27 Kasım 2015 Cuma

Şiş Örgüsü Bonnet Şapka 1


Geçen yıl oğlum doğmadan önce bu tip şapkalar örmüştüm. Bu sefer ördüğümde  biraz daha basitleştirmek ve aynı zamanda şık görünsün diye denemeler yaptım. İlerleyen günlerde birkaç model daha gelecek.

Bonnet stil şapkaları değişik şekillerde örmek mümkün. Şişle ve tığla, farklı başlangıç yerlerinden yapılabilir. Bu yazıda gösterdiğim model ise en az seviyede örgü bilenlerin bile rahatça yapabileceği bir model.


Örgülerimle ilgili ayrıntılı açıklama talebi alıyorum ama net sayılar verebilmem çok zor. Kullanılan ipe/şişe bağlı olarak ilmek sayıları değişecektir. Dolayısıyla elinizdeki ipe göre ve çocuğunuzun kafasına göre ölçerek başlamakta fayda var. Yine de fikir olsun diye sayıları vereyim. Bu ölçü 9-12 ay bebekler için uygundur.
İpin markası: kartopu babysoft
Şiş: 3,5 no
İlmek sayısı:45


Üst fotoğrafta görüldüğü üzere, dümdüz haroşa bir dikdörtgen örüyoruz. Bu dikdörtgenin uzunluğu çocuğun bir yanağının altından başlayıp diğer yanağının altına gelecek kadar uzun olmalı. Dolayısıyla eni de kafasının üstünü tam örtecek genişlikte. Ben ucunu katladığım için daha geniş yaptım. 

Dikdörtgen parça tamamlandıktan sonra ikiye katlıyoruz ve bir kenarını dikiyoruz. Dikişli yer arkası olacak. Tepesine bir ponpon yaptım ve bağlamak için de ip burgusuyla bağcık. Bağcıkları bu şekilde yapmak çok kolay. Birkaç kat ipi elinizde burup ikiye katlıyorsunuz ve katladığınız uca düğüm atınca bu burgu hiç bozulmuyor.

Ön kısmını katlayıp düğmeleri diktikten sonra geriye tek bir iş kalıyor o da ense büzgüsü. Düz dikdörtgen şeklinde ördüğümüz için, ense bol olmuş oluyor. Biraz büzülüp sıkışması lazım ki mis kokulu gıdıklar üşümesin. Bunun için çeşitli şeyler yapılabilir. İsterseniz şişle ilmek çıkarıp birkaç sıra lastik örün, isterseniz benim yaptığım gibi tığla birkaç sıra sıkiğne geçin. Biraz sıkı olunca tamamdır (ikinci fotoğrafta arka detay görülüyor)

Keyifli örmeler..

Daha önceki şapka yazılarım



26 Kasım 2015 Perşembe

Günün Özeti-25 kasım 2015

Yazmayalı uzun zaman olmuş, hergün aklımda ama ne yazsam kestiremiyorum. Bazen aklıma gelen fikirler oluyor, taslaklarıma kaydediyorum, fakat aradan zaman geçince o ilk andaki kadar önemli gelmiyor gözüme. 

Gerçi bu sefer oğlumun hasta oluşunun da etkisi büyük. Geceler az uykulu, gündüzler mızırtılı geçince yazma hevesi kalmıyor pek. Şimdi ise gecenin bir buçuğunda, yazacak konum yok lakin, yeniden ısınmak için bu günümüzü yazmak istiyorum. Zira böyle günlük tadında yazılan blog yazılarını okumayı çok seviyorum. Bakalım yapabilecek miyim? Hoşuma giderse belki ben de ara sıra not ederim.

Sabah erkenden uyandık tabi her zamanki gibi. Yine de çişini yap yüzünü yıka faslının çoook uzun sürmesinden dolayı kahvaltıya oturmamız 8.10'u bulmuştu ki bu kızım için çok geç bir saat. 8 den önce oturmazsa okula geç kalıyoruz. Hızlı kahvaltı, giyinme derken çocukları bisiklete atıp okula vardık. Sabahın köründe hava ayaz oluyor ama Nova mecburen bu rutinlere eşlik ediyor bırakacak kimse olmadığından. Zaman zaman eşim okula bırakıyor biz evde kalıyoruz ama bir süredir böyle yapıyoruz zira öbür türlü daha geç kalınıyor :)

Okul dönüşü oğlumla azıcık oynadıktan sonra uyudu bir saat kadar. Ben de bu arada çamaşırları makineye attım, üst katı süpürdüm ve biraz kendime zaman ayırdım. Bir saat sonra uyandığında (bir süredir uyku zamanı uzadı özellikle sabah seansında, öğleden sonraki ise bazen 30 bazen 15 bazen de 0 dakika, tek uykuya düşmesi yakındır), tekrar okula gitmek için 15 dakikamız kalmıştı. Alt katta ise herşey sabah bıraktığım gibiydi. Biraz topladım sonra giyinip çıktık. Yine bisikletle. Bu sefer feci yağmur yağıyordu. Yanıma ıslanacak koltukları silmek için havlu aldım. Yolda ben yağmurdan sakınırken dikkat ettim oğlum hiç sakınmıyordu. O güzel yüzü damlalarla doluydu ama hiç rahatsız olmuş gözükmüyordu. 

Yağmur telaşından, okuldan çıkınca verdiğim atıştırmalığı unutmuşum, bir posta ağladı okul kapısında. Yine yağmurdan ıslanarak çabucak döndük. İki çocuğun montlarını giydir, bisiklete yerleştir, bağla, çıkar, soy gibi işler o kadar hassas bir düzen istiyor ki. Gerçi artık alıştım. Önce kızı giydir bahçeye sal, sonra kendin giyin, en son oğlanı ki beklerken terlemesin. Onu salonun bahçeye çıkan kapısının önüne, kapı açıklen oturttur. Seni görsün, sen de bahçedeki depodan bisikleti çıkar. Önce oğlanı ön koltuğa oturttur bağla, sonra kızı arkaya, kapıyı kilitle, bahçe kapısını aç-kapa yola koyul. İndirirken önce bisikleti sabitle ve kilitle, öce kızı indir, sonra oğlanı kucakla, çantaları al... Bu iş hergün 4 kez yapılıyordu ama bugün 6 kez oldu bir de kütüphaneye gittik.

Okuldan sonra çocukları besledim (gerçi Nova hasta diye günlerdir yemiyor azıcık çorba içti bugün o kadar), kendimi doyurdum. Alt katta her yerde ayağımıza takılan oyuncakları topladım ve kabaca süpürdüm. Kızım biraz telefonla oynarken, oğlumla her zaman olduğu gibi yürüme-karıştırma oyunları yaptık. Sonra da kütüphaneye gittik.


Kütüphanede okuma saatiydi biraz dinledi, şarkılar söyledi Helocum, biz de bu arada kitap seçtik. Sonra biraz boyama yaptı diğer çocuklarla. Dönüşte dün uğradığımız oyuncakçıya gitmek için ağladı (saatlerce oyuncakçıda vakit geçirebilir) ama uykusu yüzünden mızıldanan oğlana öncelik vermem gerekiyordu ve bir kez daha ağlamasını ( tam ağlamak denemez numaradan yapıyor tabi) göze aldım ve eve döndük. Yolda bisiklet üzerinde ön koltukta otururken ilk defa uyuya kaldı Novacım, sessizce aldım uykuya devam etti. Kızımı sakinleştirdim ve ben de tamamlamayı bekleyen birkaç örgüden birini elime almıştım ki, bağırarak dondurma isteyen ablası yüzünden bu saadet pek uzun süremedi :))

Saat bu arada üç buçuğu geçmişti, enerjileri düştüğünde huysuzlanıyorlar, müzik sakinleştiryor diye eşimin tavsiyesi üzerine her zaman dinlediğimiz radyoyu açtım. O usul usul çalarken oyunlarını daha iyi oynuyorlar ve arada ayaktaysalar sallanıp dans ediyorlar.

Oyun dolabı-masa-oyuncak kutuları etrafında yürümeli/oturmalı/hayır o benim/ anne eyen almasınlı bir zaman geçirdikten sonra uzun zamandır yemediğimiz için çok özlediyip istediğimiz pizzalar geldi ve babalarını beklemeden yedik anne kız. Bu arada mama sandalyesinde oturmak istemeyen oğlanı da oyalamak için binbir şaklabanlık yaparak tabi.

Sonra babam geldi babaaa çığlıklarıyla kapıya koşma, hayır beni al önce ben'li kucaklaşmalardan ötürü bir beş dakka antreden içeri girememe, biraz hep beraber oyun sonra ikisini de hızlı bir banyo ve uyku. Yatmadan önce banyo rutinimiz yok ama bugün böyle gelişti. Ben kızı uyuturken uyuyakalmışım, eşim de oğlanı uyutmuştu ama ben gelince uyandı bir saat kadar huzursuzdu zor uyudu oğulcum. Ve şimdi saat ikiyi geçmişken ve sabaha yaklaşık 5 saat kalmışken ben de uyusam iyi olacak :)





18 Kasım 2015 Çarşamba

Bir Bebeğin İkinci Gecesi

Bir Bebeğin İkinci Gecesi
Uzun zaman önce aşağıdaki yazıyı okumuş ve çevirmek için not almıştım. Fırsat bulduğum zamanlarda kısa kısa çevirdim ve şimdi yayınlıyorum. Tüm yeni annelere gelsin. Yazının orijinali burada http://kellymom.com/ages/newborn/bf-basics/second-night/

---------------

Yeni bir anne olarak 24 saati geride bıraktın... Belki başka bir çocuğun daha var, ama yine de tekrar yeni bir annesin. Ve şimdi bebeğinin ikinci gecesi.

Birden bire, miniğin son 8,5-9 aynı geçirdiği o sıcak, rahat ve bir miktar yoğun karında artık olmadığını farkediyor, dışarısı ne kadar da korkunç. O tanıdık kalp atışları, plesanta damarlarının hışırtısı, ciğerlerin yatıştırıcı sesi, bağırsakların rahatlatıcı çağıltısı artık yok. Bunun yerine beşiğin içinde yatıyor, bir bez, bir tişört ve battaniye ile kuşatılmış, başına da bir şapka takılmış. Çeşit çeşit insanlar onu kucaklıyor fakat o etraftaki bunca yeni sese, ışığa, gürültüye ve kokuya henüz hazır değil. Ancak yeni birşey keşfetti, o da kendi sesi. Ve her ne zaman, rahatça uykuya daldığı göğsünden ayırıp beşiğe koysan, yüksek sesle protesto etmeye başladı!

Aslında, onu göğsüne aldığın her an, bir süre emer ve yeniden uykuya dalar. Ve tekrar göğsünden ayırıp yatağa koyduğunda ise tekrar ağlar... ve annesini aramaya başlar. Bu durum saatlerce sürebilir. Birçok anne bu durumda, memesinde yeterli süt olmadığını ve bebeğin açlık çektiğini düşünür. Ancak gerçek neden bu değildir, asıl neden bebeğin o özlediği, en rahat ve güven verici yerin annesinin göğsü olduğunu farketmesidir. Burası "ev"e en yakın yerdir. Ve görülüyor ki dünyanın her yerinden uzmanların da farkettiği gibi, evrendeki tüm bebekler için böyledir.

O halde ne yapmalısın? Bebeğinin karnını iyice doyurduktan sonra uykuya daldığı zaman, emzirmeyi kesip, meme ucunu yavaşça ağzından çıkar. Başına daha rahat etmesi için bir yastık koyabilirsin ama bundan başka onu hiç kıpırdatma. Gazını çıkartma, sadece derin uykuya geçene kadar daha da sokul. Derin uykuya geçtiğinde hareket ettirilmekten rahatsız olmayacaktır. Bebekler önce hafif uyku (REM) dönemi, ardından yarım saat kadar süren derin uyku dönemi geçirirler. Eğer bebek yeniden hareketlenmeye başlar ve yeniden meme istiyor gibi davranırsa sorun değil. Bu onun rahatlama ve uyum sağlama yöntemidir.

Bir diğer yardımcı ipucu da şu. Anne karnındayken, bebeğinin en iyi arkadaşı elleriydi. Her ne zaman kendini rahatsız hissetse, parmağını emerdi. Ve birden bire, bu en iyi arkadaşı ondan koparılıp eldivenlerin içine hapsedildi. Artık ihtiyacı olduğunda kendini yatıştıramıyor. Bebeklerin dokunmaya -hissetmeye- ihtiyaçları vardır ve bebeğin annesinin göğsüne dokunması, anne sütünün artmasına yardım eden oksitoksin seviyesini arttırır. Bu yüzden eldivenleri çıkar, battaniyesini gevşet ve ellerine kavuşmasına izin ver. Evet yüzü çizilebilir ama kolayca iyileşecektir, üstelik anne karnındayken de tırnakları vardı ve kimse onlara eldiven takmamıştı.

Bu arada bu durum ilerleyen zamanlarda evde de tekrar edebilir. Özellikle bebeğin çevesindeki faktörler değiştiğinde; mesela doktora, alışverişe veya büyükanneyi ziyarete gittiğinizde. Sakın endişelenme, bazen bebekler anne göğsünde ekstra vakit geçirmeye ihtiyaç duyar, çünkü bebek için "meme ev demektir".

14 Kasım 2015 Cumartesi

Novadünya 10 Aylık


Canım oğlum dün 10. ayını doldurdu, şaka gibi geliyor. Şunun şurasında yaşına ne kaldı ki. Bir yaşından sonra herşey daha hızlı sanki. Ne kadar dolu dolu yaşasam da hiç doyamıyorum.

Bu ayı düşününce aklımda çok güzel anılar var, bir kısmı İstanbul'da bir kısmı Amsterdam'da bol bol gezdik. Harika sonbaharın tadını çıkardık, her haftasonu bir parti havasındaydı; kalabalık, dostlar, eğlence parkları, doğa gezileri. Tabi günler hala çok yorucu ama böyle tatlı kaçamaklar yorgunlukları unutturuyor.

Bu ayın en önemli haberi Nova'nın artık yürümeye başlaması. Daha önceki aylarda belirttiğim gibi zaten elimden tutarak rahat yürüyordu, arada koltuklardan koltuğa boşlukları kendi geçiyordu falan ama boş bir alana doğru yürüme konusunda çok cesur değildi. Tam 9 ay 21 günlükken o cesaret geldi yürümeye başladı fakat hala gün içindeki tüm yürüyüşleri bağımsız değil. Anneyle yürümek daha hızlı ve pratik tabi :)) Yine de elimi tutması yarı yarıya azaldı diyebilirim. Zamanla daha da iyiye gidecektir.

Yürürken çömelip kalkmayı, düşen bir şey almayı beceriyor. Ay başından itibaren merdivenleri de keşfetti, merdiven çıkıp inmek istiyor. Günün belli bir zamanını merdiven mesaisi olarak geçiriyoruz, ayağını kaldırmayı beceriyor. Oyuncakların yer aldığı dolabı daha iyi karıştırmak için kutunun üzerine çıkmayı akıl ediyor, yürürken önüne çıkan oyuncaklardan ayağını yükseğe kaldırıp atlatıyor.

Bu ay yeni diş yok ama son iki üç gündür azı mı köpek dişi mi tam anlayamadığım dişlerin (ikisi de beyaz çünkü) sancısını çektik. Hele dün gece bu yüzden ateşli geçti. Son bir haftadır da stomach flu sıkıntısını yaşadık (bitti sayılır), bu yüzden neredeyse bir haftadır yemek yemiyor, sadece emiyor. Ancak ondan önce iştahı yerindeyken, karnının acıktığını bana çok güzel ifade ediyordu. Beni mutfağa götürüp kucağıma çıkmak istiyor ve varsa tezgahtaki yiyeceklere, yoksa dolaba uzanıyor. Fazla su içmeyen ablasına göre suya düşkün, pipetle içmeyi öğrenmişti (yaklaşık iki ay önce) suyu pipetle epey içiyor ve susadığını da yine benzer şekilde ifade ediyor.

Bu ay bilişsel becerileri arttığı için (ya da daha iyi ifade edebildiği için belki) iletişimimiz daha arttı. Benim söylediklerimi anlıyor, tekrarlıyor karşılık veriyor. Geçen gün mandalinalarla oynarken hadi ablana da bir tane götürelim dedim ve başka hiç birşey demeden bir mandalina aldı, koltukta oturan ablasının yanına gittik ve yanına bıraktı. İçine koy, çıkar, ver, gel gibi komutları anlayıp karşılık veriyor. Hiç öğretmediğim halde alkış yapıyor ve dans ediyor :)

Erkekler genelde az konuşur derler ama çok konuşan kızıma göre daha çok konuşuyor Novacım. Çok şaşırıyorum bazı söylediklerine. Bilinçli olarak anne, baba, gel, mama, meme, dede, ver diyor ve hep aynı şeyler için kullandığı bazı özel sesler var. Ayın ortalarında bir akşam uykuya hazırlanırken memme memme memme dedi (genelde emerek uyuyor), sonra ben ışığı söndürmeye gittim kızdı "ve ve ve" diye ağlamaya başladı. O akşam v sesini çalışmıştı ama "ve"hiç dememişti vavava diyerek öğrenmişti. Aradan birkaç gün geçtikten sonra yine benzer uyku öncesi durumda, gözlerimin içine bakıp annne dedi, hemen ardından büyük bir çabayla ağzının şeklini değiştirerek memme dedi. Sadece tek kelimelik: Anne memme. O kadar netti ki şok oldum, çünkü aynı ses tonundaki kelimeleri takılmış gibi tekrarlıyordu ama böyle farklı iki kelimeyi ilk defa yanyana kullandı.

Dışarıya çıkmayı çok seviyor, genelde hergün iki kere çıkıyoruz (bazen daha fazla). Bisikletle gezmeye bayılıyor, giderken şarkılar söylüyor.

Gündüz uyku sayısı üçten ikiye düştü, genelde hala yarım saatlik. Ablasının evde olduğu günler ise bir türlü uyuyamadığından bir kere kısacık uyuyor. Gece uykuları kesintili de olsa yaklaşık 11-12 saat sürüyor.

Ablasıyla oyuncak paylaşamama halleri başladı. Çöp kutusunu veya tuvaleti karıştırmak istediğinde ters yöne yürüttüğümde tepinip ayak diretmesi çok komik. İstemediği birşeyi yaptırmak neredeyse imkansız.

Bir çocuğun günden güne büyümesine, yeni şeyler başardığındaki neşesine, mutlu olduğundaki gülen gözlerine şahitlik edip de insanın dertlerden arınmaması imkansız. Hayata dair yaşanılan tüm acı şeylere çocuklar şifa oluyorlar ve ben hergün bunu defalarca hissedip şükrediyorum. İyi ki varsınız annecim.






13 Kasım 2015 Cuma

Hollanda'da Bisikletle Çocuk Taşımak

Hollanda'da bisikletin ne kadar yaygın olduğunu bilmeyen yoktur. 2 yaşından itibaren bisiklet sürmeyi öğreniyorlar ve 80'lik nineler bile sürmeye devam ediyorlar. Postacılar, polisler, dondurmacılar... her şeyin bisikletlisi var. Bisiklet olayı öyle gelişmiş ki hiç aklınıza gelmeyen türde bisikletler görmek mümkün. Mesela benim bu güne kadar gördüğüm en ilginç bisiklet, yürüme engelli bir adamın kullandığı, pedalları elleriyle çevirdiği ve önünde de çocuğunu taşıdığı bir bisikletti.

Çocukları bisikletle taşımak için çok çeşitli seçenekler var. Bunlardan en yaygını mamafiets denilen anne bisikleti. Biz de ilk taşındığımızda bundan almıştık ve o zamandan beri kullanıyoruz.

Anne bisikleti almak istediğinizde mamafiets diye sorunca onlar olması gereken özelliklerde bisiklet alternatifi sunuyorlar zaten. Ama bu özellikler nedir derseniz burada yazmıştım. http://ge-ce.blogspot.nl/2013/08/anne-bisikleti.html


Bizim bisikletin hem önde hem arkada koltuğu vardı aldığımızda. Kızımı önde taşıyacağım için arka koltuğu çıkarmıştık. Ön koltuklar 15kg a kadar taşıma kapasitesine sahip. Kızım daha 15 olmamıştır ama boyu uzadığı için artık bacaklar sığmıyor ve kafası önümü görmeme engel oluyor. Onu arka koltuğa, ailemizin yeni üyesini de ön koltuğa alma zamanı gelmişti. Ancak önceden çıkardığımız arka koltuğu bir türlü monte edemedik. Bazı parçaları kaybolmuş. Geçtiğimiz haftasonu yeni bir koltuk aldık ve hemen kullanmaya başladık. Her gün öne oğlumu, arkaya kızımı koyarak okula gidiyoruz günde iki kez. Oğlum da kızım da çok seviyorlar.

Diğer arka koltuğu anne bisikleti olmayan normal türdeki eşimin bisikletine takacağız. Böylece tek çocukla kullanmak gerektiğinde onu da sürebiliriz. Ya da bir süre sonra oğlum ön koltuğa sığmadığında aile gezilerinde birini eşim birini ben arkaya alabiliriz. Yani arka koltukta çocuk taşımak için anne bisikleti olması şart değil.

Anne bisikletinden hariç çocuk taşımak için başka alternatifler de var. Bakfiets denilen kutulu bisikletler ve herhangi bir bisikletin arkasına bağlanan harici arabalar.

Bakfietsler de kabaca iki ve üç tekerlekli olmak üzere iki çeşit. Aşağıdaki fotoğrafta soldaki iki tekerlekli sağdaki üç tekerlekli. Taşıma kapasitesi açısından farkı yok ama kullananlar hız ve fonksiyonellik açısından iki tekerleklinin daha iyi olduğunu söylüyorlar. Fakat bisiklet konusunda acemiyseniz üç tekerlekliler ideal.


Bu bisikletlere 2 ve daha fazla çocuk sığabiliyor. Üç dört çocuk görmek çok yaygın, bebekler oto koltuğu ile konulabiliyor. Tabi Hollanda hep yağmurlu nasıl oluyor derseniz çeşit çeşit kılıflar var. Bazıları ev, araba gibi değişik modellerde :)
 
Tabi bu bakfietsler belli bir yer kaplıyor. Genelde insanlar dışarda kapı önlerinde bırakıyorlar ama daha kompakt modeller de var. Mesela aşağıdaki modelde çocukların oturduğu yer katlanabiliyor.

Bu bakfietsleri sevmeme rağmen almadık. Çünkü epey pahalı, sıfırı bir araba fiyatına eşit burada, ikinci elleri ise 1000euro civarı. Bunun yerine hiç aklımda yokken, ikinci el grubunda görüp şansımı deneyeyim olursa olur diyerek (ve oldu) arkaya takılan harici arabalardan aldık. Sıfırlarının fiyatı 500euro dan başlıyordu. Ben 80 euroya ikinci el bulunca kaçırmak istemedim. Önündeki pencereyi açınca açık halde de kullanmak mümkün oluyor, yağmurda ise iyi koruyor.


Bu arabaları her türdeki bisiklete takabiliyorsunuz, ayrıca bisiklete takılı olmadan bebek arabası gibi elle kullanmak mümkün. Aşağıdaki fotoda bizim yürüyüşe çıktığımız bir günden. Bu arabayla markete bile giriyorum :) Arkasında da geniş bir bagajı var, orasını dolduruyorum.

Fotoğrafta önde uzun bir çubuk görülüyor bisiklete bağlamak için, bu kısmı elle sürdüğünüzde çıkartabilirsiniz ben çıkarmamışım burada, bazen bırakıyorum. Bisiklete montajı ve çıkarması çok pratik.

Bu arabayı hem elle hem bisikletle çok kullandığım için bence artı ve eksilerini yazmak istiyorum. 

-Öncelikle çocuklar için çok rahat. Diğer bisikletlerde çocukların uyuma faslı sorunlu, burda puset gibi çok rahat uyuyorlar, ikisi de defalarca uyudu.

- Belli bir yaştan büyük çocuklar için dar ve ufak gelebilir, üstü açık bakfietslere ise her yaştan insan oturabilir, yetişkşnler de dahil. 

- Arkada olduğu için çocukların ne durumda olduğunu görmek kolay değil, benimkiler hiç susmadıkları için seslerinden anlıyorum ama bisiklet gidonuna ayna takıp arka trafiği görmek mümkün.

- Bisiklete monte ettikten sonra bir süre alışmak gerekiyor sürüşe. Genişliği yaklaşık bir metre, dönüşlerde ve dar yerlerden geçerken sığacak mı çarpmadan geçecek mi diye anlamak zor bazen. Kullandıkça bir algı oluşuyor ve sorun olmuyor.

- Biz, 1,5 mt genişliğinde bir ara patika ile ulaşılan arka bahçeye park ediyoruz. Köşeli bu dar yoldan geçirmek biraz zor oluyor, özellikle 90 derecelik dönüşlerde.

- Çıkarıp takılması ayrı kullanılma imkanı güzel yukarıda bahsettiğim gibi, başka amaçlarla kullanılabiliyor.

-Yağmura rüzgara dayanıklılığı da iyi özelliklerinden.

- Mamafiets normal bisikletlere göre daha ağırdır, ben bu arabayı da takınca çekiş gücü biraz zorluyor, özellikle yokuşlarda. Sanırım diğer bakfietsler de yokuşlarda yorucudur. Ancak Hollanda çoğunlukla düz bir ülke zaten.


4 Kasım 2015 Çarşamba

En Az 3 Çocuk

En Az 3 Çocuk
Biliyırsunuz zat-ı muhreşem Türk Analarına 3 çocuk siparişi vermiş, ortalık karışmıştı. Elbette ki aile içine burun sokmalarına, bunu söyleyiş usluplarına onay vermiyorum. Ancak en az üç çocuk yapmak, belki bizim ülkemiz için henüz değil ama bir çok Avrupa ülkesinin politikası. 

Nüfusun artışı için her çift, 2.1 çocuk dünyaya getirmek zorunda. Eğer 2 veya 1.9 olursa, nüfus azalışa gider (anne ve baba öldüğünde yerine iki çocuk bırakmışsa nüfus değişmez, daha az ise nüfus azalır, daha çok bırakmışsa artar). Bu da uzun vadede düşünüldüğünde o milletin türünün tükenmesi anlamına gelir.

Hollanda'da gerçekten buna uyan aileler görmek çok yaygın. 1-2 yaş arayla bir sürü çocuk yapıyorlar. Tabi devlet bunu desteklediği için, eğitiminden çocuk oyun parklarına dair tüm imkanları sağlıyor. Hatta Hollanda, yapılan araştırmalara göre dünyada çocukların en mutlu olduğu ülkeymiş. Gerçekten de, biz de yaşarken çocukların toplumda ne kadar öncelikli olduğunu görüyoruz.

Ben şahsen üçüncü çocuğu düşünmüyorum, gerek yaşım gerekse işime verdiğim ara nedeniyle. Ancak daha erken anne oldaydım yapardım, çok seviyorum çünkü.

Bu günlerde ise, ülkemiz gündeminden sonra yeniden çok çocuk fikrinine sıcak bakıyorum. Özellikle eğitimli ailelerin nüfusunu arttırmaları lazım. Ülkemiz geneline bakınca, -sınıf ayrımı yapmak istemiyorum ama- nispeten eğitimsiz ailelerin daha çok çocuk yaptığını, eğitimlilerin az veya hiç yapmadıklarını görüyoruz. Bu durumda 10-20 yıl sonra ülkenin durumunun nasıl olacağını siz de tahmin edersiniz. 

Yeni nesil çok akıllı çok donanımlı dünyaya geliyor. Doğa kanunu bu, çocuklar anne babalarından daha donanımlı olmak zorunda. Çoğu zaman ne kadar eğitimli olsak bile çocuğun beklentilerine yetemiyoruz. Ama sürekli araştıran/ gayret eden ebeveynlere sahip çocuklar, eğer toplum tarafından köreltilmezse kendi kendini kurtarıyor, bir şekilde, günden güne nasıl gelişeceğini öğreniyor ve yoluna devam ediyor. Yani doğru itkiyi aldığında çocuk iyiye gidiyor, yanlış itki alırsa da başka yönlere. İşte bu yüzden ailenin tutumu çok önemli.

Hani diyorlar ya sisteme karşı elimizden birşey gelmez, aslında yapabileceğimiz şeyler var. Çocuk yapmak ve onları vicdan sahibi, duyarlı, iyi niyetli, barışçıl bireyler olarak yetiştirmek. Çocuğuma böyle bir misyon yüklemek istemem, özgür hissetmeli diye düşünebilirsiniz. Zaten onların birşey yapmasına gerek kalmayacak. Toplum çoğunlukla böyle bireylerden oluştuğunda, herşey kendiliğinden kurgulanacak, iyi insanların çoğunlukta olduğu bir ortamda iyilik kazanacak.


3 Kasım 2015 Salı

Yapma Sonra Yaparsın

Yapma Sonra Yaparsın
Kızı okula gönderip oğlanı günün ilk uykusuna yatırdıktan sonra her sabah beni bekleyen dağ gibi işlere başlamak zorundayım. Gece uyumuşum uyumamışım farketmez, hastayım değilim hiç affetmez, yaşam döngümüz için bu işlerin yapılması şart.

Bazen kocamdan veya başka kişilerden "yapma sonra yaparsın" tavsiyesi alıyorum ama derdimi anlatamıyorum. Sonra da ne zaman? Evde oyuncaklardan yürüyecek yer kalmadığı, dağınıklıktan aradığımı bulamadığım zaman mı? Çocuklar açlıktan ağlarken mi yemeği koyayım? Her yerde uçuşan tozlar örümcek ve böceklere yuva olduğu zaman mı sileyim? Ne zaman işte bunu bir türlü tutturamıyorum. :p Bir de sonra yapınca işleri yine ben yapacaksam ne ayrıcalığı kalıyor? Tüm birikmişler kendiliğinden yoluna girmiyor ki?

Daha önce yazdığım temizlikçi hikayesinden sonra, bir kez daha temizlikçi gelmiş ardından türkiye tatilleri yaz tatilleri derken kesmiştim. O gün bu gündür her işi kendim(iz) yapıyorum(z). Bazen çok sıkıştığımda eşim yine çağıralım diyor ama istemiyorum. Çünkü bizim ev temizlikten bir saat sonra yine darmadağın. Bıraktığın gibi durmuyor ki? Belki çocuksuz veya çocuğun tüm gün okulda olduğu evlerde, haftada bir yapılan temizlik yavaş yavaş bir hafta gidiyordur. Ama bizde öyle değil. Her gün her sabah tekrarlanması gereken işler var. Eşime diyorum eğer hergün sabahtan öğlene kadar bana bu işleri yapacak adam bulursan olur, aksi halde hiç lafını etme, hiç bir işe yaramıyor. Her sabah, kahvaltı sonrası heryer kırıntı olduğu için en azından masanın civarı süpürülmeli, bulaşık makinesi doldur boşalt, çamaşırlar katla yerleştir, yatakları düzelt, günde on kez dağılan oyuncakları topla, dökülen suları, içecekleri sil, hergün arzu etsem de yapamadığım lavabo ve klozetleri kabaca temizle, çöpleri at, yemek düşünüp hazırla... gibi yapılması gereken bir sürü iş. Doğa tembelleşmemize asla izin vermiyor, sürekli bozuluyor (termodinamiğin 3. yasası :)) ), çalış, çalış, çalış... Bunları yapmak belki en fazla bir saat ama kesintisiz bir saati hangi anne kaybetmiş de ben bulayım? 

Yine de şikayetçi değilim. Artık rutini sevdiğimi anladım. Her gün yaptığım bu rutin işler için şükrediyorum. Hem de evimde düzeni tertibi seviyorum (artık ne kadar mümkün olursa tabi). Düşünün bi hasta olsak veya rutini bozan başka bir iş çıksa, bu sefer daha yoğun bir hal alacak, herşey sarpa saracak. Bu yüzden bu kadarı kafi :)

Şimdi oğlum hala uyurken ne kadar yapabilirsem kardır. Hepimize kolay gelsin :)





2 Kasım 2015 Pazartesi

43.Ay Mektubu : Naif Kızım


Özgür kelebeğim,

Günlerdir taslakta olan bu yazıyı tamamlasam iyi olacak. Yoksa o bitsin bu gelsin derken yeni ay da bitecek. 

Bu ayının son iki haftasında İstanbul'da olduğumuz için hatırladıklarım daha çok o zamanlara ait. Giderken çok istekliydin, orda da çok iyi vakit geçirdin ama sonlara doğru burayı da özlemiş, dönmek istemiştin. Döndüğümüzden bir hafta sonra yeniden eski haline döndün çok şükür. Çünkü orada iken bazen dilinle, bazen de davranışlarınla belirttin ki, İstanbul havası senin huyunu değiştiriyor. Daha çok kişinin ilgisine maruz kaldığın ve onlar da seni seyrek gördükleri için her istediğini yapmaya çırpındıklarından, her gördüğünü istemeye başladın. Diğer yandan sokaklarda parklarda alışverişte gördüklerin/ maruz kaldıkların seni oldukça etkilemiş olmalı. İnsanlar daha agresif, sokaklar daha gürültülü, doğa daha az olunca huyun değişti. Daha kolay kızıyorsun, daha çok inatlaşıyorsun mesela. Birisi seninle oyuncağını paylaşmadığında daha çok içerliyorsun.

Kesinlikle söyleyebilirim ki İstanbul'un haşin şartları yanında çok naif kaldın. Oysa seni tanıyanlar oldukça özgüvenli olduğunu düşünüyorlar. Burada herkes bunu söylüyordu, orada ise kelimenin tam anlamıyla şaşkındın. Neden parktaki çocuklar böyle garip davranıyordu? İlk kimlik çatışması diyebiliriz buna sanırım. Bunun hakkında sık sık konuştuk.

Döndükten sonra burayı çok sevdiğini tekrarlıyorsun. Ege'yi çok özlüyorsun ama sen gitmeyecekmişsin, Ege buraya gelsinmiş ve çooook kalsınmış. Burdaki parklara, eğlence merkezlerine, okula gidermişsiniz beraber. Hem senin yatağın da kocamanmış, beraber uyurmuşsunuz ve ona dinazorlu pijamanı bile verirmişsin.

Ah güzel yavrum, saflığın, neşen bu duru temiz kalbin hiç solmasın annecim.

amsterdam