30 Mart 2015 Pazartesi

Kolik Bitti Galiba

22:53:00 17 Comments
Her çocukta anneliğe dair yepyeni şeyler öğreniyor insan, çünkü her çocuk farklı bir kitap. Benim için de kolik bir bebek yeni bir tecrübeydi. Elbette teorik olarak biliyordum: dördüncü trimester- kesintisiz ağlama- beyaz gürültü- sıcak su sıcak havlu- masaj.... Kafamda bir çok bilgi var, hepsini de deniyorum ancak hiç biri tam anlamıyla etkili olmuyor. Hatta kolik bebekler hakkında yeni teoriler bile üretiyorum. Öyle çok ağlıyor ki oğlum hiç birşeye tepki vermiyor. Sanki bu dünyada değil başka bir aleme gidiyorlar kolik bebekler. Hani şoka giren birini kendine gelmesi için tokatlarız ya, oğlumu da tokatlayıp kendine getirme isteği duyuyorum içimde. Tabi ki yapamıyorum ama öyle bir çaresizlik hissi sarıyor işte.

Yine böyle çok ağladığı gecelerden birinde ablama videosunu göndermiştim. Onun da yüreği dayanamayınca araştırıp durmuş. Bana yazılar gönderdi. Çoğu bildiğim şeyler yazıyordu ama birinde dikkatimi çeken farklı birşey vardı. Belki daha önce de okudum ama dikkat etmedim. Diyor ki bebeğin kolik olmasına sebep annenin kaygıları olabilir.

Şöyle bir gözden geçirdim durumumuzu. Genel olarak gün boyu huzurlu ve mutluyum ama dikkat ettim de tam koliğin başladığı saatte ben geriliyorum. Novanın ağlama seansı tam 7 de başlıyordu akşamları. Ve o saat ayrıca bizim bir yandan uykusu gelen mızmız Helo'yu avutmaya, yemeğini yemeye ikna etmeye, aynı zamanda acıkan karnımı doyurmaya çalışmaya başladığımız saat. Bir de kolik saati geliyor napıcaz diye düşünerek gerçekten stres oluyormuşum farkında değilim. Sonuçta iki saat kesintisiz ağlayıp sonrasında sızıp kalan bir bebek.

İşte bunu farkedip, kendimi durdurduğum zaman ağlamalar kesildi (şuan tam 2,5 aylık. On gündür falan iyiyiz) Saati yaklaştığında oğluşu alıp odamıza çekiliyoruz. Emzirme gaz çıkarma uyku vs derken biz odaya kapanıyoruz, kızım da babasıyla yemeğini yiyiyor, uykuya hazırlanıyor. Eğer oğlum uyumuşsa kızımı da ben uyutuyorum, uyumamışsa babası. Sonra ben akşam yemeğimi yiyiyorum. Çok geç saate kalıyor ama varsın olsun, yeter ki bebeğim ağlamasın.

Tabi her zaman mükemmel işlemiyor düzen. Yine bizim falsolarımız ve oğlanın ağlayışları oluyor ama en azından artık nedenini ve nasıl berteraf edeceğimi biliyorum.

Çok şükür...

25 Mart 2015 Çarşamba

Mimami Design

15:40:00 7 Comments
Hiç unutmuyorum yaklaşık iki yıl önce Amsterdam'a ilk taşındığımız günlerde kızımı o park senin bu park benim gezdiriyoruz. Yine bir gün Vondel Parkın içinde çocukların oynadığı kum havuzlu parka gitmişiz. Ben yeni ülkede, anne-çocuk ilişkilerini, bebeklere ne giydiriyorlar, ne yediriyorlar, nasıl davranıyorlar durmadan gözlemliyorum o zamanlar. Hava çok sıcak değil ama çıplak ayaklarının üzerine o güne kadar hiç görmediğim tabansız bir deri ayakkabı giydirmişler, yeni yürüyen, emekleyen bebekler kumlara bata çıka bu ayakkabılarla çok rahat yürüyorlar. Hem rahatlığı hem de sevimlilikleri öyle hoşuma gitti ki (o zamanlar daha yeni olduğumuzdan nerden alınır nasıl bulunur bilmiyordum ve kızıma giydirememiştim) başka çocuğum olursa inşallah ben de böyle giydiricem diye iç geçirmiştim.

Gel zaman git zaman blogunu severek okuduğum Gül ( http://mrstikitaka.blogspot.nl) , taa Kanada'dan bu işe soyundu bir arkadaşıyla. Kendisi bu makosenlerden yapmaya başladı ve ben ah işte aradığım ayakkabılar bunlar dedim


O zamana kadar adını da nerde satıldığını da bilmiyordum ama ne yapıp edip Nova için bir tane edinmeliydim.


Oğlumun doğumunda gelen kayınvalidem  gelirken bizimkini de getirdi. Bu postu da makosenlerimizin güzel bir fotoğrafı ile yazacaktım ama, onların instagram hesabındaki fotoları kadar hoş bir fotoğraf çekemedim. Günlerce kurgu yaptım (hatta kafamda hazır) ama istediğim fon mekanı bulamadım daha ;) 

E şimdi bahar geliyor çok geç olmadan size bu markayı tanıtayım ki tontiş ayaklı bebeler, kırlarda, kumlarda yumuşacık deriden bu makosenler ile koşturup dursunlar.

Özellikle yeni yürümeye başlayan bebeklerin çıplak ayak yürümesi tavsiye edilir. Bu makosenlerle ayakları çıplakmış gibi rahat olacak.


Tabi yürüme işini ilerletmiş çocuklar da çok rahat giyebilir, nitekim Gül'ün tatlı kızı hep bunlardan giyiyor.


Ve tabi evde giymek için ise ideal. Özellikle kış günlerinde minik ayaklar üşümesin. Yani yaz kış her zaman giyilebilir bu makosenler oleyy.


Önce makosenlerle başlamasına rağmen, daha sonra ithal organik bebek ve çocuk kıyafetlerini de eklediler ürün yelpazelerine. Çoğu ülkemizde alıştığımız tarzların dışında özenle seçilmiş ürünler.



Yeni ürünleri de çok havalı ve stil sahibi olacakmış, Nova'yı da böyle giydirmek için sabırsızlanıyorum.


Mutlaka sitelerini ve instagram hesabını inceleyin diyorum. 

http://www.mi-mami.com
https://instagram.com/mimamidesign/




24 Mart 2015 Salı

Doğum Günü Hazırlıkları, Diy kağıt çantalar, pastalar kurabiyelervesaire...

22:18:00 8 Comments
Kızımın aile ve akrabalarla İstanbul'da gecikmeli kutladığımız ilk yaş gününden sonra, ikinci doğum gününü de o zaman aldığım bazı üzücü haberler nedeniyle yapmamıştım. Bu yaş gününde ise normal bir parti yapmayı istiyordum zira kızım da artık bilinçlendiği için kendisi talep ediyor bir süredir. Biz de bir ay öncesinden araştırmalara başladık.

İki alternatifimiz vardı; tabi ki evde veya dışarda bir mekanda olacaktı. Evde bir partinin nasıl birşey olduğunu başkalarından gördüğümüzden, eşim kesinlikle evde istemedi. Ayakkabı ile eve girildikten sonra temizlenmesi, çocukların dağıtacağı üç katın da toparlanması gibi işleri kucaktan inmeyen bir bebe varken, gözümüz yemedi. Dışarda yapmaya karar verdik ve bir sürü yere mesaj attık.

İçinde çocuk oyun alanları olan kafeler, eğlence mekanları, kızımın gittiği jimnastik okulu gibi birçok alternatif var ama, ya dolu ya da fiyatı aşırı tuzlu olunca (ki onlar bile dolmuş, düğün yapıyorlar sanki aylar önceden yer ayırtılıyormuş) pek fazla alternatifimiz kalmadı. Bizim de ara sıra gittiğimiz kocaman kapalı-açık oyun alanlarından birinde yapmaya karar verdik. Buralarda temalı parti odaları var ve mekan bir miktar aktivite yapıyor (prenses odasını seçince prenses karşılıyor, gemi seçince korsan vs- detayları partiden sonra daha iyi öğrenicem), sonrasında çocuklar oyun alanlarıda dilediği kadar süre oynuyor. Çocukların çok eğleneceğine eminim de çok büyük olduğu için ilk tercihim bu değildi. Kızım daha ufak olduğundan ve alanda başka insanlar-çocuklar da olduğundan illa peşinden koşmamız gerekiyor. Neyse bu yıl da böyle olsun napalım.

Henüz fazla ahbabımız yok diye eşim iş arkadaşlarını çağırdı. Bir de karım yiyecek hazırlayacak demiş, oradaki ünümü bilen herkes davete atlamış :) Ben de Amsterdam Annelerinden birkaç kişi çağırdım ve kasabamızdaki komşular derken 20 aileye yakın oldu. Hepsinin en az bir (bazılarının iki) çocuğu var tahminen 60 kişi dersek, o kadar kişiye pasta ve ikramlık hazırlamak gerekecek. Mekanın içinde bir cafe olduğu için pasta dışında birşey getirmek yasakmış (yine de az birşey hazırlayacağım ne olur ne olmaz) ama sadece pasta bile 60 kişiyi düşününce bize epey pahalıya patlayacak diye sonradan kendim yapmaya karar verdim.

İlk yaptığım denemede bir sürü hata yapmıştım. Şimdi güzel bir krema tarifi buldum ve yine hazır pasta keki ile dün tekrar denedim. Bu sefer ufak bir pasta yaptım, kendi aramızda yaptığımız kutlamada kesip yedik. Tatlıyla arası hiç olmayan (nişanlandıktan sonraki ilk bayramda annemle açtığımız baklavayı bile yememiştir kendisi) sadece birkaç markanın pastasını yiyen kocacım fena bulmadı pastayı (geçen seferkini beğenmemişti). Pasta keki de hazır olmasına rağmen bir de tazeymiş, güzel oldu :) Eh bu da idare eder demek. Yırttık :) İşte bu da mini pastam, süslemesi daha değişik olacak elbette.


Elimde hiç bir özel pasta malzemesi olmadan ve yalvaran gözlerle al diye bakan bebenin telaşıyla yapılmıştır, kusurlarım yine var ama asla pastacı olmak niyetinde değilim zaten.

Böylece pasta meselesini kafamızda çözdüm. Pazar gününe bir tane iki katlı bir tane tek katlı yapsam yeter herhalde.

Bir diğer hazırlık da okuldaki kutlama içindi. Buradaki okul kutlamalarında, doğum günü çocuğuna diğer çocuklar hediye vermiyor. Tam tersi doğum günü olan çocuk arkadaşlarına hediye dağıtıyor. Bu güne kadar kızım diğer arkadaşlarından bir çok hediye aldı ve genede bir ufak oyuncak, kurabiye-cupcake gibi bir atıştırmalıktan oluşan minik hediyelerdi bunlar. Biz de kızım için boyama kitapları ve balon aldık, ben de kurabiyeler hazırladım ve paket çantalar yapıp onların içine koydum.


Pazar günü saatlerce şu ninja kurabiyelerle uğraştım. Ağız kısımlarının sabrımın bittiği ana geldiği belli oluyor değil mi? Basit bir şekil ama her ayrıntı ne kadar da uğraştırıyormuş. Neden ninjalı yaptığımı da biliyorsunuz zaten :) (http://ge-ce.blogspot.nl/2015/03/35ay-mektubu-nasl-da-buyudun-bebegim.html)


Aldığım hediyelik kitaplara uygun çanta-poşet bulamadım ve tabi biraz da şık olsun istedim. Dila 3 jaar yazdığım etiketleri ve fiyonkları yapıştırdığım çantalar hazırladım. Yapım aşamalarını da fotoğrafladım ama o da bir sonraki posta kalsın. Zira şuan gecikmiş akşam yemeğimi yiyorum ve son üç gündür çocukların zahmetlerine ilaveten bu hazırlıkların telaşından zayıf düşen bünyem hastalık sinyalleri vermeye başladı. Bir hap içip kendimi yatağa vurayım. Pek tabi ki Nova'nın çok yakındaki süt saatine kadar.



23 Mart 2015 Pazartesi

Helodünya 3 Yaşında

03:05:00 8 Comments

Üç yıldır senin annen olmama alışmış olmam gerekirdi değil mi? Ama değilim. 

Bana her anne diye seslendiğinde, bu meleğin annesi ben miyim ki şeklinde bir şaşkınlık yaşıyorum. 

Ben ne zaman anne oldum, senin annen olmayı hakedecek ne yaptım diye düşünüp duruyorum. 

Allahın sevdiği kuluyum herhalde ki seni bana gönderdi diye şükrediyorum. 

İyi ki doğdun nefesim. İyi ki varsın. Seni çok seviyorum.

19 Mart 2015 Perşembe

Ne Yapsam Ne Etsem de Yardımcı Almasam !

22:32:00 18 Comments
Düne kadar ömrü hayatımda eve temizlik için bir yardımcı almamıştım. Ne İstanbul'da ne Slovakya'da ne de Hollanda'da. Düzenli olarak gelenleri geçtim, ara sıra yapılan derin temizlikler için bile olmadı.

Aslında yardımcı desteğine karşı değilim elbette. Çocuksuz hayatta "ne gerek var elim ayağım tutuyor" düşüncesi ile başlayıp, çocuklu hayatta "amaan idare ediyoruz işte" ile devam eden, iki çocuklu hayatta ise "tamam bal dök yala değil ama pisliğe de bulanmadık, hiç de fena değilim"e dönüşen yaklaşımımın altında, eve yabancı birinin gelip de sanki özelime müdahale edecek korkusunun olduğunu itiraf etmeliyim. Sonuçta düne kadar kendi yağımızla bir şekilde kavruluyorduk. Genelde hafta sonları eşimle ortaklaşa evi  temizliyorduk.

Dün ilk defa yardımcı bir bayan geldi, her yeri temizledi ki ev uzun zamandan beri ilk defa tümüyle temiz oldu. Hep oda oda parça parça temizlediğimden bir yer temiz iken başka yer tozlu, bir oda dağınıkken diğeri toplu oluyordu :( Yine de kendimce bir düzenim vardı fakat yaklaşık üç hafta önce ipin ucunu kaçırdım. Bebelerle uğraşmaktan, uykusuzluktan ne takatim ne hevesim kalmıştı ki kocam sihirli teklifi yaptı: "A. ya sorsana onlara gelen temizlikçi müsaitse biz de alalım". Aslında ara sıra soruyordu da ben reddediyordum ama o gün reddedemedim.

Arkadaşım A. çalışan bir anne. Hafta sonlarını çocuğuna ayırmak için her hafta düzenli olarak temizlikçi alıyor. Ona gelen bayanın vakti yokmuş ama tanıdıklarına soracakmış. Ücreti ne kadar diye sordum ki  tüm gün 120€ imiş. Haftada bir gün gelince ayda 480 yapar, üçle çarparsan (hala herşeyi tl ye dönüştürme huyum geçmedi) yaklaşık 1500 tele olduğunu duyunca gözlerim pörtledi. Tabi yarım gün de alabilirmişim o zaman 60€ ki bu para bile benim için fazla olur eğer her hafta alırsam. Çünkü temizlik konusunu nasılsa bir şekilde idare edebiliyorsam ( yani yeme içme sağlık gibi elzem değil), bu parayı biriktirmeyi veya başka şekilde değerlendirmeyi tercih ederim.

Ancak pek tabi ki sormuş bulundum ve "ufak çocuklu minicik bebekli kocaman evli bir kadının yardıma ihtiyacı var ah vah" sebebiyle dört koldan bana yardımcı arayışları başladı. Ve birini dün çağırmak zorunda kaldım :/

Gelene kadar "ben ne edicem de bu kadına seni her zaman çağıramam ara sıra çağırabilirim ancak" diye nasıl söylerim içim içimi yedi. Gidince de mis gibi evin ardından, "oh ne güzel yaaa pırıl pırıl heryer, hiç de yorulmadım, çok güzel bişeymiş bu eheueheu" diye sırıtarak gezerken kafamda keşke her hafta çağırabilsem düşünceleri geçmekteydi. Sonuç, kadın giderken ne zaman ihtiyaç olursa whatsuptan yazarsın dedi, uzun deri topuklu çizmelerini giydi, şık deri çantasını koluna astı, şık kaşe paltosunu giydi ve arabasına binip evine doğru yol aldı. Üzerimde kusmuklu ve ter kokan ev kıyafetlerimle onun yanında asıl temizlikçi gibi görünenin ben olduğum gerçeği yüzüme sularını fırlattıktan sonra, aklımdan tek geçen şey,ne yapsam ne etsem de yardımcı almasam? Onun yerine böyle şımşıkıdık bir anne olsam? 

16 Mart 2015 Pazartesi

Unutmayayım

15:10:00 5 Comments
Kızımla yaptığımız diyalogların hepsini kaydedebilsem keşke ama unutuyorum. Son zamanlarda olan iki tanesini hemen yazayım çünkü aklıma geldikçe gülümsüyorum.

Yeni öğrendiği hayvanlardan biri bukalemun. Kitapta resmini görüp soruyor:
- anne bu neydi
- bukalemun
- kaleman mı
- bukalemun
- tamam kalemun
- (meğer bu kalemun dediğimi sanıyormuş :))

Uykudan önce oyuncak kedisiyle yatıyor ve sohbet ediyoruz.
- anne kediler de köpekler gibi koku alır mı
- evet tatlım, kediler de iyi koku alır sahiplerini kokudan tanırlar (içses emin değilim ama herhalde öyledir).
- nedeeen
- tehlikelerden korunmak için, yabancılar gelmesin diye. Mesela chantal'ın kedisi onun kokusunu daha kapıdan girerken tanır.
- (kediyi bacağını kokluyor gibi tutarak) bak anne bu da koku alıyor çünkü hiç kokusu kalmamış benden alıyor 
- *+~,!! :))

13 Mart 2015 Cuma

Novadünya 2 Aylık

23:00:00 20 Comments
Su gibi akıp geçen günlerin ardından oğlumcum iki aylık oldu bile. İki ayda birbirimize daha çok alıştık, artık kızım bile varlığını kabullendi, sanki hep bizimleymiş gibi hissediyoruz hepimiz. Bu sabah eşime de dedim, hani ikinci çocukların biraz daha ihmal edileceği düşünlür ya, Nova için hiç öyle olmadı. Hayatımızın merkezine koydu kendisini ve ben şu an kesinlikle söyleyebilirim ki kızımla bu kadar yoğun ilgilenmemiştim. Onu da altı ay hiç kucağımdan indirmedim ama, Nova gece gündüz sürekli kucağımda ve memede. (Kızımı ben istediğim için kucağımda tutuyordum, oğluş ise başka seçenek sunmadığı için daha farklı yani) Yapışık yaşıyoruz neredeyse ve 3-4 saatte bir emen kızıma göre çok daha fazla tensel temastayız. Benim kucağımda olmadığı zaman babasının kucağımda, yani illa ki kucakta.

Bunda burun tıkanıklığının da kolik bebek olmasının da etkisi var sanırım. Evet adını koymak istemiyordum, hep kaçındım ama artık kabullenmeliyim kolik olduğunu. Tam 3. haftada başladı kolik seanslar. Akşamları saat 7 olunca aralıksız 1,5-2 saat süren çırpınmalı ağlayışları oluyor. Ne yapsam işe yaramıyor ve sürenin sonunda sanki hiç birşey olmamış gibi şak diye kesiliyor. Normalde gece gündüz sürekli gazlı ama o sürede emdiği 1-2 lokma sütte dahi gazlanıyor, hadi gaz çıkarma derdi, o biter bitmez yine meme, kıvranma ağlama, hiç fayda etmese de hoplat zıplat salla derken o akşamlık bize ayrılan sürenin sonuna kadar görevimizi yerine getiriyoruz. Kimi zaman ağlayışları öyle yüksek volümde oluyor ki bir keresinde sesi kısıldı ve üç gün kısık kaldı :( Bu kolik mevzusu üç ay sürerse az kalmış olacak ama altı ay sürerse yandık demektir. Gerçi o anlarda nasıl sakin kaldığıma ben bile şaşırıyorum. Sadece sürenin sonunda çok yorgun hissediyorum. Zaten gün boyu yorulmuşum, sırt ve bel ağrım tavan yapıyor ve başıma ağrılar giriyor. En sonunda ben de sızıp kalıyorum zaten.

Belki bu akşam saatlerinde çıldırmasının sebebi gündüz uykularının zor olması. Ne yazık ki ablasının gürültüsünden, olmadı gaz derdinden o olmadı reflüden ve tabi ki bir de burun tıkanıklığından hiç uyuyamıyor. Kimi zaman 5 dk kimi zaman 15 dk kısa kısa nasıl ne kadar olursa artık. Ne saati ne süresi belli, ne de toplamda ihtiyacı olan uykuyu alabiliyor mu hiç bilmiyorum. Sayamıyorum çünkü. Öyle rasgele yaşıyoruz. Belki burun tıkanıklığı geçerse biraz daha düzen kurabilirim.

Ne yazık ki bu ayın tamamını tıkanık burunla geçirdi. Doktor havalardan dedi temizlemekten başka yapacak birşey yokmuş. Sürekli sümükleri temizleyip burnunu açık tutmaya çalıştık. Sık sık tıkandığı için gece ve gündüz uykuları, emmesi çok etkileniyor. Yatağa neredeyse hiç yatamıyordu son bir haftadır tıkanıklık geçmese de azaldı, temizleme sayısı günde ikiye düştü çok şükür, bu yüzden yatakla tanışmaya başladı oğlum nihayet. Burnu tıkanık olunca başka odada hiç bırakamadım, zaten yatınca nefes alamadığından boğuluyor gibi oluyordu, bu yüzden kucağımda ve gürültülü ortamda ne kadar uyuyabilirse uyudu. İyileştiğinde başka odada yatırmayı deneyebilirim belki. Tabi ki bir telsiz şart bu durumda.

Bütün bu şartlar altında dahi yine de mutlu bir bebek. Hele 40'ından itibaten bilinçli gülmeleri de başladı ki tadından yenmiyor. Beni görünce gülüyor, aguluyor, kızdığında söyleniyor, çevresini inceliyor. Üç gn önce dr kontrolü vardı. İki aşı oldu boyunu ve kilosunu öğrendik, kilosuna 1350gr, boyuna 5cm eklemiş ve 58cm olmuş. Erkek çocuklar için normal galiba ama bir ayda 5cm uzamasına şaşırdım fakat pek tabi ki anlamıştım. 1. ay bittiğinde 56 numaralı kıyafetleri bırakıp 62 ye başlamıştık. Şimdi çoğunlukla 62 arada 68 giyiyor. Kızımın 4-5. aylarda giydiği badiler ucu ucuna oluyor. Kıyafetleri fazla giyemeden ayırmak zorunda kaldım. Bezleri de ay başında 2 numara iken şimdi 3 numaraya geçmiş durumdayız (maşallah).

Ha tam da unutuyordum. Bu ay kucak bebekliği konusunda mastır yaptı Novacım. Sürekli kucakta olmak istediği yetmiyormuş gibi, bir de ayakta olmamızı istiyor. Eğer oturuyorsak ayakları ile çifte atar gibi tekmeliyor. Bazen koltuğun kenarıma popomun ucu ile oturup ayaktaymış gibi bir şekil alıyorum ve aynı tempoda zıplıyorum ama hayııır elbette ki anlıyor. Hadi bir tepik hoop ayağa.

Günlerim bunca yorucu geçmesine rağmen hiç şikayet etmiyorum, doğrusu aklıma bile gelmiyor dövünmek. Varlıkları öyle mutluluk veriyor ki, sürekli şükrediyorum. Şimdi günler uzamaya, güneş yüzünü daha çok göstermeye, bahçede çiçeklerim açmaya başladı ya hepsi birden moralime destek oluyor.

Bakalım gelecek ay ne maceralar yaşayacağız :) 






10 Mart 2015 Salı

Şeker Hamurlu Pasta Denemesi

04:00:00 13 Comments

Helocuğumum doğum günü yaklaşıyor. Daha nasıl ve nerede yapacağımız netleşmedi ama bu yıl hakiki bir parti yapmak istiyorum. Pasta sipariş vereceğiz (gerçi onu da daha araştırmadım) ama olur da iş başa düşerse diye ön hazırlık olarak bir deneme yapmak istiyordum uzun zamandır.

Geçen hafta bu denemeyi yapabildim. Usta pastacılar için belki çok yavan kalacak ama hazır pasta kekini kullandım pandispanyasında. Hem bununla uğraşacak  zamanım yoktu hem de fırınım hamur işleri konusunda pek iyi değil, daha tam çözemedim yani. Neyse iç kreması için birkaç tarif baktım fena olmamıştı ama aldığım hazır bir krema karışımını katmasaydım daha iyi olacakmış tadı, zira bademliymiş. Kızım da arasına çilek koymak isteyince badem çilek pek yakışmadı :) Neyse zaten asıl denemek istediğim, şeker hamuru kaplamasının hazır pasta kekinde olup olmayacağı idi. O da oldu.

Yediğim birkaç şeker hamurlu pastada şeker hamuru öyle kalındı ki ben mümkün olduğunca ince yapmaya çalışıyorum. Kurabiyelerde de öyle yapmıştım. Tabi işin sırrı kalın olup da yerken sıyırıp atılması mı bilmiyorum tabi, bilen varsa söylesin. Benimki sıyrılamıyordu haliyle. Kenarlarını fırfırlı yapacağım diye üst beyazı kısa yaptım, fırfırları da beceremeyince sonradan kenara düz mavi kapladım. Üzerine de tamamen doğaçlama fotoğraftaki deseni yaptım. Evdeki kurabiye kalıbında kuşu çıkarmıştı Helo, onu şak diye koyuverdi, ne ortalama ne yerleştirme yapabildim. Sonra minik kalpleri koydum, daha ne yapsam diye düşünürken ağaç dalını yaptım. Hadi dala da biraz çiçek ekleyelim dedim ve oldu galiba :)

Bu arada elimde de doğru dürüst renk yok, bi beyaz hamur vardı, bir mavi boya bir de siyah hamur. Bunları da Nova'nın doğumu için bebek şekeri yaparım diye aldıydım da yapamadım tabi. Siyah olan ise blek tutkunu Helocum tarafından zorla sepete attırılmıştı, demek ki işe yarayacakmış.

Uzun lafın kısası, hazır pasta keklerini de kullanabilirsiniz arkadaşlar. Tabi ustalarınki kadar lezzetli olmayabilir ama galiba işin sırrı iyi bir kremada. Bildiğiniz bir tarif varsa bana da söyleyin olur mu?

9 Mart 2015 Pazartesi

Hollanda'da Evde Doğum Sonrası Bakım Hizmeti: De Kraamvogel

12:13:00 4 Comments
Novadünya'nın doğumunda tecrübe ettiğim bu hizmeti artık detaylarıyla yazabilirim. Hollanda'da doğum yapan herkes, doğum şekli ne olursa olsun (ister vajinal ister sezeryan, hastane veya evde doğum farketmez) doğumdan sonra özel bir hemşire tarafından evde bakılıyor. Toplamda kaç saat olacağı bağlı olduğun sigortanın kapsamına göre değişse de ortalama 49 saat (günde 8 saate bölününce 6 gün) ve özel durumlarda ise birkaç gün daha ilave olacak şekilde bu hizmetten yararlanıyor.

Hamileliğin 18. haftalarına kadar deKraamvogel merkezine hamileliğinizi bildirmeniz tavsiye ediliyor. ( Burada bir not düşmeliyim. Bu hizmeti veren birdrn fazla firma var, bizim başvurduğumuz Kraamvogel isimli olan. Dolayısıyla bu yazıda tecrübe ettigim firmayi yazdim). Bu konuda gebeliği takip eden ebeler de hatırlatma yapıyorlar. Kaydınız alındıktan sonra telefon veya ev ziyareti ile (bizim telefon görüşmesi oldu) detaylı bilgi topluyorlar ve kendilerini tanıtıyorlar. Bizim evin şekli, hemşire tercihlerimiz gibi konularda konuştuğumuzu hatırlıyorum.

Doğum zamanı geldiğinde onlara da haber  vermek gerekiyor, doğumdan hemen sonra göreve başlıyorlar çünkü.

Benim durumumda ise doğumun sezeryan olduğu ve hastanede uzun süre kaldığım için (4gün), eve geldikten sonra alacağım hizmet günü sayısı 4'e düşmüştü (çünkü hastanede debakılmış  oluyordum) ancak istersem sezeryan olduğum için ekstra iki gün alma hakkına sahiptim.

Bu hemşireler bildiğimiz anlamda hemşireden biraz daha farklı. Çünkü işinin kapsamı daha geniş: hem bebek ile hem anne ile ilgilenecek, dolayısıyla yenidoğan bakımı, emzirme, annenin doğum yaraları gibi konularda bilgiye sahipler, hem de evin bebek ve anne için uygun hijyende olmasını sağlayacak, annenin ihtiyaç duyduğu yardımı yapacak ki bu açıdan bir nevi hizmetçi konumundalar. Bize gelen hemşirenin bebek ve anne konusunda bu kadar bilgili olup da evdeki temizlik işlerini hiç yüksünmeden yapması beni çok şaşırttı doğrusu, çünkü ülkemizde benzer deneyimde bir hemşire olsaydı, ev işlerini yapmayı küçük düşürücü bulurdu diye düşünüyorum.

Doğumum aniden başladığı için ve evde hazırlayacak başka kimse olmadığı için birçok şey hazır değildi. Hemşire ilk geldiğinde beşiklerin çarşaflarını ve nevresimlerini serdi, bizim yatağımızın çarşaflarını değiştirdi, ortalığı topladı, hastane çantamı boşalttı. Sonra ise her gün evi süpürdü, lavabo ve klozeti yıkadı. Bir kere banyoyu temizledi, hergün yıkanan çamaşırları katladı, birkaç kere ben yıka demeden yıkadı. Bebeğin kirlenen çarşaf ve diğer eşyalarını değiştirdi vs. O kadar aktifti ki gerçekten dinlenme amaçlı hiç oturmadı, tek oturduğu zamanlar doğum sonrası takip kitapçığımızda ilgili alanları doldurmak için oldu.

Evet lohusalık dönemi için bir kitapçığımız var. Bu daha önce eve birkaç hediye ile birlikte posta ile gönderilmişti. 


Kitapta yenidoğan bakımı ve post natal periyod ile ilgili ihtiyaç duyulan tüm bilgiler mevcut.



Ayrıca bazı boş alanlar var. Bu kısımda bebeğin beslenme-kaka-çiş saatleri ve miktarları not ediliyor. Hemşire hergün bebeğin ve benim ateşimi ölçüp kaydediyor ve gelişmeleri yazıyla not ediyordu.




Ayrıca her gün benim yaralarımdaki iyileşmeyi ve bebeğin kilosunu takip ediyordu. Bütün bu bilgiler daha sonra toplamda üç kez evimize gelen midwife'lar tarafından kontrol edilip kayıt altına alındı, muhtemelen sisteme kayıt edildi.

Yaptığı işler bir yana, ev hemşiremizde en sevdiğim şey, sürekli yanımda olup sohbet etmemiz, bazı psikolojik gelgitlerimde anlıyorum deyip elimi tutması, bebekle bir anne kadar özenle ilgilenmesi gibi tavırları oldu. Ayrıca o kadar çok şey öğrendim ki, ikinci çocuğum olduğu için ben zaten herşeyi biliyorum havalarında olmama rağmen, emzirme teknikleri, bebek bakımına dair bazı püf noktalar, pratik bilgiler, banyosuyla ilgili detaylar, bir sürü şey...

Sezeryan olduğum için ekstra iki gün hakkım olmasına rağmen almadım. Şimdi pişman olsam da o anki lohusa psikolojisinden dolayı olsa gerek, üzerimde sürekli bir göz olması beni rahatsız etmişti. Bana hep yat diyor, şöyle emzir böyle yap diye akıl (!) veriyor diye kendimi çok bilmiş kişiler tarafından kuşatılmış gibi hissetmiştim ve bunalmıştım. Tabi varlığının ne büyük bir nimet olduğunu daha ertesi gün 6 saatte bir içmem gereken haplarımı unuttuğumu dikiş sancılarını çekince anladım. Evet haplarımı, suyumu hatta yemeğimi ve tüm atıştırmalıklarımı getiriyor, bir tek eliyle beslemediği kalıyordu :) 

Tabi hemşirenin nasıl olacağı biraz da şans işi. Çoğu kişiden olumlu şeyler duymama rağmen (muhtemelen hemşirelerin tavırları sıkı takip ediliyor) birkaç olumsuz yorum da duymuştum. Ancak daha sonra internet üzerinden bir anket ile durum değerlendirmesi yapmamı istediler ve ankette evimize gelen tüm hemşirelerin (birkaç saatliğine gelen iki hemşire daha olmuştu bizde) her bir hizmeti için puanlanması söz konusuydu.

Bu yüzden sistemin iyi çalıştığını, hastanedeki bakıma göre evde bakılmanın, hem bire bir ilgilenme söz konusu olduğu için, hem de anne evinde daha rahat edeceği için çok iyi düşünülmüş bir uygulama olduğunu düşünüyorum.

7 Mart 2015 Cumartesi

Erkek Anası Olmak v1

11:14:00 1 Comments
Bir kız çocuktan sonra erkek çocuk sahibi bir anne olarak farklı yanlarını yazmak istiyorum. Tabi ki genelleştirmek doğru değil, ben kızım ve oğlumu göz önüne alarak yazacağım. Tabi erkek annesi olmak diye yazarken aksi durumlar da kız annesi olmak olarak yorumlanabilir :)
----
* Memeye daha düşkün olduğu için, günde 20-30 kez emzirmek demekmiş.

* Tabi bu yüzden de geceleyin saat başı uyanmak demek. Dün gece 11.30, 12.30, 1.30, 2.30... sabaha kadar devam etti böyle. Artık saymıyorum kaç sefer kalkmıştım. Kızımda gece uyanmalarım 3-4 ü geçmezdi hiç.

* Daha ağır olduğu için daha çok sırt ve kol ağrısı demek

* Daha gazlı olduğu için uzun süren ağlama seanslarında hissedilen yoğun çaresizlik anları, bu anlarda nasıl tutacağını nasıl hoplatacağını bilememek demek.

* Kıyafetini giydirirken kollarını, altını temizlerken bacaklarını açmak için güç yettirememek demek.

* Bezin arka kısmı kupkuru ve boş olduğu halde ön kısmının patlayacak kadar dolması, bu yüzden bir sürü bez ziyanı demek.

* Bez boş olduğu halde belden veya yandan taşan çişlere önce anlam verememek, sonra pi.piyi düzgün koymak gerektiğini anlamak demek.  Tabi aceleden unuttuğum için, her bez bağlamadan sonra bir daha açıp düzgün mü diye kontrol etmek demek :))

Devam edecek...

---
Bu yazı yaklaşık 2 aylık olan oğlumdan edindiğim tecrübeyle yazıldı, bu konudaki tüm yazılara buradan ulaşabilirsiniz. 

5 Mart 2015 Perşembe

35.Ay Mektubu : Nasılda Büyüdün Bebeğim

06:17:00 4 Comments
Canım Ninja Kapliyam*

Bu yazıyı epey gecikmeli yazdığım için doğum gününe bu kadar az zaman kalmış oluşuna, yakında üç olacağına hala inanamıyorum. Üç yıldır hayatımdasın, o kadar uzun zamandır beraberiz ki senden önce ben nasıldım hatırlamıyorum.

Bu ayki hevesin de ninja kaplumbağlar. Fotoğraftaki gibi slingi üzerine sarıp kostüm yapıyoruz. Tabi sırtında kabuk niyetine bir yastık da var. Sonra onlar gibi atlayıp zıplıyorsun. Bu ay ayrıca bir yıl aradan sonra tekrar Little Gym'e başladın. Ama bu sefer anne baba eşlik etmeyen sınıftasın, üç yaş grubuna yazdırdık. Sınıfın en küçüğüsün ama en hareketlisisin. Babanla hayatında daima bir spor dalının olması gerektiğine inanıyoruz çünkü enerjini atmana ihtiyacın var ve jimnastiğe yeniden başlamak sana iyi geldi.

Galiba son mektuplarda kardeşinin gelişiyle oluşan kıskançlık, yeniden bebek olma halleri gibi mevzuları yazmaktan gelişimlerini ihmal ettim. Oysa pozitif olanlar daha fazla. Artık okula istekli gidiyorsun, Hollandacayı iyi anlıyor ve konuşuyorsun, evde bir çok işini kendin yapıyorsun, bana ev işlerinde ciddi yardım ediyorsun. Bir gün temizlik yapmam lazım, tv ünitesi çok tozlu falan demiştim. Ben demeden oturdun karşısına tüm rafları boşalttın, hepsini sildin ve yerleştirdin, benim eşyaları kenera çekip kabaca temizlememden çok daha iyi yapmıştın. Bu şekilde boşaltarak hiç temizlemediğim için bunu kendin akıl etmiş olmalısın.

Kardeşinle aran iyi çok şükür. Ona karşı naziksin ve sabah kalkar kalkmaz ilk ona koşuyorsun. Şimdilik sadece sohbetlerimize katıyoruz onu, ben onun ağzından seninle konuşuyorum ama yaz gelince yapacaklarımızı bir bir sayıp hayal kuruyoruz.

Büyüsen de hep küçüğüm kalacaksın bi tanem.

Annen-Amsterdam

*kapliya: kaplumbağa