30 Haziran 2015 Salı

39. Ay Mektubu: yeni yeni takıntılar

23:21:00 3 Comments

Can kuzum,
Bir hafta gecikmeli olarak aylık mektubunu nihayet yazıyorum. 10 gün kadar önce Türkiye'den geldikten sonra yapılacak çok iş vardı ve ben bir türlü yazı yazma havasına giremedim. 

Bu ayın tamamı Türkiye'de geçmiş oldu. Genelde keyifli bir tatildi, yakınlarımızla doyasıya zaman geçirdik. Sonlara doğru buradaki arkadaşlarını ve oyuncaklarını özlediğini dile getirmeye başlamıştın. Bizim için Amsterdam hala yeni bir yer olsa da senin için ömrünün çoğunu geçirdiğin yer burası. Ne ilginç belki de yıllar sonra nerde olursak olalım, bizim çocukluğumuzun geçtiği yerleri özlememiz gibi sen de burasını özlemle anacaksın.

Fotoğraf, İstanbul'da bir blog arkadaşımı ziyaret ettiğimizde çekildi. Oğluyla çok iyi anlaştığınızı söylememe gerek yok. Arkadaş listene onu da ekledin ve bahsederken anne benim çooook arkadaşım var çoook deyip, elini de sallıyorsun. Görüldüğü üzere o gün çok eğlendin, ilk defa parmak boyasını bu kadar abarttın.

Kırılmaz inadın hala devam ederken, yeni eklediğin takıntılarla birlikte başedilmez bir hal aldı. Zaten kıyafet konusunda epey zorlanıyorum. Hala sadece belli başlı şeyleri giyiyorsun ve olmayacak şeyler istiyorsun. İlk başlarda desensiz düz kıyafetler giymek istiyordun ve eşofman altı ve düz tişört giydin uzun süre. Üstelik eşofmanlar kışlıktı. O sıcakta bunları giymekte ısrarcıydın. Sonra o eşofmanların ipleri varmış diye istemedin erkek şortlarına geçtin ama ilave bir takıntıyla. Hala da devam eden bu takıntına göre bütün tişörtler pantalonun içinde gepgergin olmak zorunda. Hareket edince biraz bollaşıyor ya sinir olup dakka başı bana düzelttiriyordun. Sonra kendin öğrendin bunu yapmayı, şimdi durmadan lastiğin içine elini sokup yukarı çekiyorsun. Bu ne yazık ki tik haline geldi, dans ederken oyun oynarken bile sürekli yapıyorsun :( Üstelik tayt giydiğinde bol tişörtleri sokunca ve bazı büyük kıyafetleri göğsüne kadar çekince çok komik görünüyorsun ama asla değiştiremiyorum. Sonra bir de çorapları mümkün olduğunca yukarı çekme takıntısı eklendi buna ve tabi ki uzun çorapları istiyorsun. Göğüs altına kadar çekilmiş şort, dize kadar uzanmış çorap (üstelik istanbul sıcağında off) ile pek nostaljik göründüğünü söylemeliyim. Tabi ki bunlardan seni vazgeçiremedim ve bu ay defalarca dolap önünde kıyafet kavgası yaptık. Şık giyinmek gereken yerlerde bile böyle giyindin veya kirli de olsa hep aynı şeyi giymek istedin.

Babana göre İstanbul'da çok kişinin ilgisine maruz kalmamdan ve tabi sınırlarının biraz esnemesinden dolayı çıkıyor bu sapmalar. Şimdi eski rutinimize dönünce biraz düzelmeye başladı. Mesela çorap olayı bitti gibi. 

Eski fotoğraflarına bakınca ne kadar büyüdüğünü görüp hayrete düşüyorum. Sana her bakışımda, sen benim kızım mısın, nasıl büyüttüm seni böyle neler yaşadık neler, ne yaptım da böyle akıllı bıcır bıcır oldun, nasıl seviyorum seni nasıl, ne kadar şükretsem az... diye iç geçirip duruyorum.

Sen ve kardeşinle ilgilenmek bana zor gelmiyor ama, gerçekten bazen içimdeki sevginin çokluğundan delirecekmişim gibi hissediyorum. Bunu anlatmaya tarif etmeye mecalim yok, umarım hissediyorsunuzdur.

Annen 
Amsterdam


25 Haziran 2015 Perşembe

Heryer Dağınıksa Kafam da Dağılır

22:57:00 10 Comments
Pazar günü geldik günlerden oldu perşembe ve ben hala eve yerleşemedim.  Bi valiz hala yerleşmeyi beklerken, yeni yıkanan ve ütü bekleyen çamaşırlar da yığıldı :( Evi ise doğru düzgün temizleyemedim daha, her odada bir fazlalık. Bir de kafama koydum ki tüm fazlalıkları toparlayıp atacağım sırayla, hele oyuncak yığınları gözüme feci batıyor. Elden çıkarılacakları ayıklamalı, yeni kutular yeni yerler açmalıyım.

Etraf bu kadar dağınık olunca kafamı da bir türlü toplayamıyorum, bu yüzden taslaklarımda bekleyen yazıların çoğalması... Tabi iki çocukla pek fırsatım da olmuyor o ayrı ama bulduğum zamanları da ev işlerinde değerlendirme telaşında değilim.

Buralar çok güzel olmuş, yemyeşil ferah bir hava, heryer çiçek. Günde kaç posta dışarı çıkıyoruz, ormanda, kanal boyunda yürüyoruz. Akşamları yorgunluktan çocuklarla birlikte sızıyorum ama bu zamanlar bir daha geri gelmez, kaçırmamak için gayret ediyorum. Her anlarını doya doya yaşıyorum.

Bu hafta sonu evi biraz düzene sokabilirsem, hayatımdaki diğer işleri de sıraya sokacağım kısmetse. Artık ciddi şekilde fizikle uğraşacağım, ufaktan hazırlıklara başladım. Helo'nun okulu kapanacak, yaz için beraber yapabileceğimiz aktiviteler, geziler planlamalıyım. Belki iki çocukla Amsterdam merkeze müzelere falan giderim, pek keşfedemedik merkezi. Ya da böyle aktiviteler işte daha araştırmalıyım. Nedense çocuklar için böyle planlar yaparken pek heyecanlıyım :))

Hadi bakalım o zaman bana kolay gelsin :)

18 Haziran 2015 Perşembe

Bizden Haberler

23:01:00 4 Comments




29 Nisan'da başlayan uzun Türkiye tatilimizin sonlarına yaklaştık, bu Pazar Amsterdam yolcusuyuz artık. Geçtiğimiz hafta Antalya'da tatil yaptık ve iki çocuklu ilk tatilimiz hayallerimizin ötesinde güzel geçti çok şükür. Gerçi bize yardımcı olsun diye Helo'nun babysitter ablasını da götürdük tatile ama ona zaruri anlar dışında fazla iş yaptırmadık.

Bunu arkadaşımla paylaştığımda şaşırdı. Çünkü tatile bakıcı götürmüştüm, çocukları ona satıp doyasıya keyif yapacağımı zannediyormuş. Aslında dışardan bakınca böyle algılanması normal belki ama ben biraz farklı düşünüyorum. Bir kere öyle her tatilimizde bakıcı götürebilecek lüksümüz yok, muhtemelen bir daha olmayabilir. Bu tatilde de yanımızda akrabalardan biri olmasını arzu ettik en başta, ama ayarlayamadık. Bir çok çocuklu aile büyük anne- büyük baba gibi yakınlarını da tatile götürüp onların desteğini alıyor tatil sırasında, biz bu güne kadar hiç böyle bir destek almamıştık. Şimdi ise ya tatile iki kişi gidip iki çocukla hiç anlamadan dönecektik (o zaman tüm para havaya gitmiş olacaktı); ya bakıcıyı götürüp biraz fazla ödeyecektik ama en azından biraz tatil yapabilecektik ( ki iki odalı aile odası kiraladığımızdan ona tek kişi ücretin belki de yarısını ödedik), ya da bu yıl tatil yapmayacaktık fakat hamilelik ve doğum ardından bi tatile çok ihtiyacım vardı. Biz de bakıcı desteği almayı tercih ettik işte.

Yine de çoğunlukla onun dinlenmesi için elimden geleni yaptım. İlk türkiye tatili olduğu için memnun kalması, keyif almasını önemsiyordum. Belki bizden daha çok tatil yapmış bile olabilir ancak arkadaşıma dediğim gibi; ona kızımı emanet ediyorum, emanetim çok değerli. Bu yüzden aşırı yük verip de bunalmasını, sonra kızımla ilgilenirken tahammülünün azalmasını veya ilgisiz kalmasını, ona ters ve bıkkın davranmasını istemem. Oysa keyifli ve memnun olursa, daha ilgili davranabilir. Gerçekten de bakıcımız kızımla geçirdiği her zamanı onu sıkmadan eğlenceli geçirdi.

Bu gibi mesleklerde kişinin emeğini fiyatlandırmak hiç de kolay değil aslında. Genelde parasını veriyorum işini yapsın, hizmetimi köküne kadar alayım derdinde oluyoruz. Ancak öyle değil, bakıcımızın kızıma verdiği emek, keyif, dağarcığına kattığı bilgiler, kalbine koyduğu sevgi, yüzüne yaydığı gülücüklerin bedelini hesaplamam ve ödeyebilmem mümkün değil. Bu yüzden, ona verdiğim ekstralarda gözüm arkada kalmıyor. Belki de bu yüzden bilemiyorum, Allah karşıma iyi insanları çıkarıyor ve çok şükür bakıcımız da, ben ne kadar ona dinlen desem de, bana yardımcı olmak için gayretli davranıyor, hiç kaytarmıyor.

Bu yazı vesilesiyle Ramazan ayının herkese hayırlı olmasını, hangi konuda açlık çekiyorsanız onu doyurmasını diliyorum.

14 Haziran 2015 Pazar

Novadünya 5 Aylık

23:09:00 1 Comments
Dün yazmam gereken yazıyı bugün yazabiliyorum ama sanmayın ki vakitsizlikten. Aylık yazılar yazarken tüm ayı düşünüp önce kafamda listeliyorum olanları. Yani yazmaktan daha çok zaman alan ve dingin bir kafa isteyen bir önişi var. Ne yazık ki kafam öyle dağınık ki hala toparlayamıyorum, aklıma gelenleri daha fazla geç olmadan not edeyim.

Bu ayın en dikkat çekici gelişmesi elbette ki dişler. İlk diş 4 ay 8 günlüklen çıktı, hatta şuan epey uzadı, gülerken bile görünüyor fakat ikinci diş çıkmak bilmedi bir türlü. Dolayısıyla uzun zaman o dişin huysuzluğunu yaşadık ve nihayet ay dönümüne iki gün kala ikinci de patladı ve diğerine göre çok hızlı uzadı, şu an o da gayet belirgin. 

Bu ayın çoğunda İstanbul'da ve son bir haftadır da Antalya'da geçti. Kalabalık bol gezmeli ortamda olunca, gezmeye fena alıştı Novacım. Artık ağladığında susması için kapıya çıkmamız yetiyor, şimdiden kapıdan dışarı çıkıldığını öğrenmiş durumda.

Dişler bol bol kaşındığı için herşey ağızda tabi. Bu arada bazı yiyecekleri de tattırmak zorunda kaldım, zira elimdeki herşeye saldırıyor, elimi tutup kendine çekiyor. Bu ay elini kullanma becerisi tamamen gelişmiş oldu, uzattıklarımı alma, ağzına götürme, yere atma (eyvah eyvah) dönemi başladı. Son bir haftadır ayaklarını da keşfetti, yakalayıp yemeye çalışıyor; yatakta canı istediğinde dönebiliyor, uzanıp oyuncaklarını almak için kendini ayaklarından bastırıp öne ittirebiliyor. Tam düşmeden oturmayı başaramıyor daha ama yakındır, tabi artık hiç yatmak istemediğini kucakta oturmak ve mümkünse kucakta gezdirilmek istediğini de söylemeliyim.

Her çocuk gibi yeni şeyleri keşfetmeye bayılıyor. Tatilde havuza ve denize girdi, kumları mıncıkladı, çimenlerde yürüdü kopardı, ağaçları seyretti, rüzgarı çırılçıplak teninde hisetti... Bütün bu keşifleri yaparken onu izlemek, tepkilerini gözlemek, o anı yaşarken yeniden hepsini kendin de duyumsamak öyle güzel ki...

Kısa süreli ve sık gündüz uykuları devam ediyor, sadece uyanık kalma süresi biraz uzadı ve galiba gündüz toplam uykusu bir  eksildi. Akşam ablasıyla erken yatıyorlar (9 gibi) ve sabaha kadar genelde fazla sesleri çıkmadan uyuyorlar. Tabi Nova iki yada üç kere emiyor ve yeniden uyuyor. Anane evinde de tatilde de sürekli hala aynı yatakta yattık. Zaten ben gün içinde çok yorulduğumdan gece ne zaman uyanıyorum napıyorum hayal gibi hatırlıyorum. Doğru düzgün saatlere bile bakmıyorum kaçta uyanmış, ne kadar uyumuş falan :) Uykusunu alınca uyanıyor zaten.

Çok güleryüzlü ve çok konuşkan maşallah. Ablası başka çocuklarla oynarken onlara laf yetiştiriyor, gülüyor ve onların yanına gitmek istediğini kendini öne atarak ifade ediyor.

Bu ayki kontrolü dönüşte hollandada olacağı için tam ay dönümde ne kadar kilo almış ve uzamış bilemiyor olacağım. Ama daha ağırlaştığını ağrımaya başlayan belimden rahatça hissediyorum.

Şimdi Helo'nun 5. Ay yazısını okudum da, bir çok şeyi çok benzer şekilde ilerliyormuş. Fakat o zamanlardaki tecrübesizliğimin getirdiği tedirginlik şimdi olmadığı için, günlerimiz çok eğlenceli neşeli ve heyecanlı geçiyor.

Çok şükür.






13 Haziran 2015 Cumartesi

Hollanda'da Bebek Alışverişi

23:21:00 13 Comments
.Gelen bir soru üzerine, Hollanda'da bebekler için alışveriş nereden yapılır, nasıl daha uygundur bildiğim kadarıyla anlatmaya çalışayım.

Bebek eşyalarını üç kategoriye ayırabiliriz: birincisi oto koltuğu, bebek arabası, yatağı vs gibi büyük eşyalar, ikincisi bebek kıyafetleri, üçüncüsü de yan ürünler (battaniyeler, bezler, biberon emzik gibi eşyalar) olsun. Bunları fiyat açısından türkiye ile kıyaslayacak olursam, birinci grup eğer yerli bir marka değilse kesinlikle türkiyeden daha ucuzdur. Çünkü avrupa birliği içinde üretilen markalar (amerikan olanlar değil onlar aşağı yuksrı aynı türkiye ile) vergiden muaf şekilde satılıyor. Tekstil ürünlerinin pahalı olduğunu düşünürdüm ama özellikle şimdiki gelişimde gördüm ki, yerli markalar bile hiç de ucuz değil türkiyede. Yaklaşık aynı olduğunu söyleyebilirim ancak, hollandada indirimli ürünler bulma şansı daha yüksek olduğundan sonuçta daha ucuza geliyor. Tabi bu kıyaslamayı yaparken, pazar veya toptancı giyim mağazalarını saymıyorum. Üçüncü gruptakiler ise yine markaya bağlı olarak değişiyor ama ab markalarının türkiyedeki fiyatlarına göre burada onlar daha ucuz. 

Ayrıca Hollanda'da herkes ikinci el ürün kullanıyor. Bu insanların alım gücüne bağlı bir olay değil, zenginler de fakirler de ikinci el alıp kullanıyor. Özellikle bebek eşyaları çok yaygın çünkü insanlar evlerinde biriktirmiyorlar. Kardeş olursa da  yine ikinci el satın alabilirler ayrıca.

Çok iyi durumda bebek arabası, oto koltuğu falan bulunabilir. Ben Nova için, çok temiz isofixli bir Maxi Cosi oto koltuğunu 40€ ya almıştım. İkinci el ürünleri marktplaats.nl sitesinden bakıyoruz. Siteye üye olup, satıcıya mail atıyorsunuz, olumlu cevap gelirse gidip alıyorsunuz.

Sadece bebek ürünlerinin değil, her ürünün satıldığı bir site de beslist.nl Burası bir çeşit en ucuzunu bulma sitesi. Bir ürün aradığınızda, o ürünü satan tüm firmalar ve fiyatları listeleniyor ve böylece en ucuzu bulunabiliyor.

Bunun dışında internetten alışveriş imkanı da sunan babypark.nl içinde çok sayıda mağazanın yer aldığı sadece bebek alışverişine özel alışveriş merkezi zinciri. Birkaç şubesi var ve binlerce m2 alana kurulmuş merkezler bunlar. İnternet sitesinden indirimli ürünleri takip etmek mümkün.

İngilterenin Mothercare'i varsa bizim neden olmasın. Hollanda'da mothercare'in eşdeğeri Prenatal mağazaları, neredeyse her avm ve çarşıda bulunuyor. İçinde yukarıda bahsettiğim üç kategorinin de ürünleri mevcut. Yine sitelerinden (prenatal.com) indirimler takip edilebilir. Ayrıca burada benim çok kullandığım muslin örtüler türkiyeye göre çok daha ucuza bulunabilir.

Bebek giyimi konusunda ise çok bilinen H&M ve C&A gibi markaları öncelikle tercih ediyorum ben. Bunlar türkiyede de var ama burada daha ucuza buluyorum. Aslında fiyatları eşdeğer ancak burada nüfus azlığından mı mağaza çokluğundan mı bilemiyorum indirimler başladığında talan edilmemiş oluyor ve çok indirimli (bazen yüzde elli indirimde bile bitmiyor yüzde yetmişlere düşüyor) bulabiliyorum. Yine İngiliz markası olan Primark'ın Amsterdam'da birkaç şubesi var ve onun çocuk reyonunda feci indirimli ürünler buldum. Etiket fiyatı 10€ olan bir kıyafeti 1€ dan aldım hatta o fiyata bir sürü şey aldım. Yine indirimli olmayan giysiler de güzel ve sevimli.

Bunlar dışında Zeeman mağazalarında ekonomik bebek eşyaları (giysi oyuncak önlük vs), De Bijenkorf mağazalarının çocuk bölümünde ise ünlü markaların bence çok pahalı olan kıyafetlerini bulabilirsiniz. Yine türkiyede de olan mağazaların çocuk reyonları da var hepsini yazmıyorum. Farklı olarak buraya özel V&D isimli mağazaya da bakılabilir. Ayrıca çok yaygın olmayan ama orjinal ürünlerin bulunduğu butik mağazalar da var tabi. Bunlardan biri Blender Kids Conceptstore özellikle değişik ve orjinal ürünler için bakılabilir.

Biberon, emzik bebek kozmetiği gibi ürünler yukarıda yazdığım diğer mağazalarda da mevcut ancak yine her yerde bulunan Kruidvat ve Etos isimli iki farklı drugstore'larda da farklı çeşitler bulunabiliyor. Avent'in ürünleri oldukça yaygın ve tr fiyatından ucuz. Yine hollanda markası difrax ve diğer avrupa markaları bulunabiliyor. Kruidvat'ta bulunan kendi markasıyla çıkarttığı organik bebek şampuanı, yağı gibi ürünler organik sertifikalı diğer eşdeğerlerine göre çok uygun adedi sadece 3€ ve ben kullanıyorum memnunum.

Yazılacak daha çok şey var muhakkak, yazsam da bitmez. Tavsiyem karşınıza çıkan butik mağazalara da göz atmanız, gerçekten çocuklar için alıştığımız tarzların dışında çok renki ürünler bulunabiliyor.

Sonradan ilave: Nasıl da unutmuşum güzelim HEMA'yı, her yerde şubesi olan bu mağazanın çocuk reyonları da pek güzel..


4 Haziran 2015 Perşembe

Bebeklere Uyku Arkadaşı Alıştırmak

23:52:00 23 Comments
Daha önceki yazılarımın içinde hem kızımın hem de oğlumun uyku arkadaşı olarak bir bez parçası (kızım tülbent, oğlum muslin örtü kullanıyor) aldığını yazmıştım. Ancak bunu ayrı bir yazı olarak bloguma eklemek iyi olacak.

Benim annelikte en iyi yaptığımı düşündüğüm şey, çocuklarımı iyi gözlemlemek. Tabi bu gözlem sırasında beynim de arkaplanda harıl harıl çalışıyor ve alternatifler üretiyor. Mesela çok yakın zamana kadar asla emzik kabul etmeyen oğlum, bir akşam diş krizi geçirince hemen emziği sundum ona. Aldı ve rahatladı, sonra da devam etti. Oysa o anı kaçırsaydım hiç emzik almayacaktı biliyorum, ya da böyle başka bir fırsat bekleyecektim.

Uyku arkadaşı konusu da her iki çocuğumda böyle oldu. O anki ihtiyaçlarına çözüm olarak onu sunduğumda kabul ettiler ve öyle devam ettiler. Peki uyku arkadaşına ihtiyaç ne zaman, nasıl doğar?

Aslında tam bir tarih vermek doğru değil ama her iki bebeğim de tam 2,5 aylıkken aldıkları için, 2-3 ay civarı diyebilirim. Ancak kaçıncı ayda olursa olsun (sonuçta her bebeğin gelişimi farklıdır), dikkat ettiğim konu, bebeğimin hareketleriydi. Biliyorsunuz bebeklerin önce görme yetileri gelişir ve bir süre bakarak incelerler dünyayı. Sonra ellerini keşfeder ve nesneleri tutmaya çalışırlar. İşte bu aşamada uykuya geçerken birşey tutma ihtiyacı duyarlar. Buldukları ilk nesneye -artık  çevresinde ne varsa, battaniye tişört o da yoksa diğer eli- yapışır minik eller. Bu tutunma refleksi onlara güven verir, eğer tutunamazlarsa sıçrama, düşme refleksi gösterebilirler.

İşte ben tam bu davranışı göstermeye başladıklarında, kendi elimle ellerine verdim ve tutmalarını sağladım uyku arkadaşlarını. Her uyku sırasında unutmadım ve tutturdum. Böylece bir süre sonra kendileri arar oldular. 

Uyku arkadaşı olarak da tercihimi ince bezlerden yana kullandım ama ne olacağı size kalmış. Genelde çocuklar kendi haline bırakıldığında tercihleri battaniye oluyor. Fakat uzun vadede düşünürseniz taşıması kolay ve her mevsime uyan birşey olması daha iyi. Mesela bir arkadaşımın çocuğu peluş battaniyesini kullanıyordu ve yaz sıcaklarında dahi onu heryere taşıyorlardı :(  Şimdi çok güzel yumuşak oyuncaklar da var ama benim tavsiyem bunların peluş ve tüylü olanlarını değil, düz kumaştan yapılmış olanlarını (terletmesin ve ağzına tüyler kaçmasın) ve bebeğin eliyle kolayca kavrayabileceği uzunlukta ve kalınlıkta kol-bacak gibi kısımları olanlarını seçmeniz yönünde.

Bir uyku arkadaşına alıştırmak uykuya geçişe yardımcı olması bir yana bazı alışkanlıkları (parmak emme, saçla oynama, annenin bir yerini tutma gibi) engellemiş oluyor. Tabi bu parantez içinde yazdıklarım olumsuz alışkanlıklardır demiyorum, sizin tercihinize kalmış elbette ancak uzun vadeli düşünmek gerektiğini hatırlatayım. Bazı dönemler bize hoş gelen alışkanlıklar, başka bir dönemde yorucu olabiliyor veya her ortamda uygulaması kolay olmayabiliyor.

2 Haziran 2015 Salı

Erkek Anası Olmak V2

21:37:00 3 Comments
Bir kız çocuktan sonra erkek çocuk sahibi bir anne olarak farklı yanlarını yazmak istiyorum. Tabi ki genelleştirmek doğru değil, ben kızım ve oğlumu göz önüne alarak yazacağım. Erkek annesi olmak diye yazarken aksi durumlar da kız annesi olmak olarak yorumlanabilir :) Bu yazının başlığı erkek annesi olmanın ayrıcalıklı olduğunu ima etmek için değil, kızım doğduğunda yazmak aklıma gelmediği için böyle oldu.

------

- Daha hızlı büyüdükleri için kıyafet yetiştirememek, kucakta taşırken daha çok yorulmak ve kaslanmak, hamilelik kilolarını çabucak vermek ;

- Daha dört aylık olsa dahi bakışlarında, elini kolunu tutuşunda, hareketlerinde, çıkardığı seslerde ve hatta yarım ağızlı gülüşündeki erkeksi hallere şaşırmak;

- Nerede olursa olsun, kimin kucağına giderse gitsin gözlerini annesinden hiç ayırmadan yapılan hayran bakışlara erimek;

- Nasıl ve nereden öğrendiğini anlayamadığın keyif çatma tavırlarına hayret etmek ( uyurken poposunu yana devirip kolunu yastığın altına sokuyor ve öyle bir keyifli yatıyor ki bu minik adam!!)

- El ile başlayıp sonra ayaklar ile devam eden keşif sırasında, ayaklara gelmeden önce vücudunun ortasındaki ilginç (!) şeyi keşfetmesine sırıtarak şahit olmak demekmiş :))

---
Bu yazı 4,5 aylık olan oğlumdan edindiğim tecrübelerle yazıldı, bu konudaki tüm yazılara buradan ulaşabilirsiniz.



Diy: Bebek Fuları

13:06:00 11 Comments
 H&M den bu bebek fularlarından almıştım Amsterdam'dayken. İki adet için 5€ verince ve indirimde falan bulamayınca acaba ne yapsam da kendim yapsam diye düşünmeye başladım. Elbette az biraz dikiş bilen herkes penye veya başka türde yumuşak kumaşlar kullanarak dikebilir.


Hatta bebeğin küçülen kıyafetleri, badileri de bu şekilde değerlendirmek mümkün. Fakat dikkat ettiyseniz bu fularlar hep çok dikkat çekici desen ve renklerde yapılıyor. Doğrusu böyle güzel desenlerde kumaş da eski kıyafet de bulmak çok kolay değil.

Ben illa ki değişik desenler istediğimden nasıl yaparım diye düşündüğümde aklıma  donlar geldi :) Bir pazar ziyaretinde de istediğim şekilde desenler bulabildim. Ancak bir diğer seferde ise hiç bulamadım, şimdi başka arayışlardayım. Bir kaç tane daha olsun istiyorum zira oğlum çok kusuyor ve diş yüzünden tükürükleri akıp duruyor :(


Yukarıdaki fotoğrafta benim yaptıklarım görülüyor. Instagramda paylaştığımda dondan fular fikri çok rağbet gördü. Üstelik çok da ucuz 1tl :))

Ben anneme makinede diktirdim, ancak elde de çok rahat yapılabilir. İstediğim desende yeni kumaş seçenekleri bulduğumda yeniden yapacağım ve bu sefer yapım aşamalarını fotoğraflayacağım.

Ancak pek tabi ki benim yazmamı beklemeden siz de kolayca yapabilirsiniz. Üçgen şeklinde çift kat penye kesip (üçgenin boyun kısmı hafif oyuntulu olursa daha iyi olur) kenarlarını dikin ve arkasına tuhafiyelerdr kolayca bulabileceğiniz çıtçıtlardan dikin. İşte bu kadar.