31 Ağustos 2015 Pazartesi

Ananası Böyle Soyun


İtiraf ediyorum bu yazı sadece ananas fotoğrafı çekme isteğimi gidermek için yazılıyor. Bu arada nasıl soyduğumu da anlatayım istedim. 

İstanbul'da ben de herkes gibi markette ananası soydurup dilimleyip öyle alıyordum ama burda yok. Daha doğrusu konserve ve yemeye hazır şekilde satılan meyve salatalarının içinde olması dışında, bizdeki gibi sana hemen soyup verilen şekilde yok. İlk başta bu kalın kabukları nasıl soyacağım diye tereddüt ederek alsam da, aslında hiç de öyle zor değilmiş. Normal bıçaklarla bile kolayca kesiliyormuş.

Bizim evde genelde sadece ben yediğim için hepsini birden soymak yerine fotoğraftaki gibi dilimlemeyi tercih ediyorum. Kalan kısmı kabuklu bırakıp, poşetle dolaba koyuyorum. Gerçi hepsini soyacaksam da önce böyle dilim dilim kesiyorum çünk bu şekilde, dış kabuğundaki dikenlerin ne kadar derinde olduğunu görerek tertemiz bir şekilde kabuğundan ayırabiliyorum. 

Tavsiye ederim :)

29 Ağustos 2015 Cumartesi

Coffee Time of A Mama


Instagram'da belli bir temaya özgü sanatsal fotoğraf paylaşan hesapları çok seviyorum. Bu yüzden ki @gecedesign hesabımda takipçi sayısından çok takip ettiğim hesap var.


Bir gün yine onlara bakıp iç geçirirken, canım istedi ve herkese açık olan böyle bir kullanıcı yarattım. Gün içinde neredeyse tek dinlenme anım olan kahve zamanımı konu etsin dedim.


Gerçekten sadece kahve temalı çok hesap var ama benimki biraz farklı olacak çünkü aksesuarlarım evde en bol olan şey, yani oyuncak.


Böylelikle oyunlarımız hakkında da bilgi verebilecekti ama tabi ki fotoğraf çekebilirsem.


Genelde her gün bir kahve içiyorum ama fotoğrafını çekebilmem kolay olmuyor ne yazık ki. Bazen de unutuyorum :(


Unutmadığım zamanlarda da fotoğrafını çekeyim derken soğutuyorum :D 


Neyse ki böylelikle hem ruhum dinlenmiş oluyor hem de günlük kahve ihtiyacımı gideriyorum. 


Yan tarafa ig gadgetini eklediğim zaman oradan, varsa instagram hesabınızdan beni takip edebilirsiniz. 


28 Ağustos 2015 Cuma

41.Ay Mektubu: Sohbetine Doyum Olmuyor


Neşesini sevdiğim yavrum,

Yine gecikmeli yazıyorum yazıyı ama sanma ki unutuyorum. Artık hayatımın en önemli rakamları 13 ve 23. Her ay bu günleri asla kaçırmıyorum, kardeşinin ve senin kaçıncı ayda olduğunuzu hesaplıyorum.

Bu ay tam seninle ve kardeşinle evde tüm gün zaman geçirmeye alışmıştık ki okul açıldı :)) Hevesle başladın okula, heyecanlı geçiyor ve artık sınıfında yaşı büyükler arasındasın. Bir çok arkadaşın diğer okula geçmişti, sınıf mevcudu epey azalmış ama yenileri gelmeye başladı. Son bir iki gündür daha kalabalık.

Okuldan gelirken genelde omzuma oturuyorsun bu ara. Elimde bebek arabasında Eren, onzumda sen hoplaya zıplaya konuşa konuşa geliyoruz. Son birkaç aydır çok belirgin sohbetler ediyoruz senle ama bu ayı düşününce en çok hatırladığım yoğun sohbetlerimiz. Öyle kısa ve üstünkörü deği, gerçekten ciddi ciddi detaylı ve uzun konuşuyoruz. Ve bazen ilgini çeken mevzuları duymadım anne nolur bi daha anlat diyorsun. Aslında demek istediğin duymadığın değil tabi, tüm ayrıntıları kafana sokmak.

Önce Yiğitlerin tuvalet nasıl tıkanmış da taşmış onu konuştuk bol bol. Sonra dinazorların neden artık yaşamadıklarını. Dün witch'lerin (ben öğretmedim videolardan öğrenmişsin) solucan yediğini söyledin. Ben de sana witchleri ve nasıl iksir yaptıklarını anlattım. Yeni öğrendiğin şeyleri paylaşmayı seviyor ve baban işten gelir  gelmez ona da anlatıyorsun.

Ama en sık konuştuğumuz konu ise kuş olmak istemen. Keşke kanatların olsaymış da uçsaymışsın sen de. Ama bunun için bir de kuş gözlerine ve kuş gagasına ihtiyacın varmış. Ben sana bir de kuş kostümü dikmeliymişim. Yüzüne de gagayı maskeyle yapabilirmişiz. Keşke zürafalar da uçsaymış ama onların kulakları çok ufakmış. Belki biraz daha büyük olsalar uçabilirlermiş. Ben balık mı olsam kuş mu diye kararsız kaldığımda balık olma sen de kuş ol diyorsun. Balıklar uçamaz ama kuşlar hem uçabilir hem de yüzebilir.

Konuşurken hayal gücüne, kelimeleri telaffuz edişine, mimiklerine, ciddiyetine bayılıyorum. Sohbeti uzatmak için elimden geleni yapıyorum ama bir süre sonra da çenenin hiç kapanmadığından şikayet ettiğim doğrudur :) Bir başlayınca asla susmuyor ve kimseyi konuşturmuyorsun.

Bir de çok hoşuma gittiği için unutmadan yazayım. Dün kendine süper kahraman isimleri ararken (uyduruyorsun birşeyler) kendine Lilla, Eren'e de Balla adını verdin. Ve o andan itibaren artık senin adın Dila değil, Lila imiş (lilla telaffuz kaymasına uğrayıp lilaya dönüştü). Neden senin adını Lila koymamışız da Dila koymuşuz, sen beğenmiyormuşsum ismini. Hay allahım bakalım daha neler görücez :))

Seni çok seviyorum canım kızım
Annen
Amsterdam






25 Ağustos 2015 Salı

Haftanın Bilgisi: Bebeğin Hıçkırığını Kesmek İçin

Haftanın Bilgisi: Bebeğin Hıçkırığını Kesmek İçin
Özellikle yenidoğanlarda sıkça olan hıçkırığa kayıtsız kalabilen anne var mıdır bilmiyorum. Ciğerleri gelişir bırak hıçkırsın deseler de, kendimiz hıçkırığa tutulduğumuzda rahatsız olduğumuz için bebeğin de rahatlaması için çeşit çeşit yöntemler ararız. Bunlardan en yaygın olanı, ağzına limon damlatmaktır ancak size kesin çözümlü başka bir önerim daha var.

Limon damlattığınızda bebeğin ne yaptığına bakın, ağzındaki ekşi tadı çıkartmak için emme hareketi yapar, ağzının içindeki ve damaktaki tüm tadı toplayıp yutmaya çalışır. İşte asıl nokta burası, emme hareketi. Dolayısıyla bebeğe bu eylemi yaptırmalısınız.

Benim tek yaptığım aç olsun olmasın emzirmek. Hem kızımda hem oğlumda onlarca kez böyle yaptım ve hepsinde de işe yaradı. Birkaç emme hareketinden sonra hıçkırık tamamen kesilir ve çocuk rahatlar. Emmek istemiyorsa da biraz zorlarsanız, birkaç kez çekip bırakacaktır ve çoğu zaman yeterli olur. Hıçkırırken süt boğulmasına neden olur diye endişelenmeyin onlar ayarını çok iyi yapıyor.

Ben denemedim ama emzik ve biberonun da aynı işi göreceğini düşünüyorum. Ve lütfen artık ufacık bebeğe limon vermeyin.

Sorunun Gercek Nedeni

Sorunun Gercek Nedeni
Geçenlerde facebookta Amsterdam Mamas isimli kapalı gruba üye oldum. Daha önce haberdardım ama neden kaydolmadım bilmiyorum. Gerçi aradan bir hafta bile geçmeden pişman oldum diyebilirim. Öyle çok üyesi ve öyle çok gönderi var ki, her açtığımda onlardan başka yapılmış olan diğer paylaşımları göremiyorum.

Bu grup genelde expatlardan oluştuğu için her milletten anne üyesi var. Diğer annelerin tutumları hakkında fikrim oluyor böylelikle. Geçenlerde okuduğum ve yorum yaptığım bir konu üzerine bu yazıyı yazmak aklıma geldi. Bir anne, sabahları pijamasını çıkarmak istemeyen, okula onlarla gitmek isteyen çocuğu için çözüm arıyordu. Onlarca öneri gelmişti, şunu yap bunu dene diye. Herhalde böyle gruplara alışkın olmadığım için yadırgadım, çünkü benim ilk aklıma gelen şu olmuştu ve yorum olarak da belirttim. "Öncelikle yapılması gereken bu davranışının asıl nedenini bulmak. Pijamalarini çok seviyor veya rahat ediyor olabilir, o zaman sevdiği aynı rahatlıkta kıyafetler alınabilir. Ya da sebebi tamamen sabah mahmurluğudur, o zaman sabahları neşelenmesi için birşey yapılabilir."

Bu yaklaşım benim için çok sıradan, çünkü çocuklarımı büyütürken tek yaptığım bu. Yani; değişen alışkanlıklarda,çıkan sorunlarda, inatla yapılan tavırlarda ne yapacağımı düşünmeden önce ilk baktığım husus nedenidir. Neden böyle oldu, ne değişti de böyle davranmaya başladı, çocuğum aslında bana ne söylemek istiyor? Böyle bir gözlem yaptığınızda çözmek daha kolay olacaktır. Aksi halde bir çok deneme yapıp hangisi tutacak diye onlarca deneme yapmak gerekebilir ve pek tabi ki çözüm niyetine her yerden fışkıran bu bilgiler, sizin çocuğunuza bire bir uymayabilir.

Bebek ve çocuklar duygularını bize davranışlarıyla anlatmaya çalışıyorlar. 3,5 yaşındaki kızım bile, çok iyi konuşmasına rağmen sıkıntısını mızmızlanarak veya bağırarak, ya da bedensel hareketleriyle ifade eder. Ona her seferinde, konuşmayı biliyorsun ne olduğunu söyler misin diyorum ve ardından anlatıyor ancak, bir sonraki seferde yine öyle davranıyor. Aslında duygularımızı ifade etmenin doğal yolu bu, biz büyüdükçe kalıplara girmeye başlıyoruz. Bu yüzden çocuklar böyle davrandıklarında bir bakıma mutlu oluyorum ben, çünkü duygusunu dışa vurmuş oluyor ve bu sayede ben de yolunda gitmeyen birşey olduğunu anlıyorum.

Çocuğu en iyi siz tanırsınız, eğer hoşa gitmeyen davranışlar geliştirdiyse, biraz dikkatli gözlem ve düşünme ile şu sorulara cevap aramak iyi olur.
- bu davranış ilk ne zaman başladı, ondan hemen önce ne olmuştu?
- farklı durumlarda o davranışı gösteriyorsa, bu durumların ortak noktası ne olabilir, çocukta neyi tetikliyor ki sebep oluyor?
- Bazen bu davranışlar, doğrudan bir olaya tepki olarak hemen ortaya çıkmamış olabilir. Bu durumda çocuğun hayatında köklü bir değişiklik oldu mu? Ne oldu? Bu değişiklik onu hangi yönden etkilemiş olabilir?
- Bazen de çocuklar büyürken bir nevi büyüme sancısı çekerler. Yürümek istiyor ama yürüyemiyordur, kendini ifade etmek istiyor ama yapamıyordur ... gibi. Bu durum huysuzluk yaratabilir. Çocuğu gözlemleyin ne yapmak istiyor, onu huzursuz eden şey nedir?

Bu gözlemler birkaç gün (veya olay bazında düşünülürse birbirini tekrarlayan birkaç olay süresince) sürebilir. İster kafanızdan ister yazarak bir değerlendirme yapın. Yukarda bahsettiğim soruların nedenlerini anlamaya çalışın. Tabi genelde evet neden bu diye tek bir yargıya varmak mümkün değil. Şu değiştiği için olabilir, bu değiştiği için böyle gibi birkaç seçenek çıkacaktır.

Sonra da sıra çözüm sürecine geliyor. Olası nedenleri sırasıyla kaldırarak/ değiştirerek/ yumuşatarak denemeler yapın. Çocuğun bu durumlardaki tepkilerine bakın. Birşey değişiyor mu. Tabi eğer değişim varsa bunun yüzde yüz denediğiniz çözümden kaynaklandığını söylemek de mümkün değil. O ana özel diğer şartlar da etkilemiş olabilir. Tabi bunun tersi de doğru, denediğiniz bir yöntem işe yaramamıştır ama bunun nedeni belki de o sırada bir başka unsurdan dolayı (mesela açtır yorgundur vs) işe yaramamış da olabilir. Bu durumda işin püf noktası deneyimleri mümkün olduğunca kontrollü deneyler şeklinde yapmaya çalışmaktır. Yani işin içindeki diğer değişkenler mümkün olduğunca sabit kalmalı, her olayda benzer şartlar sağlanmalı.

Şimdi uzun uzun yazınca gerçekten çok zahmetliymiş gibi görünüyor sanki, ancak öyle değil. Bir kez nedenleri anlayınca, çözüm sürecindeki seçenekler daralıyor. Nedeni bilmeden on farklı deneme yapacaksınız belki ama bilince ikincide iş bitiyor mesela. Diğer yandan zamanla çocuğun ciğerini okur hale geliyor insan. Daha leb demeden leblebiyi anlayacağınız için, ileriki süreçleri düşününce çabalamaya değer :)

Ne yazık ki orda burda gözüme takılan anne çığlıklarında böyle bir irdeleme yapmadıklarını farkediyorum. Belki de panik halinden dolayı, denize düşen yılana sarılır misali hemen yardım için öneri toplamaya başlıyorlar. Elbette fikir paylaşımına karşı değilim, akla gelmeyen çözümler keşfetmek harika. Bazen tüm bu bilgi yığını insanı boğacak gibi oluyor o ayrı mevzu ama lütfen önce çocuğunuzun kitabındaki bilgiyi okuyun.

Sevgiler


19 Ağustos 2015 Çarşamba

Resim


Sanırım pek paylaşmadım blogumda ama benim çok eskiye dayanan bir resim tutkum var.Tüm okul hayatım boyunca resimlerimi öğretmenlerim hep iyi bulmuş ve beni güzel sanatlara yönlendirmeye çalışmışlardı. O zamanki kafam, orta halli ailemin bunu karşılamaya yetmeyeceği ve benim de ressam olursam para kazanamayabileceğimi söylüyordu. Neyse sonuçta fizikçi oldum ama resim hep yapıyordum.

Hiç unutmam orta ikide yaptığım bir resmi öğretmenim çok beğenip el koymuştu. Resimde bir çocuğa araba çarpma anını yapmaya çalışmıştım, köşeyi dönen arabanın dönüşünü anlatma şeklim hocayı etkilemişti, araba kırık gibi gözüküyordu ve bunu zekice bulmuştu. Neyse işte sonraki yıllarda lisede falan da şansıma hep resim dersleri olmuş ve işini ciddiye alan bize teknikler öğreten öğretmenlere denk gelmiştim.

Üniversite yıllarında biraz karikatüre merak saldım, defterlerimşn kenarlarına komik karakterler yarattım. Asistanlığım döneminde uzun süren gözetmenlik seanslarında kağıda rasgele karalamalar yapar sonra onları anlamlı nesnelere dönüştürürdüm. O zamandan sonra da bıraktım diyebilirim.

Bu blogu açtığım yıllarda yeniden heves etmiş ve bir tablet almıştım. Bilgisayardan çizim yapmak biraz zorladı, yine de eski yazılarımda acemi çizimler var. Sonra onu da bıraktım.

Son bir aydır ise aklımda çocuklarımın karakalem portrelerini çizip duvara asmak var. Daha önce karakalem portreleri çok yaptım. Bu sabah markette bir sketch defteri gördüm ve hemen aldım, Helonun boyalarıyla yukarıdaki resmi yaptım çabucak. Çok acemi oldu ama oğlum her an uyanabilir :)

Bir kaç fırça ve iyi kalemler alıp devam etmeye çalışacağım. Bakalım yapabilecek miyim?




14 Ağustos 2015 Cuma

Bahçe

Bahçe
Su an oglumu uyuturken oturdugum yerden bahceyi seyrediyorum. Kizim da youtube dan favori videolarini izliyor. Gun icinde biraz izleme hakki var. Genelde ingilizce seyrettigi icin, dile katkisi oluyor. Bazen ayni seyin turkcesini acmayi teklif ediyorum, istemiyor. Ben anliyorum diyor. Galiba gercekten anliyor.

Tam karsimda iki orumcek haril haril ag oruyorlar. Birinin acisi musait degil ama biri tam karsimda, o kadar muazzam is yapiyor ki... Bu kadar yakin araliklarla orulmus bir ag gormemistim hic. Cemberlerin arasi 2mm falandir oldukca sık bir orgu. Distan basladi ice dogru yapiyor sarmali, bitisini nasil yapacak meraktayim. Bu kadar calistiklarini bildigim icin mecbur kalmadikca bozmuyorum aglarini. Bu ulkede orumcek aglari oyle cok ki. Bahce duvarlarini saysam yuz tane cikar herhalde.

Yakindaki ekili bolumden tanimadigim bir bitki cikmisti, baktim bu sabah uzerinde tomurcuk var. Boyu 1,5m kadar uzun, yaprakari ayni incir agaci seklinde ama o kadar etli degil. Incir degildir yani. Belki cicek acinca anlarim, sanirim onu yolmayacagim degisik bir ture benziyor.

Karsi kosede ise osuruk agaci aldi basini gitti. Boyu 2,5m olmustur. Govdesi de gitgide kalinlasiyor. Gecen yil saglam kokunu cikaramayip sadece kesmistik, simdi daha da saglam olmustur. Aslinda ben osuruk agacini severim, osuruk gibi kokmasi disinda tabi. Cocuklugumun agacidir. Komsumuzun bahcesinde vardi ve cok oynadim dallariyla. Osuruk agacinin dallari kadar duzgun sopa bulunmaz. Kalindan inceye giden tam bir kirbac sekkindedir ve sallayinca kirbac sesi cikarir. Hayali atlari surmek icin birebir :)

Diger kosedeki naneler bu yil cicege durdu, toplayamadim. Annem cicege durmadan toplanmali der, kartlasiyor cunku. Cicekleri de yapraklari da mis gibi kokuyor. Nova bahcede dolasirken gidip nanelerle oynuyor illa ki.

Henuz hic bahce keyfi yapamamis olsak da bahceli evde yasamak guzel. Ya biz ya da hava musait olmuyor. Bu yaz neredeyse bitti sayilir ama diger yazlarda tadini cikarabiliriz belki.

13 Ağustos 2015 Perşembe

Novadünya 7 Aylık


Evimizin neşesi tatlı dünyam büyüyor. Bu ay gerçekten bana çok uzun geldi ama toplamda geçen yedi ay ise çok hızlı. Artık bundan sonra yaşına ne kaldı ki? Bu hislerimde yürümesinin yakın oluşunun da etkisi olabilir. Normalde bebekler 1 yaş civarı yürürler ve bu bir dönüm noktasıdır. Sanırım bizim oğlan erken yürüyecek ve bu yüzden bana zaman daha hızlı geçmiş gibi geliyor. Tabi canı ne zaman isterse yürüsün mühim değil ama çalışmalara erken başladığı için, eğer ablasıyla aşağı yukarı aynı süreci takip ederse 2-3 ay sonra yürüyor olabilir. Kızım 7 aylıkken kollarından tutup yürüme alıştırmalarına başlamıştı ve bu tam 5 ay sürmüştü. 5 ay boyunca iki büklüm yaşadıktan sonra yaşında yürüdü. Nova ise bu eylemi üç aydır yaptığına göre iki ayımız kalmış olabilir :) Başlarda ağırlığını bize vererek yürürken artık sadece elinin parmaklarından tutmamız yetiyor ve bize sadece denge için ihtiyaç duyuyor. Kendini taşıyor, yürüyor ve bazen kısa süreli dengesini bozmadan durabiliyor. 

Geçen ayın sonunda başladığı tutunup kalkma işini de ilerletti, tutunup kendi başına sıralamaya başladı ama çok başarılı değil. Zira hedefine doğru ilerlerken sabırsız davranıp almak için elini bırakıyor ve tabi ki düşüyor :) Düşmemesi için elini bırakmaması gerektiğini anlayamadı daha :)) Ayakta durmayı ve yürümeyi öyle çok seviyor ki artık hiç oturmuyor diyebilirim. Oturtmak istediğimizde direnip belini dümdüz yapıyor ve hiç oturtamıyoruz, kucağımızda iken ne yapıp ne edip kucaktan kayıyor ve hop yerde. Yürüyecekmiş beyefendi. Bütün gün yürütüyoruz. Artık belim sırtım kopuyor ağrıdan.

Yürümenin tadına varınca, emeklemek gibi zahmet isteyen işlerde bir gelişme yok tabi. Zaten pratik yaptırmak için bile fırsat bırakmıyor, koyunca başlıyor zırlamaya. Aslında kaldırın diye çırpınırken ilerliyor biraz ama farkında değil. Koca göbüşü yerden yükseltemiyor henüz.

Maşallah kilosu iyi gidiyor. Sabah dr kontrolü vardı tam 9kg olmuş ve boyu da 71cm. Ben de ağırlaştığını hissediyordum zaten. Bazen kızım kardeşini kaldırmaya yelteniyor aman dur diyorum aranızda sadece 4-5 kg fark var :)) 

Ek gıdalı hayatta da bir ayı geride bırakmış olduk. Ama sorarsanız ne kadar yedi diye çok az. Belki tüm beslenmesinin %90 ı anne sütüydü yine. Bazı günler hiç ek gıda almadan, bazı günler tek öğün bazı günler iki öğün şeklinde tamamen düzensiz geçti. Hala da düzenimiz yok. İlk bir kaç kere ona özel sebze püresi vs yaptım ama sonra bıraktım. Evdeki yemeklerden veriyorum tamamen. Yoğurt da mayalayamadım, güzel bir organik yoğurt buldum onu veriyorum. Bazen evdeki meyvelerden bazen de hazır kavanoz meyve pürelerinden meyvesini veriyorum. Saate dayalı bir düzen kuramadık ama acıkmaya dayalı bir düzen kurduğumu sanıyorum. Aç olduğunu hissettiğim anda besliyorum. Gerçi ortalama 3 saatte bir gündüz uykusuna yattığı ve her uyku öncesi de emdiği için acıkmasına pek fırsat kalmıyor zaten. Çok şükür hala sütüm doyuruyor.

Ayın başlarında 4 kezdi galiba ama son zamanlarda 3'e düştü gündüz uykularının sayısı. Saat kaçta uyuduğundan çok en son uyandığı saatten sonra ne kadar zaman gdçtiğine bakıyorum ben. Zaten uykusu geldiği belli oluyor. Eğer gelmemişse kesinlikle uyutmaya çalışmıyorum. Biliyorum uyumayacak ve ben sinir olacağım. Günde üç kez yarım saat uyuyor, bazen de bir gürültü falan oluyor 15. dk da uyanıyor tamam. Bir daha uyutmak ne mümkün. Gece diş derdi yoksa ortalama 12 saat uyuyor. Tabi defalarca uyanarak. En ideal halde 3 kere falan emiyor. Son birkaç gecedir ise neredeyse her yarım saatte bir uyanıyor, sanırım yine dişler geliyor. Uyurken durmadan hareket ediyor, bazen yan bazen yüzüstü bazen sırt üstü değişik hallerde yatıyor. Beşiği bizim yatağımızla birleşik, bazen emzirmek için yanımda oluyor ve uyuyup kalıyoruz öyle. Sonra bir bakıyorum yatağına gitmiş döne döne :))

4 aylıkken çıkan ilk dişlerin ardından bu ay içinde iki tane daha çıktı ve şu an kocaman dört dişi var. 6 ay 12 günlükken üst orta dişin solundaki, üç gün sonra da sağındaki çıktı. Üst dişleri ayrık ve epey iri. Çok komik görünüyor.

Gün içinde evin her yerini gezerken yeni yerleri keşfetmeye başladı ve dolap kapakları çekmeceler favorisi. Açıp kapamaya bayılıyor. Açık havayı çok seviyor, bahçeye kaçmak istiyor. Ara sıra yürütece koyuyorum acil durumlarda. Özgürce gezmeyi sevse de, almak istediği şeylere erişemediği için kızıyor ve çıkmak istiyor. Anne yürüteci daha fonksiyonel çünkü :)

Hoşuna giden şeyler yaptığında ince sesli nağmeler dilinden eksik olmazken, bir konuda zorlandığında (alamadığında veya açamadığında falan) kaba seslerle eeeöööğ gibi şeyler söylüyor. Öyle kabadayı gibi ki, görenler bu oğlan babasının kibarlığını hiç almamış diyorlar :p Bu ay ayrıca bol bol a-ba, ba-ba hecelerine çalıştı, rahat söylüyor artık.

Ablasına ise hayran, onunla oynasın diye gözünün içine bakıyor. En çok ablasının zıplamasına gülüyor, beraber yakalamaca oynarken (tabi Nova'yı biz taşıyoruz) zevkten mest oluyor, elektrik süpürgesine bayılıyor, gezmeyi, doğayı, kumlarla sularla oynamayı çok seviyor. Gayet güler yüzlü ve mutlu bir bebek. Görenler de mutlu ve sağlıklı göründüğünü söylüyorlar zaten.

Çok şükür.

Helodünya'nın 7. ay yazısı burada http://ge-ce.blogspot.nl/2012/10/7-ay.html


Sonradan ilave: Nasıl da unutmuşum kendinden buyuk ve agir seyleri tasimayi oradan oraya savurmayi sevdigini. Oyuncak kovalari tencereler, supurgeler, mini boy sandalyeler (ki senden buyukler) bir elinle tutup tasiniyor. Tabi seni tutup yuruturken diger ellerinle bu tip seyleri tasiyip sevinc cigliklari atman epey komik oluyor ;))

11 Ağustos 2015 Salı

Haftanın Bilgisi: Her Türlü Yaraya Lanolinli Krem

Haftanın Bilgisi: Her Türlü Yaraya Lanolinli Krem
Doğum yapacak her kadının alışveriş listesinde vardır lanolinli kremler. Göğüs ucu çatlaklarını önleme ve tedavi etmede en etkili yöntemdir. Bu yüzden benim de elimin altında bulunuyor tabi.

Kızım doğduğunda ilk başlarda kısa bir süre meme ucu çatlaması yaşamış ve sonra ihtiyaç duymamıştım. Neredeyse hiç kullanılmamış haldeki kremimi aylar sonra, bebeğim hareketlenip de her yere kafasını bacağını falan çarptığında yeniden kullanmaya başlamıştım. Bazı annelerden duymuştum çünkü morarmalara birebir diye. Ben de defalarca tecrübe ettim ki gerçekten çok iyi geliyor. Diyelim alnını çarptığında, hiç bir şey sürmeden (su buz gibi müdahaleleri saymıyorum) renkten renge girerek (mor yeşil ve sarı gibi renkler oluyor çarpan yer) ortalama bir haftada geçiyorken, krem sürdüğümde hiç morarmadan hemen geçiyordu.

Şimdi oğlum muhtemelen daha memeye düşkün olduğu ve erkenden çıkan dişlerin acısını memeden çıkarmak istediği için hala meme ucu yaralarıyla boğuşuyorum (7 aydır). Ve neredeyse et gözüken derin yarıklarım oluyor. Bütün bu acılı yaralara lanolinli krem çok iyi geliyor. Akşamdan sabaha iyileşmiş oluyor, buna hem çok şaşırıyor ve hem de seviniyorum.

Bu kadar derin yarayı bile geçiriyorken kızımın koşarken düşüp kanattığı dizlerine, avuç içlerine de bu kremi kullanmayı akıl ettim ve uzun zamandır her yarasında bu kremi sürüyorum. Yine oğlumun yaptığı yüzündeki tırnak çiziklerinde, düşmelerinde, sıyrıklarda, aklınıza gelen her yarada kullandım kullanıyorum. Gerçekten müthiş bir etkisi var, hızla ve kolayca iyileştiriyor yarayı. Artık çantamdan hiç çıkmayanlar arasında.

Acaba bunu nasıl yapıyor diye araştırdım ve Lansinoh'un blogundaki açıklamalar beni tatmin etti. Bu kremin prensibi nemle yara tedavisi esasına dayanıyormuş. Gerçekten de sürünce bir süre yapış yapış nemli bir tabaka oluyor.

::::::::::::::::::
Nemle yara tedavisinin bir diğer faydası da ağrıyı hızla rahatlatıp, bu rahatsızlığı yaşayan anneye acil destek sağlamasıdır.
Nemle yara iyileşmesi nedir?
Meme uçlarının ağrılı veya çatlamış olması durumunda, tüm diğer cilt sorunları gibi, önerilen en etkili tedavi cildin nemini arttırmak ve onu daha fazla kurumaktan korumaktır. Nemli ortamlarda, yaralar genelde daha çabuk iyileşir ve kabuklaşma olgusu azalır. Kuru ortamlara göre, leke kalma oranı daha azdır. Nemle yara iyileştirme yöntemi, derinin içindeki doğal nemi tekrar kazanmasıdır. Hızlı bir iyileşmeye ve kabuklaşmadan tedavi olmaya yol açar.

LANSINOH, cildin üstünde, nemle yara iyileşmesini mümkün kılan bir tabaka oluşturur.

LANSINOH bir bakteriostatiktir. İçinde su olmadığı için, bakterilerin üremesine izin veren bir ortam yaratmaz. LANSINOH gibi bir nemlendiriciyi uygulamak, kuru ve çatlamış bölgeyi yumuşatır, rahatlatır, sancılı bölgedeki serbest sinir uçlarını örter ve böylece sancıyı bitirir.
:::::::::::::::::
Daha fazla bilgi burada http://lansinoh-lanolin.blogspot.nl/2012/11/lansinoh-lanolin-krem.html

Tabi illa ki bu marka olması gerekmez, sanırım lanolin içerikli diğer markalar da aynı işlevi yapıyordur.

10 Ağustos 2015 Pazartesi

Her Zaman Mükemmel Değil

Her Zaman Mükemmel Değil
Son zamanlardaki yazılarımdan taşan pozitiflik abartı değil birebir gerçek ama sanılmasın ki her günümüz rahat ve güzel geçiyor. Gerçi şimdi inkar edemem belki zamanımın yüzde doksanında böyleyim, hep enerjik, neşeli ve olumluyum fakat böyle olması için de çaba sarfediyorum. Gerçi insan bir "hâl"e girince ve onu kanıksamaya başlayınca, onu sürdürmek daha kolay oluyor. Yani hayatım(ız) diğer insanlarınki gibi sıradan, yorucu, çalkantılı, iniş çıkışlı anlar içeriyor. Sadece tek fark, bu anları kafama takmıyor, gelip geçeceğini biliyorum ve hiç ahlanıp vahlanmadan, gözümde büyütmeden sessizce geçmesini bekliyorum.

İkinci çocuğa sahip olduğumda en iyi idrak ettiğim şey bütün zorlukların gün gelip geçeceğiydi. Çünkü önümde kanlı canlı örnek olarak birinci çocuğum var. Bloguma fazla yansıtmadım galiba ama ilk çocuğumun ilk zamanlarında zorlandığım dönemler çok olmuştu. Hala kızımın o zamana ait fotoğraflarına baktığımda içimde o hissi duyumsuyorum. Yaşadığım zorlukları kafama çok takardım ve yalnızlığımın etkisi bunu katlandırırdı. 

İkinci çocuğumda çok rahatım bu açıdan ancak bu zorlukların olmadığı anlamına gelmiyor. Sadece onlara bakış açım değişti. Üstelik iki çocuğun gün boyu bitmeyen dertleri sebebiyle ikiye katlanmış durumda. İnanın bir günümün nasıl geçtiğini görseniz şok olursunuz. Buna şahit olan burdaki arkadaşlarımız bunu söylüyorlar çünkü. Ama onlara da dedim ve kendim de yürekten inanıyorum, hepsi geçecek. Zaman çok hızlı, yorgunluktan bitap düşsem de kalbime hiç bir sıkıntı vermiyor bu zorluklar. 

Tabi zaman hızla geçiyor, nasılsa geçecek diye çocuklarımı boşlamış değilim. Sürekli onları en iyi şekilde yetiştirmek, beslemek, eğlendirmek, eğitmek için uğraşıyorum. O kadar yoğun ki zihnim, mümkün olan her fırsatı avantaja çeviriyorum.

Daha önce bir günümün nasıl geçtiğini yazmıştım ( http://ge-ce.blogspot.nl/2015/04/iki-cocuklu-hayatta-zaman-planlamas.html), şimdi oğlum büyüdü ve bundan çok daha yoğun geçiyor günüm. Günde yarım saati geçmeyen (bazen 15-20dk) üç uykusu var ve hepsi bu. Sonrasında sürekli ellerinden tutup yürümek istiyor veya kucakta. Artık tek elle yapılabilecek işler portföyüm epey gelişmiş durumda ;))

Uzun sözün kısası, benim de hayatım mükemmel değil, emrimde hizmetçiler uşaklar yok, çocuklarımı emanet edip biraz soluklanacağım kimsem yok (oyun ablası geldiğinde ikisini birden vermiyorum ve daha hiç yalnız bırakmadım), zaman zaman canım birşey yapmak istediğinde yapamıyor ve muhtemel ilk fırsata erteliyorum, yorgunluktan geberiyorum, geceleri çok az uyuyorum ama asla şikayetçi değilim. Pozitif ve neşeli olmaya çalışıyorum ama bazen o gücü bile bulamadığım oluyor. İşte o zaman kendimi veya başkalarını suçlamadan sakince geçmesini bekliyorum. Böyle yaklaşınca her sıkıntı diyebileceğimiz şey sıkıntı olmaktan çıkıyor, geride kalmış yaşanmışlıklara dönüşüyor.

Çok şükür.




8 Ağustos 2015 Cumartesi

Paylaşacak Bir Şey Yok mu?

Paylaşacak Bir Şey Yok mu?
Blog yazmayı, twittera notlar atmayı, instagramda ve (daha nadir de olsa) kişisel facebook hesabımda fotoğraf paylaşmayı seviyorum. Paylaştıklarım genelde günlük yaşamımıza dair anlar, not almak istediklerim ve kafamdan geçen fikirlerden ibaret. Öyle çok fazla mekan veya yeme içme konuları yok. Çoğu evde geçen çocukların halleri işte.

Özellikle instagramda bazı hesaplara bakınca sanki herkes sürekli geziyor, sürekli dışarda yiyiyor, sürekli alışveriş yapıyor, çocuğuyla sürekli aktivitelere gidiyor gibi algılanıyor. Bunları gördükçe insan paylaşacak birşeyi olmadığı hissine kapılıyor. Hiç değişik bir yere gitmiyorum, hiç özel cafelerde yemiyorum, hayatımda fotoğraf çekip paylaşmaya değecek hiç birşey yok. Biliyorum böyle hisseden ve bloglarını yazmayı, ig hesaplarını güncellemeyi bırakan çok kişi var. Tabi kendince haklı sebeplerden ötürü paylaşmayı bırakmış olanlar da olabilir, birazdan yazacaklarım hayatında paylaşmaya değer ayrıntı bulamayanlara, daha doğrusu böyle hissedenlere.

Eminim sizin de hayatınızda herkesinki kadar önemli anlar oluyor. Bunu kimi zaman farkediyor, kimi zaman farketmiyor olabilirsiniz. Şunu söyleyebilirim ki, farkettiğiniz anda es geçmeye başlarsanız, sonraki günlerde farkındalıklar azalıyor. Gitgide daha az farkeder oluyorsunuz ve bunun anlamı da anı kaçırmak, anın tadını çıkaramamak ve uzun vadeli düşünürsek de sürekli bir sıkıntı, hayattan memnuniyetsizlik olabilir. Bu his hergün hergün başkalarının paylaşımlarına bakarken günden güne sizi esir almış olabilir.

İlla paylaşın diyemem ( paylaşmak geribildirime neden olduğu için insanı ayrıca motive ettiği bir gerçek ) ama en azından o anın fotoğrafını çekmek (video veya ses de olur) insanda bir çeşit "küçük mutlulukları yakalama sensörü" geliştirmesine sebep oluyor. Gün içinde daha sık bu anları farkediyor ve o anın tadını çıkarma eylemini daha çok yapıyorsun. Sonradan bu  kayıtları izlemek insana müthiş bir haz veriyor o da ayrı.

İşin paylaşma kısmı da, benim için yine başkalarından çok kendim için yaptığım birşey. Tüm o yazıları, fotoğrafları topluca görmek, geçmişte neler yaptığım(ız)a topluca bakabilmek hoşuma gidiyor. Böyle bir kayıt olmadığında çoğu unutulup gidiyor ve bir anımsatıcı olmadığı  sürece hatırlanmıyor. Oysa mesela kızımın iki yıl öncesine ait koyduğum bir fotoğrafı, bana sadece o fotoğrafın çekildiği anı değil, onunla ilişkili birçok şeyi hatırlatıyor. Mesela üzerindeki kıyafeti, fondaki bir oyuncağı... gibi detaylar başka anıları tetikliyor. Dolayısıyla çok sayıda paylaşım değil, düzenli aralıklarla az da olsa yeterli oluyor.

Her Annenin Kararı Kendine

Her Annenin Kararı Kendine
Birkaç gün önce, sosyal medyadaki emzirme tartışmalarını okuduktan sonra o taşkınlıkla bir yazı yazmıştım. Ertesi gün okuduğumda yazımı biraz tarzımın dışında sert buldum ve kaldırmak istedim. O yazıma gelen bir yorum, benim gerçekteki düşüncelerime daha yakındı. Yazıyı kaldırdığım için yorum okunanaz hale geldi ve zahmet edip uzun uzun yazılmış olan yoruma haksızlık olmasını istemedim, buraya aynen alıyorum. Çok teşekkür ederim Beyza Aydın Baser,

Bu konuda herkesin ortak bir uygulama zorunluluğu varmış gibi yorumlar yapılması bana çok mantıksız geliyor. Kişi kendini nasıl rahat hissediyorsa o şekilde emzirmeli. Babanın yada kayınpederin yanında emzirme olayı için şunu söyleyebilirim; (buraya bir açıklama yazayım, yazımda annemin yıllarca babaların yanında emzirilmez dediğinden ve bunun pek de sorgulanmadan kafamıza sokulduğundan bahsetmiştim) ruh hali normal olan bir baba, elbette kızının bedeni hakkında farklı düşüncelere kapılacak değil. Lakin öyle tahmin ediyorum ki, görüp öğrendiğimiz hayat tecrübelerinden hareketle, kızının ve torunun rahatı için, böyle bir vaka ile karşılaştığı vakit bazı babalar bulunduğu yeri değiştirebilir. En basitinden kendi babamın bu şekilde davranacağını düşünüyorum. Bu durumda hemen abuk subuk düşünmenin bir manası olamaz elbette. Adamcağızın aklından geçen "kızımla torunum rahat etsin" mantığı neticede. Ben de babamı yerinden etmek yerine, gidip farklı bir odada bu işlemi gerçekleştirebilirim. Ha gideceğiniz oda çok sıcak olur, yada tam tersi çok soğuk, hem siz hem de bebek rahatsız olursunuz.. Bu durumda kendinizce bir üslup bulur (hafifçe yana dönersiniz, kendinizce kıyafetinizle veya bir örtüyle siper yaparsınız) ve işlemi tamamlarsınız. Buna hangi baba ne diyebilir? Bazılarının takıldığı nokta şu oluyor; böylesine doğal bir eylem için neden sakınıp üstümü başımı örteyim ki? Söyleyeceğim şey şu olur; normal zamanlarda çok sere serpe gezmiyorum babamın yanında ki hal böyleyken gezme durumunda olayım?

Kimi bayanın çok keskin kuralları vardır ve buna asla her ortamda her koşulda emzirmeye yanaşmaz, ona da saygı duymak gerek. Vücut onun sonuçta...
Ha kimisi de giyim konusunda serbest olmayı tercih eder, ortam da kendini çok germeyecekse -ve kendi de gerilmiyorsa- olduğu şekilde emzirir. Ne denebilir ki? Tercih onun. 

Emzirmek elbette çok doğal bir eylem. Duygusal bir bağı da var. Ama bunu en kutsal değer var sayıp, bazı ortamların kurallarını tamamen hiçe sayıp "istediğimi de yaparım, bana kimse karışamaz" triplerine girenleri de anlamıyorum açıkçası. İstanbul'un bir semtindeki parkla diğerindeki insan yapısı bu kadar farklıyken,çok kronikleşmiş şeylere kafa tutmanın manası yok bence. Hayat biraz da orta yolu bulmakta. Herkes "benim doğrum en doğrusu" kafasında gezerse, en küçük toplulukta dahi huzursuzluk son bulmaz (halimiz de maalesef böyle gerçi ama:( )


4 Ağustos 2015 Salı

Yaşasın Misafir Gelecek!

Yaşasın Misafir Gelecek!
Evinizde misafir ağırlamayı sever misiniz? Yoksa misafir lafını duyduğunuz andan itibaren strese mi girersiniz? Davetli olsun,  davetsiz olsun misafir berekettir derler di mi? Yoksa bu söze hiç inanmıyor musunuz?

Ben misafir geleceğini duyduğum andan itibaren heyecanlanırım. O zamanki ev hali ve şartlara göre bu heyecan bazen tatlı bazen stresli bir telaş getirir. Ama o da ne? Sıradan hayatıma birden bire gelen bu heyecanla, bir an önce üzerimdeki rehaveti silkeleyip harekete geçmem lazımdır. Tabi beynim çoktaaan işlemeye başlamıştır. Önce ev işleri, sonra ikramlıklar kafamda döner durur. Evde ne malzemem vardı, o malzemelerle en iyi, en sevilecek ne yapabilirim şeklinde hesaplar. Misafirlerimin neyden hoşlanabileceğini, ne yapacağımı düşünürken, aslında onlar daha gelmeden bağlantı kurmuş oluyorum kendileriyle. Tamamen iyi niyet içeren pozitif bir enerji ile. Davet edilen kişi siz olduğunuzda ise bu hazırlıklar sizin için yapılmış, bu enerji sizin için yaratılmış oluyor. Hiç haberiniz yokken bile.

Sonra sırada evi derleme, toparlama var. Günlerin sıradanlığını aniden kesiyor misafir. Ki o sıradanlıkta sehpanın tozları bile artık bir parçası olmuştur evin. Hergün yapılan ev işleri biraz daha titiz oluyor, gözden kaçan ayrıntılara dikkat veriliyor. Ev havalandırılıyor, mis kokularla temizleniyor. Havlular misafirlik olanlarla değiştiriliyor. Ne güzel bir değişim, mecburiyetten de olsa ne güzel bir yenilenme. Evin havası ve enerjisi tazeleniyor böylelikle...

Evi bitirdikten sonra ikramlıklara geçiyorum ben, bazen de ikisi beraber süregeliyor. Ne zamandır soframıza gelmeyen özlediğimiz yeni birşeyler pişirsem, aman lezzetini iyi tutturayım, dibini tutturmayayım diye pür dikkat kesilsem, daha güzel görünsün diye salatayı süslesem... Güzel tabaklar bardaklar da çıkarmalı, sofraya bir de ufak bir çiçek koymalı... Tamam yeriştirmek için koştururken insan farkedemiyor ama, şimdi bu yazıyı okurken topluca bakınca ne kadar da tatlı telaşlar değil mi? Her bir eylem nasıl da pozitif aslında. Misafire hazırlanırken kendimize de bir ödül vermiş oluyoruz. Sıradanlıktan çıkıp hayatımıza biraz özen getiriyoruz.

Misafir geldikten sonra ise durum daha iyi bir hal alacak. Birlikte edilen sohbetler, dile getirilen beğeniler, eline sağlıklar, bereket versinler... Misafirlerin iyi niyeti evinizin pozitif enerjisini arttıracak, aslında misafire yapılmış görünen herşey, o eve geri dönmüş olacak. 

Evine çok sık misafir gelen veya istemediği kişileri ağırlamak zorunda kalanlar, benim yerimde olsan böyle demezdin diyecekler biliyorum. Öyle inanıyorum ki, kişi iyi niyetini korur ve iyi niyetle misafirine hazırlanırsa (ki yukarda yazdım daha hazırlık süresinde başlıyor pozitif enerjisi) gelen kişi ne kadar fesat olursa olsun, bu yoğun pozitif enerjiyi bozamayacaktır. Onun fesatlığının zararı yine kendine olacaktır.

Hayat gelip geçiyor, zamanı kaçırmamalı. Misafircilik oyunlarıyla ara sıra renk katmalı...




2 Ağustos 2015 Pazar

Haftanın Bilgisi: Google'dan Görüntülü Çeviri

Google Translate uygulamasını hepiniz bilirsiniz. Bu güne kadar kelime, cümle, web siteleri vs yazarak neredeyse her dil için çeviri hizmeti alıyorduk. Ancak şimdi biraz daha gelişmiş bir hizmetle karşımızda. Türkçe'yi de destekleyen görüntülü çeviri.

Biliyorsunuz Hollanda'da yaşıyoruz ve henüz dile hakim değiliz. Bu durumda eve gelen postalar, broşürler, yoldaki yazılar, okullardaki duyurular herşey bizim için ekstra iş demekti. Ancak Google'ın yeni özelliği sayesinde artık daha kolay olacak. Çünkü telefonu sanki büyüteç tutar gibi yazının üzerine tutunca, ekranda çevirisini gösteriyor.


Özellikle yurt dışı gezilerinde çok işimize yarayacağı kesin.

Bu özelliği kullanmak için telefonunuzda google translate app indirin ve kullanmaya başlayın. 


Görüntülü çeviri özelliği ile birlikte sesli çeviri özelliği de yenilikler arasında. Henüz bunu test etmediğim için performansını bilmiyorum ama görüntülü çeviri gerçekten işe yarıyor.