25 Eylül 2015 Cuma

Bir Hobisi Olmalı İnsanın

22:00:00 17 Comments
Kendimi bildim bileli hobilerim var. Uzun süren-kısa süren, bir dönem sevilen-bir diğer dönem delirten çeşit çeşit şeyler icat ettim kendime. Hala da ediyorum, durmadan heves ediyorum, deniyorum, sevdiklerimi rutine dönüştürüyorum, sevmediklerime bana göre değilmiş diyorum.

İki çocuklu hayata geçtikten sonra bile hobilerimle uğraşmaya devam ettim. Boşa kalan az zamanımı onlara harcadım veya başka işlerin zamanından çaldım. Çünkü bu anlara delicesine muhtacım, eğer yapmazsam kendimi çok daha kötü hissediyorum. 

Geçenlerde bir arkadaşımla yazışırken ona kitap okuyup okumadığını sormuştum, cevap hayır vakti yok. Peki başka bir şey yapıyor musun hobi olarak diye sordum ve tahmin ettiğim gibi, hayır hiçbir şey yapmıyor. Sadece çocuk bakımı ev işleri vs. Ve bu arkadaşım hayatından bezmiş görünüyor.

Özellikle çocuklu annelere çocuk uyur uyumaz onun da uyuması tavsiye edilir. Ben ise çocuk uyur uyumaz hobinize koşun derim. Uyku bedeninizi dinlendirir ama ruhu dinlendirmez. Ve eğer o ruh daralmış bir ruh ise, ne kadar uyursa uyusun zinde hissedemez. Oysa kişinin kendisini rahatlatan sevdiği bir hobiyle meşgul olması, hem ruhunu hem de bedenini dinlendirir.

Bir hobiyle meşgul olmanın bir diğer faydası insanın kendiyle başbaşa kalmasına, iç dünyasına dönmesine fırsat tanımasıdır. İnsan olarak sosyal bir varlık olsak da, dengeli olarak yalnız kalmaya ihtiyacımız var. Kendimizi dış dünyanın karmaşasından soyutlamaya, gürültüsünden kaçmaya... Eğer yatağa sessizce uzanıp hiç birşey düşünmeden durabiliyorsanız bunu bir hobiye ihtiyaç duymadan da yapabiliyorsunuz demektir. Ama biliyorum ki bunu yapabilmek, kafamızdaki sesleri susturabilmek kolay değil. Oysa bir hobiniz varsa, onu zevkle yaparken diğer tüm şeyleri unutursunuz. 

Ne yapacağınıza karar veremiyorsanız bol bol deneyin derim, kendinizi kaptıracağınız, zamanın nasıl geçtiğini anlamayacağınız, zevk alacağınız bir hobi bulabilirsiniz. Bir hobiye başladığınızda yıllarca sürdürmeniz ya da düzenli aralıklarla yapmanız da şart değil. Canınız ne zaman isterse, ne kadar sürerse. Çünkü hobilerin amacı çıkan sonuçtan ziyade, size yaşattığı zamanı değerli kılmaktır. Elde ettiğiniz ürünün kalitesinin hiç bir önemi yok. Tabi kişiyi tatmin eden sonuçlar almanın hazzı da ayrıca güzel ama lütfen yaptıklarım birşeye benzemiyor diye hevesinizi kırmayın, süreçten keyif alıp almadığınıza odaklanın. Çünkü keyifli bir hobi sürecinin size kazandıracağı kazanımlar, ortaya çıkan üründen çok daha önemli.

Balkabaklı Tarifler

00:00:00 2 Comments
Geçen hafta sonu, bir bahçeye gidip dalından bazı sebze ve meyveleri topladık. Bunların arasında balkabağı da vardı. Instagram'da paylaştığımda balkabağından neler yaptığımı sordu bir takipçim. Bu zamana kadar hepimizin bildiği, tatlı, çorba gibi şeyler dışında pek pişirmedim aslında. Ben de zaten yeni tarifler arıyordum.

Yine yakın zamanda marketin verdiği aylık yemek dergisinde bazı değişik tarifler gözüme çarpmıştı. Pinterest'e de baktım ama orada ağırlıklı olarak tatlı tarifler yer alıyor. Ben de o derginin web sitesinden araştırdım ve onlarca sonuç çıktı. Bir kısmı benzer tarifler, çeşitli makarna türleri, çorba türleri, etlerin yanına garnitür türleri falan. Bu tariflerin içlerinden hoşuma gidenleri buraya listeleyeceğim. Birkaçını kafama koydum deneydceğim. Epey çok sayıda olduğu için tariflerin açıklamalarını yazamayacağım ama ilgili sayfaya linkler ekledim. Google translate ile anlaşılabilir. Bazıları da videolu anlatım, onlar daha kolay. Tüm tarifleri görmek isterseniz anasayfada pompoen yazın. Balkabaklı diğer tarifler de listelenecektir.



23 Eylül 2015 Çarşamba

Yardım Etmek mi Zor Yardımı Kabul Etmek mi?

22:18:00 19 Comments
Sizin için hangisi daha zor, yardımı yapan olmak mı alan olmak mı? Sanırım bir çok kişi yardım etmeyi severim diyecektir, fakat iş yardımı kabul etmeye gelince aynı derecede rahat hissediyor musunuz?

Birisi size bir konuda iyilik etmek istiyor diyelim, acil ihtiyacınız olsun yada olmasın farketmez hemen evet der misiniz? Yoksa "yok canım zahmet etme", "a vallahi olmaz dünyada kabul edemem", "yok istemem hem belki ilerde senin işine yarar", "yorma kendini ben daha sonra hallederim" gibi laflar mı söylersiniz. Bu tarz cümleler dökülüyorsa ağzınızdan, muhtemelen gururunuza esir olmuşsunuz demektir. 

Oysa gönülden kopup gelen bir iyiliği kabul etmek de büyük bir erdemdir. Kişi heves etmiş, düşünmüş, iyilik etmek istemiş ve siz bu niyeti reddettiğinizde, bu pozitif eyleme set koyuyorsunuz demektir. Bırakın olay aksın, yardım eden kişi yardım etmenin huzuruna varsın. Yardım alan kişi de önemsenmenin, düşünülmenin tadını çıkarsın, keyfine varsın. Çok mu zor?

Aslında zor olan reddetmek, ısrara karşı direnmek, böylece hem kendini hem de karşındakini yormak. Ben bir yardım etmek istediğimde gidişatın böyle olacağını anlayınca pek üstelemiyorum. Çünkü tüm pozitifliğim emiliyor, hevesim kaçıyor ve beni yoruyor. Oysa belki hatırlarsınız, komşuluk ilişkilerinin daha yoğun yaşandığı eski zamanlarda, yardım alıp vermek ne kadar kolaydı. Komşuda pişip bizde düşenlere "Allah kabul etsin" derdik, diğer tüm yardımlarda da "Allah razı olsun". Ne kadar basitti ama ne kadar yüceydi. Yardım almak da etmek kadar normaldi. 

Hep yardım etmenin sevap olduğu konusunda bilgilendirildik ancak, yardım almak da etmek kadar, hatta bence daha değerli bir eylem. Çünkü alıcı, son sözü söylüyor, olay onun kontrolünde, yardım edenin sevabı tamamen onun ellerinde ve bu pozitif enerjinin akması/ yayılması onun seçimine kalmış oluyor. Vebali daha büyük bu yüzden kârı da daha büyük olmalı.

Haydi bu bayramda, eğer içinizde böyle bir tutsaklık hissediyorsanız, zincirini kırın ve yardım etmek kadar almanın da huzuruna varın. 

Yaptğınız kadar aldığınız yardımların da bol olması dileğiyle, iyi bayramlar.





19 Eylül 2015 Cumartesi

Yardııım Yoga da Hangi Yoga

00:38:00 9 Comments
2015 dilek listesini yaparken sporla ilgili bir madde eklemiş ve hedefimin amuda kalkacak kadar güçlü kollar ve beden olduğunu yazmıştım. Uzun zamandır yogaya başlama hayali kuruyor ve bulduğum dar vakitlerde araştırma yapıyorum ama hala araştırma safhasından eylem safhasına geçebilmiş değilim. Baktım kolay kolay da geçecek gibi görünmüyorum yardımınızı rica etmeye geldim.

Yoga kocaman bir derya imiş. Bedensel esnekliğe yönelik veya çakraları açmaya, ruhsal gelişime ağırlık veren çeşit çeşit türleri varmış. Hepsinin de yığınla videosu, kuralı, şartı şurtu. Elbette ki zamanla öğreneceğim ama nerden başlamalı kestiremiyorum.

Beklentilerimi yazayım, belki içinizde bana akıl verecek olan vardır. Amacım günde 10-15 dakka, vücudumu esnetebileceğim, şekillenmesine yardımcı, dayanıklılığını arttırabileceğim hareketler yapmak. Bedensel olarak o kadar zayıf değilim sanırım çünkü hangi seviye olduğunu bilmeden, instagramda takip ettiğim bazı yoga hesaplarında gördüğüm hareketleri yapabiliyorum. Tek kolumun üzerinde yan durabiliyorum mesela, bacaklarım duvara dayalı kollarımın üzerinde ters de durabiliyorum (bunları yapmam şart değil sadece fikir vermek için yazdım), bu durumda hangi yogadan başlamalı, hangi videoları takip etmeli gibi konularda bana yol gösterebilirseniz çok müteşekkir olacağım.



18 Eylül 2015 Cuma

Haftanın Bilgisi: Yorgunluk ve Depresif Hallerin Sebebi D VitaminiEksikliği Olabilir

02:10:00 4 Comments
Mevsim kışa dönerken yorgunluk, kas ağrıları, enerji düşüklüğü, depresyona yatkınlık gibi belirtiler hissediyorsanız bunun sebebi D vitamini (D3) eksikliği olabilir. Özellikle bütün gün ofiste çalışıp gün ışığından faydalanamayanlar, kuzey ülkelerinde yaşayanlar, koyu cilt rengine sahip olanlar ( D3 emisyonunun daha az olması anlamına geliyor) bu sıkıntıları daha fazla hissedebilirler.

Takip ettiğim Facebook grubunda, Hollandalı pek çok kişinin bu dertten muzdarip olduğunu okudum. Dr tavsiyesi ile başladıkları d vitamini takviyesinin ardından, hepsi bu belirtilerin geçtiğini ve kendilerini daha enerjik hissettiklerini söylemiş. Ben de hamileliğimde başlayan ve emzirme döneminde de aldığım ilave multivitaminin (içinde d vit var) moralime ve enerjime katkı yaptığını düşünüyorum.

Hep çocukların D vitaminine ihtiyaç duyduğunu düşünür kendimizi ihmal ederiz değil mi? Oysa yetişkinlerin de onlar kadar ihtiyacı var. ABD Gıda ve Beslenme kurulunun sağlıklı bireyler için önerdiği günlük D vitamini dozajı şöyle imiş:
0-12 ay: 400 IU
1-13 yaş: 600 IU
14-18 yaş: 600 IU
19-70 yaş: 600 IU
70 yaş üzeri: 800 IU
Gebelik ve emzirme dönemi: 600 IU

Günlük d vitamini ihtiyacını karşılamak için, 10-15 dk doğrudan (camın arkadından değil) güneş ışığı almak gerekiyor. Daha uzun süre durmak fazla D vitamini üretileceği anlamına gelmiyor. Ülke olarak güneşi bol bir coğrafyada yaşıyor olsak da, gün ışığından faydalanamıyorsanız veya kapalı havalar nedeniyle güneş ışığından yararlanamıyorsanız, önce tahlil yaptırıp d vitaminine ihtiyaç olup olmadığına göre doktor tavsiyesiyle d vitamini takviyesi alabilirsiniz. 

D vitamini eksikliğinin belirtileri şunlarmış:
- depresyon (nedensiz olarak hüzünlü hissetme)
- kemik ağrıları
- sık yaşanan soğuk algınlığı
- kasların zayıflaması
- başın terlemesi
-  diğer : Kas krampları, halsizlik, eklem ağrıları, kilo alma, yüksek tansiyon, baş ağrısı, konsantrasyon eksikliği, mesane sorunları, kabızlık veya ishal

D vitamini eksikliğine bağlı görülme riski artan hastalıklar, D vitamini içeren gıdalar, neler yapmalıyım gibi konularda daha fazla bilgi bu adreste bulunabilir. http://belirtilerinelerdir.com/d-vitamini-eksikligi-belirtileri-nelerdir/

16 Eylül 2015 Çarşamba

Yazamıyorum

11:13:00 12 Comments
Son zamanlarda üstüste gelen sıkıntılardan dilim damağım kurudu sanki. Önce bebek Aylan'a sonra şehitlerimize çok üzüldüm. Ardından oğluş hastalandı, uykusuz geceler derken kafam uçtu gitti. Geçen hafta sonu bir dakika da olsa parkta kızımı gözümün önünden yitirmem, ardından ablamların tatilden dönerken geçirdikleri araba kazası ( araba hurda olmuş ama binlerce kez şükür olsun ki hiç yaralanmamışlar) yüreğimi ağzıma getirdi. O günden beri de böyle acayip bir haldeyim. Ne düşünebiliyorum ne de yazabiliyorum.

Biz iyiyiz çok şükür. Oğlan büyüme telaşında, kız da oyun derdinde. Günlerimiz heyecan ve koşuşturma içinde geçiyor. Hava biraz soğumaya başladı paltolarımızı çıkardık. Ekim ayındaki İstanbul seyahatimiz için, şeker toplayacağımız Sinter Martin için gün sayıp duruyoruz.

İki çocuklu hayata öyle alıştık ki, önceden nasıldık hatırlamıyoruz bile. Kızım kardeş olayını çok sevdi, bir tane daha kardeş istiyormuş. Tabi Allah onlara sağlık ve ömür versin bize bu kadar yeter. Son zamanlarda ikinci çocuk için birkaç hamile haberi aldım, öyle sevindim ki. Bence iki çocuklu hayat tek çocukludan daha güzel.

Kısaca ses vereyim dedim, kafam yeniden düzgün çalışınca geleceğim.

14 Eylül 2015 Pazartesi

Novadünya 8 Aylık

22:34:00 14 Comments

Canım oğlum dün 8. ayını da bitirdi ve ben hala inanamıyorum. Daha dün gibi hamile hallerim ve doğumu, zaman nasıl da hızlı. Artık karşımda algıları tamamen açılmış, herşeye meraklı ilgili, neşeli, bıcır bıcır bir bebek var. 

Gerçi artık bebek demesem daha iyi olacak. Bu ay dr kontrolü olmadığı için kilo ve boy değerlerini bilmiyorum ama uzun süre taşıyamayacak kadar ağır, kıyafetleri küçülüyor (74 ler artık sıkıyor diğer boya geçtik) ve sanki neredeyse bir toddler oldu.

Bu hissimizde yürüyor oluşunun da etkisi var. Hala elimi bırakmıyor ama sadece parmağımı tuttuğundan görenler hayrete düşüyor. Sekizinci ayın başlarında, ne kadarlık olduğunu soranlara yedi aylık deyince, yedi aylık yürüyen bebek görmenin şaşkınlığını yaşayanlara bolca şahit olduk. Gerçekten kendi başına yürüyebilen ve annesinin elini tutmuş bir çocuk gibi görünüyor çünkü. Yürümeyi çok ama çok seviyor, sürekli yürüyoruz beraber. Geri dönmesi falan gerektiğinde, parmağımı tutan elini değiştirip geri dönüyor. Bu el değiştirmeleri ve dönüşleri çok rahat ve seri şekilde yapabiliyor.

Emekleme işinde ise sınıfta kaldık :) Hala tam anlamıyla emeklemiyor. Emeklemediği için kol kaslarının gelişimi geri kalmış değil, dizlerinin üstünde duruyor, tutunup kalkıyor, kol gücü gerektiren herşeyi yapıyor. Hatta öyle güçlü ki bir tokat ile herşeyi devirebiliyor. Kucağımdayken elimdeki bardağı zorla kendine çekebiliyor mesela, bir kere sımsıkı tuttuğum bardağı bir tokatla yere düşürdü, bir kere de elektrikli diş fırçasını :)

Helo da nesnelerin seslerini ve düşüşlerini öğrenmek için sürekli yere atardı ama bu oğluş bir başka. Elindekini bir fırlatıyor tak tuk sesleri yankılanıyor evde. Daha çok hangi ilk hızla atarsam ne kadar ses çıkar araştırmasında gibi :) 

7. ay yazısında ek gıdaya fazla başlamadığımızı söylemiştim. Ay dönümünden bir iki gün sonra birdenbire değişti ve resmen çocuğum yemeklere saldırmaya başladı. Açmış. O zamandan sonra her gün ortalama iki tam öğün ek gıda aldı. Bunun dışında bazen ek diğer ara öğünler oldu bazen olmadı, bunu tamamen Nova'nın talebine göre yaptım. Kimi zamanlar iyi süt içiyor ve acıkmamış oluyor, kimi zamanlar da daha çok diğer şeylerden yemek istiyordu. Yani belli bir saat ve beslenme düzeni kurmadım ancak açlığına göre vermemin daha doğru olduğunu hissediyorum. Çünkü kızımda her gün saati saatine hazırlanan öğünler çoğunlukla yenmiyordu ve sanırım çocuğun bıkmasına sebep oluyordu.

Gerçi son on gündür ek gıda süreci sekteye uğradı çünkü Novacım hastalandı. 4 gün 4 gece süren düşmeyen ateşin, dişten olmadığını hissediyordum ama ne olduğunu ateş bitip de kızarıklıklar çıkınca anladım, 6. Hastalıkmış. Tabi bu arada bir tane daha dişi çıktı ve burnu da sürekli aktı. Sonuçta 8. ayı beşi tamamen çıkmış, biri çıktı çıkacak haldeki dişlerle kapattık. Hastalık süresince anne sütü dışında hiç birşey yemedi, üç gece boyunca ağzı memede uyudu ve hiç yürümek istemedi ki bu onu tanıyanlar için çok anormal bir durumdur :(

Konuşma çalışmalarına devam, a harfini içeren hecelerden sonra e ve i harfini içerenlere geçti. Meme bebe , diddi, bibi gibi sesler çıkarıyor. Son bir haftadır kendini sıkarak çığlıklar atmaya başladı. İstediği birşey yapılmayınca yaygarayı basıyor. Ayrıca sesli ifadelerle dilediğini anlatabiliyor. Kıkır kıkır gülüşü ise  yüreğimizi eritiyor :)

Hala en çok ablasının peşinde koşmayı, kağıtları kartonları ısırmayı, bahçeye kaçmayı, sularla oynamayı, kuma bitkilere dokunmayı seviyor. Ablası tuvaletteyken yanına gitmek için çığlık atıp, lavaboda elleriyle ona su sıçratmaya ise bayılıyor :))

Çok şükür seni bize verene.