten içim kaldırmıyor artık. Bu aşamada anneler olarak en önemli görev bizlere düşüyor. Çocuklarımızın fotoğraflarını yayınlarken dikkatli olmak ve mümkün olduğu kadar sınırlamak. Hiç fotoğraf yayınlamamayı da yayınlamayı da tercih ediyor olabilirsiniz ama en azından yayınlanan pozlarda, çıplak veya şuh hareketler diyebileceğimiz (çocuklar bilmiyor elbette ama öyle pozlar veriyorlar, bizim kız bile yapıyor bazen) pozları yayınlamayalım.

Ben şimdi blogumdaki tüm fotoğrafları gözden geçireceğim. Ebatlarını ufaltıp, uygunsuz gelenleri kaldıracağım ve bıraktıklarımın da üzerine mutlaka yazılar yazacağım.

Allah evlatlarımızı korusun.

26 Kasım 2013 Salı

Her Annenin Aklını Karıştırır Persentil Eğrileri

Kasım 26, 2013 4 Comments
Bebeğin özellikle ilk aylarında anneler bebeğinin kilo ve boy takip işini ciddiye alır. Hatta o kadar ciddiye alır ki zaman zaman benim gibi umutsuzluğa kapılır. Persentil eğrileri ile ilgili bazı ayrıntıları açıklamak istiyorum, aslında bunlar bir çok tablo/grafik veren sitede yazıyor ama teknik dil kafa karıştırıyor olabilir.

Buraya bir persentil eğrisi görseli koymadım. Bir sürü grafik inceledim ve hepsinde baz alınan değerler farklı gözüküyor. Kızlar ve erkekler için ayrı olan bu grafiklerin %50 kilo değerlerine baktığımızda 

Kızlar için doğum kilosu 3.2 , 3.4 kg olan 
Erkekler için doğum kilosu 4kg olan 

grafikler gördüm. Şu an türkiye standartları için hangi grafiğin doğru olduğunu bilmiyorum ve bunu en iyisi doktorunuza danışmak olacak.

Doktorlar genelde bebeğin gelişiminin %50 persentil grafiğine uymasını bekler. Yani mesela kızınız 3,2 kg doğdu ise bu %50 persentil eğrisine karşı gelir ve ilerleyen aylarda bu eğriyi takip etmesi umulur.

Kendi kızımdan bahsedecek olursam 20 aylık kızım şuan %50 eğrisinde seyrediyor. Ancak doğum kilosu 3.2 değil 2.7 kg dı. Bunu bilen doktorumuz her defasında 500 gr fazlası olduğunu söyler. Çünkü 2,7 kg daha düşük bir persentile tekabül ediyor ve o bir üst eğriye sıçramış oluyor. Bu durumda annelerin aslında dikkate alması gereken şu, o aya tekabül eden kilodan 3,2 kg çıkarınca bulunan sayı, yani toplamda kaç kilo aldığı önemli. Sizin bebeğiniz de doğum kilosundan itibaren toplamda o kadar kilo aldıysa sorun yoktur.

Eğrilere bakıldığında aylar ilerledikçe çizginin dikliği azalıyor. Bu da artık ay başına daha az kilo alacağı anlamına gelir. İlk aylara göre aldığı kilo düşecektir ve bu normaldir.

Eğer bebeğiniz aynı persentil eğrisinde gitmiyor ve düşüyorsa bunu çok dert etmemek lazım, diş çıkarma dönemleri, ilk hastalıklar iştahı etkileyebiliyor. Ancak bu süreçler geçince düzelmiyor ve uzun süre düşüş gözleniyorsa bunu doktora danışmakta fayda var.

Aynı şeyler boy için de geçerli %50 persentilin boy değerine bakıp, sizinki ondan az (veya fazla) ise toplamda uzadığı miktarın örtüşmesi yeterlidir.

25 Kasım 2013 Pazartesi

Kütüphane Günlüğü #2

Kasım 25, 2013 3 Comments

Bir önceki yazımın anasayfada pek uzun kalmasını istemediğimden hızlandırılmış postlara geçtim :) Yazmasaydın diyebilirsiniz ama yazıp rahatlamam lazımdı.

Daha önce kütüphaneye üyelik yaptığımızı ve ilk kitaplarımızı yazmıştım. O kitapları aldığımız kütüphane Amsterdam merkez kütüphanesiydi. Üç hafta sonra iade ettik ama merkezde olduğu için hiç yoktan oraya gitmek ( bazen işimiz oluyor ama sadece kütüphane için gitmek zor) ve bi dünya otopark parası ödemek ( güya tasarruf yapıcaz diye kütüphaneden alıyoruz-ve evet dünyadaki en pahalı otopark ücretleri burada) biraz zor geldi doğrusu. Meğer bizim kasabanın da bir kütüphanesi varmış ve yürüyerek gitme mesafesindeymiş. Biz de artık oradan almaya karar verdik ve bu cts günü oraya da üye yaptık Heloyu (çift kütüphane kartlı bir insan daha bu yaşta )Fotoğraftakiler de bu kütüphanenin ilk mahsülleri. Bir kısmını okuduk ama artık daha zengin içerikli kitaplar seçtiğim için zaman alıyor bitirmek. 

Buraya da yazıyorum ki hangi kitapları aldığımızı unutmayalım :)

İlk cümlesi sitem olanlar

Kasım 25, 2013 5 Comments
Ülkeden uzak oluşumuz sebebiyle yakınlarımızla düzenli bir iletişim kurmak çoğu zaman zor oluyor. Annemle veya ablamlarla bile bu düzeni tutturmak zor olsa da elimden geleni yapıyorum ama söz konusu arkadaşlar ve diğer yakınlar olunca çok başarılı değilim. Herkese yetişemeyeceğim için bloglarım var, sosyal medyada sık sık durum güncellemesi yapıyorum ve her yakınım bu hesaplarımdan haberdar. Ancak bazı kişiler bunlara bakmayı unutuyor ve sürekli onlara hal hatır sormamı bekliyor. Aslında bu taleplerini anlıyorum ama o kişilerin bunu talep ederkenki tavrı beni üzüyor ve yoruyor.

Genelde sitemle başlıyorlar, yine arayı uzattın, hiç arayıp sormuyorsun, unuttun bizi galiba... şeklinde. Aslında eskisine göre daha çok düşünüyorum o kişileri ama her düşündüğümü eyleme dökebilmem mümkün olmuyor.

Uzun zamandır görüşmediğiniz birinden aldığınız mesajdaki ilk cümle böyle sitem dolu olunca, içim daralıyor ve doğrusu ne yazacağımı kestiremiyorum. Derin bir nefes alarak sakin kalmaya çalışıyorum. 

Oysa bazı kişiler vardır, mesajına sıcacık bir özledim ile başlar, okuyunca hasreti içinizde büyür, kalbiniz ona doğru akar. Bu kişi de en az diğeri kadar görüşmediğimiz kişidir ama onun yaklaşımı farklıdır.

Hayatta şikayet edecek çok şey var biliyorum, sakin kalabilmek neredeyse imkansız. Fakat stresin kaynağı başka şeyler iken bu stresi alakası olmayan kişilere yüklemek, onu sorumlu tutmak hiç doğru değil. Tamam belki amacınız yerine ulaşır, sorumlu tuttuğunuz kişi üzülür ağlar, hatta verdiği özür ile geçici bir tatmin bile yaşatır size ama hepsi bu kadar. Geçici anlık bir tatmin. Kendi içinde bazı meseleleri halledememiş bir insanın tatminleri ancak bu kadar oluyor ne yazık ki.

23 Kasım 2013 Cumartesi

20. Ay Mektubu: İki Yaş Sendromu Bitti Galiba

Kasım 23, 2013 3 Comments
Minik yavrum

İki yaş sendromu işini çözdük galiba, bu ay çok uyumluyduk seninle. Kim bilir belki gün gelir bu yargıya vardığım için kendime gülerim ama bu ayın öne çıkan konusu bu. Yeniden can ciğer kuzu sarması olduk, hatta aşkımız her geçen gün daha da arttı diyebilirim. Ve ilk defa bu ay beni seviyor musun soruma sözel olarak karşılık vermeyi reddetsen de sevdiğini daha çok göstererek cevap verir oldun. Bunu hissetmek öyle güzel ki...

Bu ay daha da olgunlaştığının işareti olarak bazı davranışların değişti. Artık masada yemeğimi yerken anlayış gösterip yemem için fırsat veriyorsun. Hatta bir kere cam kenarında seninle otururken, genelde cam kenarında oturup kahve içtiğim için, gidip kahve almamı ve içmemi söyledin. Nasıl şaşırdım bilsen. Sonra artık tüm uykularını kendi başına yapar oldun. Yatağını seviyorsun ve sana müdahale etmemizi istemiyorsun. Kendi kendine uyuman ilk başlarda beni biraz üzmedi değil, bir konuda daha bağımsızlığına kavuşup benden uzaklaşmıştın çünkü. Fakat böyle bir uzaklaşma başka şekilde yakınlaşmaya dönüşüyor aslında. Mesela gün içinde kollarımın arasına daha çok giriyorsun, bazen yanağını uzatıp seni öpmemi istiyorsun. Bir de bu öptürme taleplerinin sebebi sana kızdığım bazı zamanlarda olmuyor mu, ağzımı açıp birşey diyemeden yanağını ağzıma yapıştırıyorsun, çok kurnazsın çok. Neyse ki en azından tepkimi anladığını biliyorum.


Ancak bu ay her zamankine göre daha çok yorulduk babanla. Gün boyunca o kadar çok hareket ediyoruz ki seninle, senin uyuduğun saatte biz de uyuya kalıyoruz. Bu uyuyakalmaların sayısı çok fazlaydı bu ay hepimiz bol bol uyuduk diyebilirim :)

Seni çok seviyoruz bebeğim.

Amsterdam

21 Kasım 2013 Perşembe

Bahçen Var mı Derdin Var

Kasım 21, 2013 5 Comments
Bahçeli bir evi çok istiyordum, en çok da kızım için. Dilediğince çıksın oynasın, o doğayla haşır neşir olurken ben bahçede oturup dergimi okuyayım içeceğimi içeyim falan. Bir koca yazı (yoksa minik mi demeliyim, hep yağmur hep yağmur) geride bıraktık ve sıfır bahçe keyfi, bir kere hüsranla sonuçlanan mangal keyfi yaşadık. Belki tamam acemiliğimize geldi ya da biz keyif yapmayı bilmeyen insanlarız, inşallah bahçe yaşamını da öğreneceğiz de önce kendisiyle barışsak iyi olacak.

Aslında bahçemizdeki toprak alanı çok değil, çoğu yerler taş döşeli. Başlarda ekili alanı genişletmeyi düşünmüştüm hala da düşünüyorum ama çok iş gerçekten. Yine de kendi sebzemizi yetiştirme uğruna baharda bunu göze alacağım sanırım.

Eskiden ayrık otlarına neden öyle dendiğini bilmezdim. Meğer en ufak ayrıklardan bile çıkıyormuş bu meretler. Yol yol bitmiyor. Her bahçeye çıkışımda üç beş ot yoluyorum. Helo bile göre göre alıştı o da gördükçe yoluyor :) Hele hele yolmayı unutursak veya ihmal edersek yandık, güçleniyorlar çıkmak bilmiyorlar. Muhtemelen her bir iş için özel bahçe aletleri vardır ama biz daha o aşamaya gelemedik. Bahçe makası ve eski bıçaklarla idare ediyoruz şimdilik. Baharda komple bir bahçe alışverişi lazım bize.

Bahçeyle az biraz haşır neşir olunca diğer bahçelere alıcı gözle bakmaya başlıyor insan. Burda bahçe düzeni de interior design gibi özel hizmetliler tarafından yapılıyor. Canları sıkıldıkça değiştiriyorlar. Taşları, bitkileri dekorları komple değişiyor. Genelde ayrık otlarının çıkmasını mümkün kılmayacak şekilde taşlar döşüyorlar. Bizim bahçe kaldırım taşı gibi. 10mm lik arası bile olsa çokmuş bu ara meğer.  

Sonbahar gelince bahçe işi daha da azıtıyor. Yaprak temizleme, kurumuş dalları ayıklama falan. Bazı günler evin içini boşverip bahçe temizliğine girişiyorum. Herkesin bahçesi pırıl pırıl ne zaman yapıyorlar nasıl yapıyorlar aklım almıyor. Ben çocukla yetişemiyorum.

Bir de farkettim ki, bu insanlar minimum iş çıkacak şekilde düzenlemişler bahçeyi. Bizim ev sahibi dikkat etmemiş mi anlamıyorum. Mesela ön bahçe full yaprak doluyor. Sokaktaki ağaçların yaprakları yanımızdaki bahçelerde değil bizim bahçede takılıyor. Onlar yapraklar savrulurken takılabileceği yerler olmamasına dikkat etmişler. Ya parmaklık yapmışlar (duvar değil) ya da hiç set koymamışlar. Böyle olunca tüm iş bizim gibi garibanlara yıkılıyor. 


Ancak ne kadar zahmetli olursa olsun bahçe işi çok keyifli. Çok seviyorum valla. Hele mis gibi toprak ve çam kokusu , hiç ummadığın anda açıveren çiçekler yok mu, insana yaşam sevinci veriyor.

19 Kasım 2013 Salı

İkinci Çocuk Sorunsalı

Kasım 19, 2013 36 Comments
Malum kız büyümeye başladı, dönem dönem ikinci çocuk fikri beni yokluyor. Kafamda bin deli düşünce, kukumav kuşu gibi düşünüyorum. Öyle olursa böyle, şimdi olursa şöyle diye. Pek tabi ki her istediğin zaman şak diye olacak hali yok, olmama ihtimali bile mümkün olabilir. Tabi ki Allah'a kalmış bir iş bu. Hayırlısını diliyorum ben de.

Yaklaşık iki yıldır çalışmıyorum. Çalışmaya başlamak istiyorum ama çok da korkuyorum. Böyle evde oturup fizikten uzak kalınca her bildiğimi unutmuş, özgüvenim gitgide azalmış gibi hissediyorum. Geçenlerde bir iş ilanı görünce aklım karıştı yeniden. Aslında üniversite dışında iş istemiyordum fakat bu iş aklımı feci çeldi. Amsterdam'daki Avrupa Patent Ofisine farklı branşlardan eleman alacaklarmış. Fizik için de lisans mezunu bir fizikçi ( benim doktoram var daha makbul olur herhalde) arıyorlardı. Gelen patent tekliflerini gözden geçirip orjinalliğini araştırıp onay verip vermeme işini yapıyorsun. Vay be ne havalı. İlk aklıma gelen idolüm Einstein'ın da isviçre patent ofisinde çalışmış olmasıydı. Ben de onun gibi olurdum belki :)  Üstelik bu ilanda, binada bulunan laboratuarların dilediğince kullanılabilmesi mümkündü (istersen bilimsel çalışma yürüt süper) Maaşı ise (asıl beni vuran yer) ortalamanın üstünde bir maaş alan eşiminkinin bile iki katı idi. Şok oldum.

Tabi ki bu işe başvurmadım, hem çok ani oluşu (daha kızımla ilgili bir programımız yok) hem de cesaretimin olmayışı. Belki başka zaman yine ilan çıkar kimbilir.

Şimdi Dila iki yaşına geldiğinde okula başlayacak, belki işe başlamam daha kolay olur o zaman. Fakat işe başlarsam ve özellikle de kızım büyüdüğünde ben rahata alışırsam ikinci çocuğu kolay kolay göze alamam gibi geliyor. Yeniden o kaosa girmek gözümü korkutuyor. Şimdi evdeyken bir çocuk daha olsa, verdiğim iş arası biraz daha uzasa, ikincisi bir yaşına falan geldiğinde işe dönsem (tabi şimdi kendimi beceriksiz hissediyorum o zaman özgüvenim yerlere yapışır eminim ) daha mı iyi olur diye gel gitler yaşıyorum.

Bunda mesleğimin sürekli gelişmeleri takip etme gerekliliği içermesinin de etkisi var. Asla bıraktığım noktada kalmıyor. Şimdi bile yakalamam gereken öyle çok araştırma var ki. Diğer yandan bir konuyu nasıl ele almam gerektiğini bildiğim için bunun önemi yok diye kendimi telkin ediyorum. Sonuçta sürekli takip etsen bile her konuyu bilebilmek imkansız.

İş mi çocuk mu iş mi çocuk mu diye düşünedurayım, zaman hızla geçiyor. Bakalım bu düşüncelerin sonu nereye varacak. Siz ikinci çocuk kararını nasıl verdiniz, kaza olanları demiyorum ama ;) Gerçi de belki en iyisi o.

Amsterdam-Paris hızlı trenle 3 saat

Kasım 19, 2013 4 Comments
Bir süre önce bu mevzudan haberdar olduk ve ilk fırsatta denemeye karar verdik. Yaklaşan yılbaşı nedeniyle Paris veya Amsterdam'a (ya da aşağıdaki yerlerden birine) turistik gezi yapacak kişiler, hızlı trenle günü birlik bir extra şehir gezisi bile yapabilirler. Diğer şehirlerin ne kadar sürdüğü sitede kalkış ve varış noktalarını yazınca gözüküyor. 

Thalys hızlı tren web sitesi https://www.thalys.com/nl/en/


Fiyatları çok ucuz değil ama bazen yarı fiyatlı kampanyalar oluyor ve biz bunlardan bir tane kaptık :) Uçak yolculuğu ile karşılaştırıldığında uçak bekleme sürelerini de katınca aynı olması, merkeze vardığı için ayrıca bir de havaalanı-merkez ulaşımı için para gerekmemesi ve tabi dilediğin gibi gezinebileceğin için çocuklar için daha uygun oluşu bence artıları. Hızlı trende yolculuk ederken pencereden seyir kısmı nasıl oluyor bilmiyorum ama o da varda tadından yenmez ;)

18 Kasım 2013 Pazartesi

O-o baykuş

Kasım 18, 2013 0 Comments

Kızım baykuşları çok seviyor, adlarını söyleyemiyor ama çıkardığı sesi o-o diye taklit ediyor (aslında dümdüz o değil uouo  gibi bişey diyor ). Geçen hafta o uyurken bir baykuş örüp sürpriz yapmak istedim.

Bu blogun ilk açıldığı zamanlarda bolca amigurumi yaptığımı eski okuyucular biliyor. Bazı ördüklerimi ben bile unutmuşum. Bu baykuşu ise tamamen örgüden yapmaktansa biraz keçe katarsam daha iyi olacakmış gibi hissettim. Gövdesini tek parça halinde ördüm, keçelerle diğer kısımlarını yaptım. Başta pek heves etmedi ama bu günlerde sahiplenmeye başladı.