28 Eylül 2016 Çarşamba

Nova'ya Mektuplar : 20. Ay



Canım oğlum;

Günlerdir senin ve ablanın ay dönümü yazılarınızı yazacağım ne yazık ki mümkün olamıyor yoğunluktan. 13 Eylül'de 20. ayı tamamladın, bu gün ayın 27'si. Ne kadar geciktim ne çok şey oldu bu zaman zarfında. Ve tabi ben yine neler olmuştu unuttum.

20. ayın yarısı Türkiye'de yarısı Hollanda'da geçmiş oldu. Türkiye ayağını tatil günlüklerinde bahsetmiştim yeniden yazmaya gerek yok. Bu kadar uzun bir aradan sonra eve döndüğümüzde nasıl tepki vereceğini hepimiz çok merak ediyorduk. Sıkılacak mısın, eski yaptığın alışkanlıkarına dönecek misin?... Neredeyse hiç yadırgamadın diyebilirim, herşeyi çok özlemişsin. Evi, oyuncakları hepsini yeniden keşfettin, sevindin. Önceden ablanı okula bırakırken yaptığımız bir rutin vardı onu tekrarladın.

Şansımıza havalar çok iyiydi. Hatta Amsterdam için rekor derecede iyi. Yaklaşık 1,5 aydır hava hep açık ve yağışsız. Bu yüzden o kadar çok dışardayız -bu senin tercihin- ve o kadar çok yoruluyorum ki akşamları blog yazamamamın sebebi budur. Sizinle uyuyakalıyorum genelde :)

Geldiğimizde oyun ablanız da tatile gittiği için onunla birebir oyunlarının başlaması ve hollandaca dilindeki gelişmen bir sonraki ayın konusu oluyor yazmayacağım. Ama 20. ay doktor kontrolünde boyunun 85cm, kilonun da 11.250 gr olduğunu not edelim. Bazı bilişsel gelişimlerine de baktı, sağ sol el kullanımı, bloklardan kule yapımı, top fırlatma gibi. Hepsini becerdin, söyleyebildiğin kelime sayısı yeterince fazla bulundu ve o sırada ağzında bulunan yutmadan çiğnediğin sakıza şaşkınlıkla bakakalındı :))

Söylediğin kelimeleri takip etmekte zorlanıyorum artık, belki 50 civarı vardır. Ablan 20. ayında cümle kurmaya başladığı için sen ona göre geç kalmış oluyorsun ancak ablan o aya kadar diğer dillere çok daha az maruz kalmıştı, sen doğduğundan beri üç dil duyuyorsun. Fakat yine de çok gecikmeyeceğini düşünüyorum çünkü son günlerde konuşma konusu da ivme kazanmış durumda.

Meme emmeye devam ediyorsun, sayısı azaldı ama bırakmaya hazır olduğunu hissetmiyorum henüz. Bu arada yeni takıntın saçımın şekli konusunda. Önceden saçımı tutardın ama şekli farketmezdi, şimdi saçımı illa gol şeklinde (top gibi yani topuz) istiyorsun ve o topu tutuyorsun. Saçımı salık veya kuyruk istemiyorsun, gol gol diye ağlıyorsun :) Bu duruma sevinsem mi üzülsem mi bilemiyorum..

Hala anneye nenne, dilaya aaaaa diye sesleniyorsun, arabaları / trenleri çok seviyorsun, hokey pokey şarkısını aaaooov diyerek talep ediyorsun, bir yaşına kadar oturtamadığımız oto koltuğuna binip de arabayla gezmek için can atıyorsun, genelde neşeli, uyumlu, sevecen bir çocuksun. Elbette aranızda oyuncak paylaşamamazlıkları oluyor ama genelde ablanla aranız çok iyi, birbirinizi görünce mutlu olan, sabahları özleyen, beraber güzel oynayan çocuklarsınız. Çok şükür.

İyi ki hayatımızdasın, iyi ki varsın bebeğim

Annen
Amsterdam

26 Eylül 2016 Pazartesi

Günün Özeti - 26 Eylül 2016 Pazartesi

Şu an başka bir yazı yazmak için blogumu açmıştım ama, biraz önce whatsapp'tan ablamın ne yaptınız bugün sorusuna verdiğim cevaba ithafen bu yazıyı yazmaya karar verdim :)

Aslında çok farklı bir gün değildi, gayet sıradan ve haftaiçinin diğer günlerine oldukça benziyor. Bu yüzden not etmek istiyorum ki ilerde hoş bir tebessümle okuyayım.

Sabah her zamankinden biraz geç uyandık oğlumla (7.30), kızımla babası çoktan aşağı inmişti. Böyle olunca 8.15 de evden çıkmak için acele etmemiz gerekiyor. Oğlanı aşağı bırakıp yatakları topladım, gün boyunca üzerimden çıkmayacak dışarılık kıyafetimi giydim, saçımı başımı düzettim derken 15 dakikası bitmişti zaten. Hemen okul beslenmelerini hazırladım (meyve saati için meyve ve öğlen için toplamda iki ayrı kutu oluyor), çocukların devam eden. kahvaltılarına yardım ettim, ayakta birşeyler atıştırdım, ikisini de giydirip çıktık nihayet. Son anda kızımın krizleri yüzünden (ayakkabı kıyafet oluyor genelde) ucu ucuna yetiştik ve sonrasında bir oh çektik.

Sabahki bu yoğun koşturmadan sonraki süreçte hayat tam tersine feci yavaşlıyor bundan sonraki birkaç saatte. Okuldan çıkarken yürümek isteyen Nova aheste aheste yürür, rotayı o izler ve ben de onun minik adımlarına bebek arabasıyla eşlik ederim. Karşıdan karşıya geçmeyi çok sevdiğinden birkaç kere karşıdan geçer, kaldırımlarda otururuz falan. Bugün de market yoluna yöneldi oğlum (son günlerin yeni rotası) bu yol boyunca keşiflerini yaptı, yürürken sohbet ettik ve önce bankaya, sonra markete, sonra iki farklı kanaldaki ördekleri beslemeye derken 8.15 de çıktığımız eve saat tam 10'a 4 dak kala girebildik nihayet. Nereden biliyorum derseniz, 10 da oyun ablası gelecek diye saati kaçırmamak için acele ediyordum, bu acele edilmiş hali düşünün :)

Hemen kahvaltı sofrasını kaldırdım mutfağı temizlemeye giriştim ki kapı çaldı. Onlar oynarken ben de işlere giriştim. Mutfağı, ortalığı topla, yemek yap, çamaşır yıka/ser/topla/katla vs. Oğlum oyun ablasını çok seviyor, bir saat kadar kesintisiz ilgi ile oynayabiliyor (ki bize göre iyi bir konsantrasyon süresi) sonra azıcık anne kucağı, tatmin olunca yine oyuna dönüyor. 12 gibi hep beraber yemek yedik ve 12.30 da ablamız ayrıldı. Ben de Nova'yı uyuttum (12.45 civarı) ve ütü bekleyen dağı eritmeye giriştim ;)


Saat 14'te kızımı okuldan almak için çıkmam gerekiyordu ve oğlumu uyandırmadan bebek arabasına koymaya çalışırken uyandı, pek hoşlanmadı ama sonra sustu naapsın :( Okul çıkışında yine bahçede oynadılar, eve geldiğimizde saat 4'e çeyrek vardı ve acıkmışlardı tabi. Yemek yedirdim kızım biraz dinlendi, oğlan ortalıkta dolandı oynadı derken 5'e 20 kala kızımın saat 5'deki jimnastiği için yola çıktık. Aslında 5 dakika uzaklıkta ama bisikletleriyle gitmek istediler ve bisikletle gittiğimizde daha hızlı olacağına ne yazık ki bizimki daha yavaş oluyor iki ileri bir geri gitmekten :/

Helocum jimnastikteyken tabi ki ablasını seyretmekle yetinmeyecekti oğlum, merdivenleri inip çıktık, bahçede bisiklet sürdük, içeri dışarı derken saati tanamladık. Çıkışa eşim yetişmişti, yine binbir hadi kızım hadi oğlum eşliğinde 6.30 civarı eve dönebildik.

Uyku saatleri yaklaşıyor, onlar biraz baba ile oynarken ben yemeğe ilave yaptım, salata ve sofra hazırladım derken yedik içtik, uykuya gittik. Saat 8 de Helo'nun 8.30 da Nova'nın sızması ile farkındaysanız hiç oturmamış olan bu anne dinlenmeye başladı derseniz çok yanılıyorsunuz :)) Yok hala enerjim vardı ve ertesi günkü arkadaş ziyareti için meşhur elmalı turtamı yaptım, mutfağı topladım ve sonra eşimle dizi izlerken uyuya kaldım :)

İşte dolu dolu geçen bir günümüz. Yorucu mu evet, sıkıcı mı tabi ki hayııııır.

Not: bu yazıyı pazt akşamı yazmış tamamlayamamıştım, bir gün sonra okuduğumda anlamını yitirdi ama o kadar yazmışım anısı kalsın istedim :)


22 Eylül 2016 Perşembe

Bu Turtayı Denemeyen Kalmamalı :)


Hani herkesin çok iyi yaptığı birşey vardır da, çevresindekiler ondan hep o yemeği talep eder, sanırım benimki de bu elmalı turta. Yaz tatilinde İstanbul'dayken, yeğenimin 2 yıl önceki çeyiz serme gününde bu turtamdan yemiş olan birinin, "teyzenin turtasının tadını hiç unutamıyorum" dediğinin haberini aldım. Tabi hemen canımız çekti ve yapıp yedik, tarifleri paylaştık falan. Geçenlerde de elma bahçesine gidip evdeki elma dağı alıp başını gidince, eski elmalar yukarıdaki turtaya dönüştü ve afiyetle yendi. Şimdi fotoğrafına bakarken bile canım yine istiyor.

Aslında öyle aman aman farklı bir tarafı yok, yapa yapa elim alıştı, her seferinde hatasız olmaya başladı belki de ondan bu kadar beğeniliyor. İşin püf noktası falan da yok halbuki, üstelik ben mümkün olan en kısa zaman ve pratiklikte yapıyorum. Şimdi nasıl yaptığımı sizlere de anlatayım, belki denemek istersiniz.

Bu turtayı hamurlu tatlı olup da çok az şeker içermesi sebebiyle çok seviyorum. Tüm turtada 4-5 çorba kaşığı şeker var isterseniz daha az bile olabilir tabi.

Ben önce elmaları hazırlıyorum. Aynı gün içinde turtayı yapıp yapmayacağım belli olmuyor bazen. Ama olsun elmaların kabukları soyulsun, dilimlensin (üşenmezseniz küp de olur bana zor geliyor). Aynı gün yapamazsam hemen poşetle dondurucuya koyuyorum, yaparken çıkarıp hop koyuyorum. Aslında evde bozulmaya yüz tutan tüm elmaları böyle hazırlayıp dondurucuya koyuyorum sonradan kullanmak üzere.

Turtada kullanılan elma ne kadar bol olursa o kadar iyi oluyor. Hollanda'nın turtaları meşhurdur. Yarım cm kalınlıktaki hamura 3-4cm kalınlıkta elma koyarlar. Benimkiler o kadar bol olmuyor tabi ama olsun. Ben hamurun üzerinde hiç boşluk kalmayacak kadar koyuyorum. 25 cm lik kelepçeli kabıma 4-5 orta boy elma yetiyor. Yani 4-5 elmayı hazır edin, yetmezse ilave doğrayabilirsiniz.

Genelde elmaları önceden pişirmiyorum. Çünkü çoğunlukla yumuşamaya yüz tutmuş elmaları kullanıyorum. Fakat çok sert ve ekşi elma ise önceden tencerede biraz şeker ve tarçın ile kendi suyunda pişirebilirsiniz. Çok değil ama fırında da pişecek çünkü eriyip gitmesin. Ben sert elmaları dahi önceden pişirmediğimi belirteyim.

Şimdi sıra hamurda. Tarif şöyle:

-yarım su bardağı yoğurt
- yarım paket tereyağı veya margarin (125gr)
- yarım su bardağı sıvıyağ
- kabartma tozu
- 1 kaşık toz veya pudra şekeri
- aldığı kadar un. (Yaklaşık 3 su bardağı)

Tereyağını eritmeden yoğuruyoruz hamuru. Ama yoğurması daha uzun sürdüğü için eritince de oluyor, tarafımdan denemiştir :)) Hamur çok sert olmasın ama yumuşak da olsa sert de olsa çatlayan bir hamur oluyor şaşırmayın. Genelde merdaneyle büyütüyorum fakat o da çatlıyor.

Bu ölçülerle büyük bir tepsi hamur oluyor. Benim kabım için bu ölçünün yarısı yetiyor. Hamur fazla olmuşsa fazlasını yağlı kağıda sarıp derin dondurucuya koyuyorum. Tabi top halde değil, yuvarlak açılmış halde.

Turtayı fırın kabında da yapabilirsiniz, yağlı kağıtta da. Çok defa yağlı kağıdın üzerinde merdaneyle biraz açarak, üstüne elmaları koyup öylece pişirdim. Yakın zamanda kelepçeli tepsi aldım ve kullanmak çok hoşuma gidiyor. Bazen merdaneyle bazen hamuru parça parça alıp kabın zeminine elimle bastırarak turta hamurunu hazırlıyorum. Üstüne dilimlenmiş elmalar. Gül gibi şekli olsun derseniz tek tek dizebilirsiniz elmaları. Bana fenalık geliyor hiç yapamadım. Üzerine birkaç kaşık toz şeker serpip biraz tarçın dökünce tamamdır (eğer önceden tencerede elmalar piştiyse ayrıca koymaya gerek yok). Aslında hiç şeker koymadan da pişirebilirsiniz. Elmanın tadından oldukça tatlı oluyor. Şekeri az gelirse piştikten sonra pudra şekeri dökülebilir.

Yine elmaların arasına fındık fıstık ceviz falan da konabilir ama bu tip şeyler fırında çabuk yanıyor. Fırından çıkınca da eklenebilir. Hollanda'da genelde krema ile servis edilir, bu şekilde de deneyebilirsiniz.

Fırında ne kadar pişecek derseniz bu sizin fırına göre değişir tabi :) Ben 200 dereceye ayarlıyorum, piştiğini de mis gibi kokusundan anlıyorum. Elmalar eridiği için turta hamuru ıslanacak ve bu yüzden pişmemiş zannedebilirsiniz. Onun için hamuru biraz kenardan kaldırıp altının renk değiştirip değiştirmediğine bakın. Hafif kahverengiye dönmeye başladıysa pişmiştir. Soğuk veya sıcak her iki şekilde de yenebilir.

Afiyet olsun.

20 Eylül 2016 Salı

Doğum Sonrası Göbeğini Yok Etmek

Doğum yaptıktan uzun bir zaman sonra hala hamileymişsiniz gibi gözüken bir göbeğiniz mi var? Üstelik ne kadar zayıflarsanız zayıflayın gitmiyor. İşte bunun  özel bir sebebi ve bu yüzden özel bir çözümü var. Bu yazıda ona değinmek istiyorum.

Tatil dönüşü biraz sağlıklı yaşama döneyim, fazlalıklarımı vereyim istiyorum ve bu amaçla araştırmalara başladım. Ve annelerin bu göbek probleminin dikkatle ele alınması gerektiğini öğrendim. Bu konuda çok kaynak ve bilgi kirliliği mevcut ne yazık ki. Sağlıkla ilgili bir konu olduğu için iyice araştırmak, gerekiyorsa bir fizik tedavi uzmanından yardım almak gerekiyor.

Hamilelik döneminde bebek büyürken annenin vücudu onun gelişimi için en uygun pozisyonları alır. Bu süreçte karın kasları da ayrılarak anne karnında bebeğe yer açılır. Karın kaslarındaki bu ayrımın bilimsel adı diastasis recti olarak geçiyor. Aşağıdaki görselde normal vücut ve diactasis recti problemi olan vücutların kas şeması gösteriliyor.

Görüldüğü gibi kasların ayrılmasıyla göbek gevşek ve sarkmış görünecektir. Kendi diastasis recti açıklığınızın ne kadar olduğunu anlayabilmeniz için yapılması gerekenler şu videoda anlatılmış. Böylece kaba bir muayne ile bu soruna sahip olup olmadığınızı anlıyorsunuz. http://youtu.be/ySBaouIVjEE

Genelde göbeği olan insanlara yatarak mekik çekmeli, bacak kaldırmalı abdominal hareketleri tavsiye edilir. Fakat dikkat edilmelidir ki diactasis recti'ye sahip olan kişilerin bu herkese önerilen hareketleri yapması sakıncalı. Çünkü bazı hareketler bu açıklığın daha da açılmasına sebep oluyormuş. Bu yüzden fizyoterapist desteği almak tavsiye ediliyor zaten. Hangi hareketlerin sizin için uygun olduğunu söylüyorlar.

İnternet de bu bilgi karışıklığından nasibini almış olacak ki, kendim için bir egzersiz programı aradığımda, birbirini hiç tutmayan tavsiyelerle karşılaştım. Asıl arayacağımız egzersiz türleri
- diastasis recti safe exercices
- crunchless /crunch free diastasis recti
gibi başlıklar içerenler olacak.

Okuduğum yazılar içinde bir fizyoterapist tarafından yazılmış olan şu yazıyı beğendim ve tavsiyelerini mantıklı buldum. Onun önerdiği egzersizler yatarak değil ayakta yapılıyor ve diastatis recti için tamamen güvenli. Ayrıca bu hareketlerin sadece bu problemi olan kişiler için değil, her insanın güvenle yapabileceği hareketler olduğunu belirtmiş.

Sanırım ilk etapta bu yazının önerdiği hareketlerle başlayacağım ben. Zamanla daha farklı olanları da deneyebilirim belki. Video şu adreste http://youtu.be/K_EAdZX6T9c

Bu videoları açınca, youtube alakalı videoları da gösteriyor. Siz de inceleyip kendinize uyanları seçebilirsiniz.

Sağlıcakla kalın.


Ev İlanlarından İç Dekorasyon Fikri

Hollanda'da ev dekorasyonuna fazlasıyla önem verilir. Bunu ev ilanlarını gezerken daha iyi anlıyorsunuz. Kesinlikle daha sade, fazla doldurulmamış ve tek tip olmayan evler görülüyor. Kaliteli parçalarla mümkün olduğunca ferah döşeniyor. Bunu farkettiğimden beri ev dekorasyonundan fikir almak için ev ilanları geziyorum. Bu eve de yine böyle rastladım.

Aşağıdaki ev satılık bir ev. Evin kendi eşyaları ile fotoğraflanmış. Peki bu evdeki fazlalıklar nerede hiç fikrim yok. Bir de nasıl bu kadar temiz kalabiliyor. İstanbul'da bazı ev ilanlarına bakarken (içinde oturan varsa) eşya kalabalıklığından dağınıklıktan bazen midem bulanırdı. Burda nadir de olsa öyle fotoğraflar var ama ya Türklere ya Araplara ait. Ne ilginç oysa dinimiz hem mala düşkünlüğü hem de pasağı sevmez.

















Her odada bulunan büyük canlı bitkiler sizin de dikkatinizi çekti mi? Çok seviyorum, bayıldım.

19 Eylül 2016 Pazartesi

Hayat Önceden de Hep Böyle Yoğun muydu?

31 Ağustos'ta tatilden dönüşümüzün ardından 20 gün geçti ama ben zaman nasıl geçti anlamadım. Geldiğimizden beri koşturuyorum ve yatağa sızlayan bacaklarla giriyorum. Günlerdir rutinimi yeniden kurmaya çalıştım ama eh işte yeni oldu sayılır.

Bu seferki dönüşümüzde, dönüş sonrası işler normalden biraz daha fazlaydı. Gitmeden önce evin bazı eşyalarını yenilemiş ama montajını bitirememiştik. Biz tatildeyken eşim gardrobu genel hatlarıyla tamamladı (an itibariyle monte edilecek beş kapağı ve duvar sabitleme işi var). Gelince oğlumun odasına yığdığımız tüm eşyaları elden geçirip, atılacaklar/yıkanacaklar ayrılıp, yeni yerlerini planlayıp yerleştirme işi vardı. Aslında bomboş bir günüm olsa bir günlük iş. Ama her gün azar azar yaparak 10 günde falan anca tamamladım. Neyse ki şimdi herşey yerini bulmuş durumda.

(Konmari metoduyla dolapları düzenlerken)

Tabi bu tatil dönüşü çamaşırlarına bir on kat eklenmesi anlamına geliyor (ki dolaptaki herşeyi yıkamadım zaten), geldiğimizden beri hergün çamaşır yıkıyorum. Evdeki çamaşır sepetleri yetmiyor artık diye iki tane daha çamaşır sepeti aldım.

Günlük işler zaten hiç bitmiyor, yemek, bulaşık, topla, sil... Çocuklu evde bu işler ne kadar yoğun oluyor anneler çok iyi bilir. Bunları da geçtim sonuçta hep yaptığımız şeyler alışkınım ama evde duramıyoruz ki hiç, iş yapabilelim!

Beni bu güzel havalar mahfetti. Bugün de bir arkadaşıma dedim, geldiğimden beri hollanda çok sıcak, o klasik serinliğini daha hiç yaşamadık ve ben hala sıcaktan bunalıyorum o serinliği özledim! Gerçekten Türkiye'de sıcağa fazlasıyla doymuştum, burda da orası gibi sıcaklar oldu. İyi hoş ama sıcak hava yan gelip yatınca güzel. Çocukların peşinden koşarken, her bir yerinden terler boşanırken pek de keyif verici olmuyor doğrusu.

Yine de çocuklara kıyamadığımdan, her fırsatta dışarı çıkardım. Hatta gün boyunca sadece 2-3 saat evdeydik diyebilirim (oğlum uyurken o da). Yaza doysunlar, açık havada bol bol oynasınlar dedim ama şimdi de içeri gelmek istemeyen, evde canları sıkılan bıcırıklarım var. Neyse bir orta yol bulucaz inşallah.

E bunun haricinde çocukları oraya buraya götür işleri de çoğaldı. Çocuklar büyüdükçe annelik, çocuğa bakmaktan, onu oradan oraya taşımaya evrimleşiyor. Okula götür, kursa götür, arkadaşına götür, bekle bekle bekle... Beklerken kardeşi oyala, işte böyle günlerimiz. Helocum okuldan hariç üç gün okul sonrası aktiviteye gidiyor, e bir gün de keyfi geziler desen, haftasonunu ise hiç sayma kahvaltıdan sonra evde yokuz derken evi otel gibi kullanır olduk. Fakat hala aklımız fikrimiz gezmede. Geçen annem telefonda dedi ne çok geziyorsunuz, çok para harcıyorsunuz diye sitem ediyordu (ki yakında yine elma bahçesine gitmiştik), dedim anne bak elma bahçesi bize 13 dak mesafede, gittik bir torba elma armut topladık 5,5 eu tuttu. Hadi çay kahve de içtik 10eu de. Orda 3 saat oynadı çocuklar. İstanbul'da bütün bir öğleden sonrayı geçirmek için kaç para harcanır bi düşün. Yolu, yemeği, oyunu derken. Burda hiç maliyetsiz gezebiliyor insanlar. Sandviçini hazırlayıp bisikletine atlayıp parklara ormanlara gidiyorlar. Doğru dedi ne desin. 

Ne diyordum, hal böyle olunca iki hafta sonrasına bile programlarımız belli oluyor. Çocuklar da zaten çok seviyor.

Şimdi bu süreçte o kadar çok paylaşacak şey birikti ki. Yazmayı istediğim birkaç gezi, çocukların mektupları, yeni öğrendikerim, gelişmeler falan. Hayat hızla akıyor be ben yazamıyorum. Bundan sonra yazacağım inşallah. Bu başlangıç olsun tez zamanda da devamı gelsin :)



17 Eylül 2016 Cumartesi

Doğa Günlüğüm #8

Hala evde normal rutinime dönemediğim için yazı yazma hevesimi biriken doğa fotoğraflarımla gidermek istiyorum. İşte en son eklediklerim....

Divar marulu🌱 yol kenarlarında, kırlarda çok görülen minik sarı çiçekli bu bitki, marul ailesinin onlarca türünden biriymiş. Tabi eğer yaprakları şekildeki gibiyse. Marul ailesinde yer alıyor ama yenilebilir olduğundan değil. Sanırım daha çok otobur hayvanlar yiyiyor. Kökeni finlandiya imiş, kayaık kurak yerlerde kolayca yetişirmiş. 🌱🌱 ingilizce adı: wall lettuce 🌱 latince adı:  lactuca muralis #doğa #doğagünlüğüm #nature #bitki #plant #wildplant #yabanibitki #divarmarulu #walllettuce

Etekli kayagülü 🌱 Gördüğüm her çiçeğin fotoğrafını çekecek durumda olamıyorum bazen. Sonra da başka yerde görünce tanıdık geliyor. Bir blog arkadaşım (Handan) saksısından çıkan bu çiçeği merak etmiş ve sormuştu. Yorumlarda adı belirtilmişti ve ben de hemen kaydettim tabi ki :) Yoğun çiçekli hali ne kadar hoş değil mi?🌱 latince adı: aethionema membranaceum 🌱 ingilizce adına dair bir kaynak bulamadım. #plant #nature #doğa #doğagünlüğüm #çiçek #bitki #yabanibitki #plant #flower #nature #green
Begonvil🌱 Sıcak iklimlerde yetişen bu narin çiçeğin bulunduğu her yeri güzelleştirdiği inkar edilemez. Fakat özsuyu toksik özelliğe sahipmiş ve cilt hasarlarına sebep olabilirmiş.🌱🌱İngilizce ve latince adı: bougainvillea🌱🌱🌱 Vikipedi bilgisi: egonvil, mor, beyaz, pembe ve kırmızı renkte çiçekleri olan, tırmanıcı özellikte ve ağaçsı bir bitkidir. Güneşi sever. Hastalık ve böcek barındırmaması önemli bir özelliğidir.

Adını, kendisini 1768 yılında Brezilya'da keşfeden ve Avrupa'da tanınmasını sağlayan Fransız amiral Louis Antoine de Bougainville'den almıştır. Gelin Duvağı ve Rodos Sarmaşığı diğer adlarıdır. #begonvil #pink #pembeçiçek #pinkflower #plant #nature #doğa #doğagünlüğüm #sarmaşık #green #bougainvillea

İran menekşesi 🌱 Aslında bu çiçeğin türkçe adını tam bulamadım, bazı kaynaklar ingilizce adından itibaren böyle çevirmiş. Kayalık yerlerde yetişen bir #bahçeçiçeği dir. Beyaz ve morun farklı tonlarında çiçekleri olan türleri vardır. 🌱 ingilizce adı: persian violet 🌱 latince adı: exacum 🌱🌱🌱 #doğagünlüğüm #green #doğa #nature #plant #gardenplants #exacum #iranmenekşesi #morçiçek #persianviolet

Yüksük otu🌱 Bu yaz çokça gördüğüm bu çiçeğin adını bilmiyordum. Geçen gün takip ettiğim hesaplardan birinde karşıma çıkıverdi. Çok güzel değil mi? 🌱🌱 ingilizce adı: foxgloves 🌱 latince adı: digitalis 🌱 vikipedi bilgisi: Yüksük otu, yaklaşık 20 türle temsil edilen, Scrophulariaceae familyasına ait bir otsu bitkiler taksonudur. İki yıllık ve ömürlü cinsleri olan bir bahçe çiçeğidir. #photocredit mysimplehome #yüksükotu #foxgloves #doğagünlüğüm #doğa #nature #plant #flower #çiçek #yazçiçeği #summerflowers #gardenflowers


Çan çiçeği 🌱 Daha önce #dg_çançiçeği etiketiyle bu çiçeği paylaşmıştım ama onlar daha kapalı tam çan şeklinde olanlardı. Fotoğraftaki gibi tam açmış yıldız şeklindeki çiçekleri çok görüyor ama adını bilmiyordum. Meğer o da çan çiçeğiymiş :) 🌱 ingilizce adı: bellflower latince adı: campanula #summerflowers #yazçiçeği #çiçek #flower #doğagünlüğüm #doğa #nature #plant #bluebell #çançiçeği






11 Eylül 2016 Pazar

8 Eylül 2016 Perşembe

Türkiye Tatili Günlükleri 3

Tatili bitirip dönmemizin üzerinden bir hafta geçti bile ama başladığım seriyi tamamlasam iyi olacak. Toplam 6 hafta kaldık ve bu güne kadar hep ikişer haftanın özetini yazmıştım. Son iki hafta da şöyle geçti.

3. ve 4. haftaları Tekirdağ'da geçirdikten sonra annemleri orada bırakıp İstanbul'a döndük eşim geleceği için. Üç haftadır babalarını görmeyen çocuklar bir sabah uyandıklarında onu evde bulunca çok sevindiler. Antalya'daki tatilimize gidene kadar İstanbul'da birkaç günümüz daha vardı. Bu sürede ailecek gezdik, tatil alışverişi yaptık ve babanneyi ziyaret ettik. Annemler olmadığı için yemek işleri bana düşmüştü ve ne yalan söyleyeyim bir ay mutfağa girmedikten sonra özlemişim. Güzel güzel yemekler pişirdim :)

Sonra önceden ayarladığımız otele gittik. Eşim ve ben gideceğimiz yerlerde çok aşırı lüks veya üstün hizmet arayışında değiliz. Temiz olsun, yenilebilecek yemekleri olsun ve bir diğer olmazsa olmazımız yeşil olsun. Ne yazık ki bir çok otel yüksek binalardan, tam teşekküllü aquaparklardan ağaç çiçek için alan ayırmıyor. Eşim otel seçerken (evet ben hiç aramam hep o bakar) uydu görüntüsüne bakıp ne kadar yeşil olduğunu inceler. 

Gittiğimiz otelden bu açıdan çok memnun kaldık. Aşırı güzel bir bahçesi vardı. İki katlı evler şeklindeydi odalar. Çiçekler ağaçlar bol bol serpiştirilmişti aralarına. Havuz kenarında ağaç gölgesinde oturabiliyordunuz. Hatta havuzun bir kıyısını (şezlongla doldurmaktan vazgeçip) bir sıra çiçekle doldurmuşlardı. Otelden plaja geçiş hattında bile bir sıra kumları doldurup çiçek ve ağaç ekmişler. Benim gibi doğa aşığı için çok hoş ayrıntılardı bunlar. Dolayısıyla çok beğendim. Yemekler, havuz, diğer hizmetler de beklentilerimizi fazlasıyla karşıladı.

Çocuklar da çok sevdi çok oynadı. Gündüz havuz ve denizde, akşamları oyun parklarında oynayıp durdular. Novadünya bütün gün dışarda olmaya feci alıştı tabi. Hala bu isteği devam ediyor ve neyse ki geldiğimizden beri Hollanda havası orayı aratmıyor, hep dışarılardayız.

Ne kadar güzel olursa olsun otel tatili bence 4-5 günden sonra rutine dönüyor ve sıkıyor. Bana öyle oldu. Eşim 7 gece 8 gün almış tatili, doğrusu son günler geçmek bilmedi. Su aşığı ben doydum demek ki. Tekirdağ'da kaldığım 15 günde toplam yüzdüğüm süre yarım saati geçmemiştir (oğlum bensiz durmuyordu, beraber girdik ama çıkmak istiyordu). Otelde babasında durdu ve sırayla yüzdük. Çocuksuz günlerdeki kadar çok değil elbet ama yine de fena değildi ve ben doydum. Helocum zaten hiç sudan çıkmadı, biz sırayla yüzerken bize eşlik etti.

Otelde bir ilk daha gerçekleştirdik ve ailecek fotoğraf çekildik. Oğlum bundan pek hoşlanmadı ama çok güzel fotoğraflarımız oldu valla. Hiç böyle fotoğrafçıda çekilmiş güzel resimlerimiz yoktu. Eve gelince çerçeveleri doldurdum.



Antalya'dan döndükten sonra İstanbul'da son birkaç günümüz daha vardı. Onlar da  yakınlarımıza doyma buluşmalarıyla, valiz hazırlıklarıyla geçti bitti. Çok şükür kolay bir uçuşla döndük yine yuvamıza. Geldiğimizin hemen ertesi günü okula başladı kızım (normalde hafta başında başlamıştı biz geciktik) ve o günden beri koşturmalar son hızıyla devam ediyor...

Şimdi düşünce, başlarındaki korkuyu saymazsak çoğunlukla güzel bir tatildi. Çocuklar akrabalarına, onların sevgisine doydular. Birçok yeni şey kattılar ve ben de tekrar evimi özleyecek kadar aylardır biriktirdiğim tüm özlemimi giderdim.
Çok şükür.


6 Eylül 2016 Salı

Ritmik Jimnastik Dersleri Başlıyor

Tatil dönüşü hızla geri döndüğümüz rutinler ve bitmeyen işler yüzünden yazacaklarım birikti ama dün ig'de paylaştıklarımı buraya kopyalamasam olmaz...


Bu günü doğru düzgün bir foto eşliğinde kayda almak isterdim ama ne yazık ki şarjım bitmişti. Ve sonlarına eşim katılmamış olsaydı bu fotoğraf da olamayacaktı... 

〰Doğduğundan beri ortalama bir kız çocuğundan biraz daha kıpırdak olan #helodunya için enerjisini atarken aynı zamanda biraz daha ciddi spor eğitimi veren bir jimnastik okulu arıyordum. Daha önce gittikleri olmuştu ama daha çok eğlenceye yönelikti. Geçen yıl gittiği bale de bedensel sınırlarını pek zorlamadı. Oysa hep yeni şeyler denemeyi seviyordu. Olimpiyatlarda hayranlıkla seyrettiğim artistik jimnastiğin ona uygun olacağını düşündüm ve araştırmaya başladım. 

〰Bu tarz eğitim veren okullar vardı ama ya uzak ya zamanları/yaş aralığı uymuyordu ve tam vazgeçmek üzereyken son bir kez daha arama yaptım google da cumartesi günü. Tesadüfen karşıma bir site çıktı, haftanın bir günü evimizin hemen karşısındaki yüzme havuzunun spor salonuna gelen bir eğitim varmış ve dersler +4 yaşmış. Pazar günü mail attık iki saatte geri döndü, yarınki derse deneme dersine gelsin dedi. Ay bi şok bi heyecan (genelde bu kadar hızlı dönüş yapılmıyor). 

〰Dila videoları seyretmiş bayılmıştı, bugün bir gittik daha da bayıldı. Her yaştan belki 50 kız, harika kostümler ve değişik parlak aparatlar eşliğinde hazır bekliyorlardı. Bunları görünce gözleri daha da büyüdü tabi. 

〰Hepsi gruplara ayrıldı, farklı hocalar geldi. Bizim minikler 6 kişi oldular. Daha ilk günden top, kurdele ve hulahop ile değişik hareketler yaptılar. Tamamını izledim her açıdan çok çok beğendim. 

〰Daha ilk günde abartmış olucam ama hayallerimi durduramıyorum. İlerde jimnastik yarışmalarında, belki olimpiyatlarda bile boy gösterir kim bilir?

#ritmikjimnastik