31 Ocak 2015 Cumartesi

Finger Feeding- Parmak ve Şırınga İle Bebek Beslemek

Hastanede hemşireler gösterene kadar bu türde bir bebek besleme yöntemini hiç duymamıştım. Ne okuduğum bloglarda ne de kitaplarda. Ülkemizde bilen ve uygulayan vardır belki ancak benim gibi bilmeyenler varsa onlara ışık tutabilir bu yazım.

Bebeği beslemek için bilinen üç yöntemi yazacak olursak, bunlar bebek için kolaydan zora doğru; biberon ile besleme, parmakla besleme (finger feeding) ve emzirme olarak sıralanıyormuş. Biberonla beslemeye uzun vadede karşı olmasalar da, hemşiremiz yenidoğanlarda tercih etmediklerini söyledi. Daha büyüdüğünde alıştırabilirsin, hem bazen babası besler hem de ek gıda döneminde faydası olabilir ama şimdi değil dedi. Ben de emzirmeyi engellemeyecek şekilde biberona alıştırılması taraftarıyım. Sonuçta anne hastalanabilir veya acilen bir yere gitmesi gerekebilir. Bu durumda diğer insanlara bırakabilme şansı yaratır biberon.

Çoğu yenidoğan bebeğin emme refleksi ilk başlarda zayıftır, zamanla güçlenir. İşte bu dönemde bebeği biberonla beslemek sonradan memeye döndürmeyi zorlaştırabilir, ancak buna karşın parmak ile beslemek memeye geçişi kolaylaştırırmış. Çünkü memeden emme ile aralarında çok benzerlik var. Diğer yandan artık anne memesi gibi tasarlanmış biberonlar da var (hatta ilk bebeğimde önce bu biberonlarla besleyip sonradan memeye döndürmek zorunda kalmıştım) fakat şimdi her iki yöntemi de denemiş bir anne olarak, finger feeding yönteminin döndürme aşamasında daha kolay olduğunu düşünüyorum.

Emme refleksi zayıf olan bebeklerin karnını doyuracak kadar emmesi çok uzun sürebilir, emerken uykuya dalabilir ve yeteri kadar beslenmezse sarılık olabilir. Bu yüzden özellikle ilk bir hafta iyice beslenmesi çok önemli. Diğer yandan uzun zamana yayarak emzirmek hem anne açısından çok yorucu, hem de bebeğin böyle bir alışkanlık edinmesine sebep olabilir. Biliyoruz ki karnı iyi doymuş bir yenidoğan ortalama 3 saat uyur (geceleri 4-5 saate çıkabilir bu süre), sonra acıkır uyanır ve yine uyur. Oysa 1-1,5 saat boyunca uykuyla karışık emen bebek, emzirme bitince o kadar uzun uyumaz, hemen tekrar acıkır ve gün içinde uyuması gereken ortalama 16 saatlik uykuyu kaliteli bir şekilde alamaz. Bebekler için yeterli süt almak kadar, yeterli uyku uyuması önemlidir. İyi doymuş bir bebek, başka bir sıkıntısı yoksa iyi uyuyacaktır.

Bu yüzden bebeği uzun süre memede tutmak yerine en fazla yarım saat emzirmeyi, ardından finger feeding ile takviye yapmayı (sağılmış sütlerden veya yoksa formül süt ile) tavsiye etti hemşiremiz. Böylece kısa sürede doyacak ve yeteri kadar uyuyacak. Dahası emme refleksi gelişeceğinden bir süre sonra memeyi güçlü bir şekilde ve kısa sürede emmeyi öğrenecek. Bir süre sonra da (bizde 10 gün kadar sürdü) hedefe ulaşacaksınız ve artık finger feedinge ihtiyaç kalmayacak. Bundan sonra bebek memede uzun süre durmadan ve uykuya dalmadan emip karnını doyurmaya başlayacak.

Gelelim yönteme. Önce bebeği eğimli bir yastık üzerine yatırın. Finger feeding için bir adet şırınga ve serçe parmağınız gerekiyor. Parmağınız hijyenik ve kısa tırnaklı olmalı. Parmağınızın iç kısmı yukarı bakacak şekilde bebeğin ağzına sokuyorsunuz ve o emmeye başlayınca diğer elinizle ucunu ağzına soktuğunuz şırıngayı yavaşça sıkıyorsunuz. Burada bebek emme hareketi yaptığında sütü sıkmak, durduğunda bırakmak şart. Sanki o emdiği sürece süt akacakmış gibi olmalı.

Parmağı ne kadar sokacağım boğazına değer mi endişesi yaşayabilirsiniz. Bunu şöyle ayarlayacaksınız. Parmağın ucu bebeğin üst damağına değmeli. Yani parmağı gırtlağa yönelik değil, ağız tavanına yönelik tutmalısınız. Eğer besleme sırasında yorulur ve emmeyi bırakırsa, parmağınızı hafifçe çekip çıkarmaya çalışın. Yeniden emmeye başlayacaktır. Tamamen doyduğunda ise kendisi parmağı bırakıp ağzından çıkarabilir.




Fotoğrafta görüldüğü gibi ucu azıcık kıvrık bir şırınga kullanıyorum ben. Fakat normal şırınga ile de aynı şey yapılabilir. Bir süre sonra bebeğin emme refleksi geliştikçe şırıngayı sıkmanız gerekmeyecek bile. Bebeğin emiş gücü ile kendiliğinden akacak. Peki başlarda ne kadar sıkmalıyım derseniz, ne çok fazla ne de az olmalı. Bebek boğulur gibi oluyorsa çok sıkıyorsunuz demektir. Aslında denediğinizde ne kadar yapacağınızı içgüdüsel olarak anlayacaksınız.

Eve gelen hemşiremiz finger feeding için başka bir aparat getirmişti. Bunda ise çok ince bir hortum şırınganın ucuna takılıyor (veya aşağıdaki fotoğraftaki gibi kabın içine daldırılıyor). Yine şırıngayı hiç bastırmadan bebeğin sütü çekmesi bekleniyor ama gerektiğinde anne de sıkıp yardımcı olabilir.



Finger feeding uygulamadan önce bebeği emzirin. Eğer tek memede yeteri kadar süt varsa tek memeyi yoksa iki memeyi de verin. Bebek ememiyorsa veya çok uzun sürüyorsa (bana yarım saatten fazla uğraşma demişlerdi), finger feeding ile takviye süt verebilirsiniz. Takviye sütün ne olacağı size kalmış, sağılmış sütünüz varsa anne sütü olması daha iyi tabi ki. Yoksa bir kaç sefer için formül süt verebilir sonra kendi sütünüzü pompa ve diğer yöntemlerle arttırarak tamamen anne sütüne dönebilirsiniz. Ne kadar takviye süt vereceğiniz bebeğe bağlı. Doyana kadar vermelisiniz. Bazen 10cc olabilir bu miktar bazen 50cc. Bebek doyduğunda emmeyi bırakır, uykusu gelip mayışmaya başlar ve gazını çıkardığınızda kolayca geğirir.

Ben önce iki memeyi emzirme+ardından şırınga ile takviye ile başladığım süreçte, yaklaşık 10 gün sonra tamamen meme ile (üstelik tek meme ile) yarım saatte beslenme aşamasına geçtim. Tabi hala dolaptaki sütleri tüketmek için arada finger feeding yapıyorum. Eğer dışarı çıkmışsak ve emziremeyeceğim durumda olacaksak da sağdığım sütleri biberon ile veriyorum. Ancak finger feedingin, başlarda 1-1,5 saat süren emzirme sürecini kısalttığı, bebeğimin emme refleksini güçlendirdiği için bizde amacına ulaştığını düşünüyorum.

Youtube'da finger feeding ile ilgili çok dayıda video mevcut. Bunlardan da fikir alabilirsiniz.

26 Ocak 2015 Pazartesi

Haftanın Bilgisi: Çöp Poşetlerinin Pratik Kullanımı

Bazen öyle basit bir fikir görürsünüz ki hem müthiş kolaydır hem de ben neden akıl edememişim dersiniz. Belki biliyorsunuzdur ama ben yeni keşfettim ve doğrusu resmen aydınlandım :)

Zira bizim evde özellikle wc lerin kovalarına kullandığımız poşet rulosu hep kaybolur. Pek tabi ki biz de herkes gibi, rulodan bir poşet koparır kutunun içine koyardık. Rulonun kalan kısmı da dolabın derinliklerinde kaybolurdu. 

Hastanede kaldığımda, oda temizlenirken farkettim. Meğer ruloyu çöp kutusunun içine atmışlar, bir poşeti çekip kutuyu sarıyorlar. Değiştiriken de hop çekince alttan bir poşet geliyor, içi dolu olanı yırtıp atıyorlar. Oh ne kolaylık. Aklımızda olsun :)

25 Ocak 2015 Pazar

34. Ay Mektubu - Abla Olmak


Baldan tatlı kızım;

Bu ay mektubunu defalarca kafamda yazdım ama eyleme dökebilmek ancak mümkün oluyor. Biraz önce seni ardından kardeşini uyuttum, gözlerimden uyku akıyor ama daha fazla ertelemeyeceğim.

Elbette ki ayın olayı artık fiziksel olarak abla olmuş olman. Fakat daha duygusal olarak abla rolüne girmedin ve ben de seni böyle bir role sokmaya hiç çalışmadım zaten. Abla olduğun için artık böyle yapmalısın gibi söylemler yok henüz ve hiç de olmayacak. Ne zaman kendiliğinden olursa olsun olmazsa olmasın. Her ne kadar eve gelen minicik bebeğin yanında oldukça büyük kaldığını hayretle farketsem de sen benim hala bebeğimsin ki bu günlerde senin de söylediğin bu zaten :) Bu evde iki Eren bebek var nokta :) Bu bebek rolleri çok ileri derecede değil şimdilik, sadece kucak ve ilgi istiyorsun ara ara. Ben de dünden razıyım zaten seni sevip koklamaya :)))

İkinci büyük olay ise, son üç aydır devam edeb babysitter (ve muhtemelen okulun da) etkisiyle artık Hollandaca konusunda dilinin bağı çözüldü. Gerçekten çok hızlı oldu ki bunu hem Chanthal hem de öğretmenlerin dile getirdi. Artık Hollandaca kendini ifade edebiliyorsun ve tabi çoğu şeyi anlıyorsun. Konuşmaların çoğunlukla tek kelimelik fiiller ve bazı çok kelimelik kalıp cümlelerden ibaret. Ancaak gel gör ki hiç bilmeyen annen ile de pek güzel alay etmeye başladın :) Bana öğret dediğimde, bir kelimeyi söylüyorsun (tabi biraz senin çocukça konuşmandan dolayı değişik oluyor bu) ben tekrar ediyorum, fakat tabi ki Chanthal gibi söyleyemediğim için bana kızıyorsun. Yanlış söylüyormuşum :/

Youtube'da gezinirken her dilde videolar seyrettiğin için hangi dil ne dili mevzusu biraz karışmaya başladı :) Şimdiye kadar türkçe, ingilizce, hollandaca diye biliyordun ama senin için bu diller bizim gibi konuşanlar ve konuşmayanlar diye ikiye ayrılıyordu. Bugün ziyarete gelen arkadaşın Defne'nin  ardından (henüz ufak konuşamıyor) şöyle bir cümle söyledin

-babam dedi ki defne japonca konuşuyormuş :))

Mesele sonra anlaşıldı. Baban Defne konuşamıyor ama o seni anlıyor Türkçe konuş demiş sana. Sen Türkçe demeyi unutup Japonca deyiverdin fakat haklısın be annem, bir sürüü bir sürüüüü dil var değil mi? :)

Zihnin açık olsun bebeğim.

Annen-Amsterdam

20 Ocak 2015 Salı

1 Hafta Sonra Bizden Haberler

1 Hafta Sonra Bizden Haberler
Bu gece itibariyle bir haftalık oldu Novadünya, hem çabuk hem yavaş geçiyor günler. Gerçi bu bir haftanın yarısı hastanedeydik.

Cuma günü eve geldikten sonra her gün Hollanda'nın Kraamvogel isimli hizmetinden faydalandık. Gayet tecrübeli bir anne bebek hemşiresi günde sekiz saat ortalama 8 gün (biz bir kısmında hastanede olduğumuz için hastane günleri çıkarılıyor) eve gelip yardımcı oluyor. O kadar çok iş yapıyorlar ki (en azından bizimki öyleydi) anneye sadece dinlenmek kalıyor :) Ama tabi alışmadık bünyeye hizmet ters ben yine elimden geldiğince hareketliydim. Hemşiremiz ilk defa benim gibi bir sezeryanlı anne gördüğünü söyledi :) Ağrım neredeyse hiç kalmadı, biraz yorgun olmak dışında iyiyim.

Nova ile her şey yolunda diyebiliriz. Hastaneden çıkarken en alt seviyede sarılığı vardı, dolayısıyla çıkmasına izin verdiler. O günden beri artmadı bu gün ise epey azaldı. Zaten sarılığın bir diğer belirtisi olan miskin ve halsiz bebek halleri bize hiç uğramadı. Erkek bebek epey farklıymış, kızım da ağlardı ama bunun sesi 7 köy öteden duyulur o derece.

Tabi bu kadar cırlak olunca başlarda elim  ayağıma dolaşıyordu ağladığında. Şimdi hem huyunu anlamaya başladım hem de biraz daha duyarsız olmaya :) Hemşiremiz sağlıklı olduğunun göstergesi diyor. Yine de sürekli ağlayan bir bebek değil, uyku ve beslenmesi düzene girdi sayılır.

İlk iki gün sadece ve canı ne zaman isterse emzirdim hastanede. Ancak geceleri çok uyuyamadık, çoğunlukla iyi doymuyordu herhalde. Üçüncü gün hastane hemşireleri olaya el koydu ve emzirme sonrası kalan sütü pompalamaya başladık her üç saatte bir. Ve emzirdikten sonra da 10-20 ml kadar formül süt verdik ilk birkaç sefer. İlk sağmalarda moralim epey bozulmuştu zira iki memeden toplamda sadece 2ml süt çıkıyordu. Sonra gitgide arttı ve emzirme sonrası sağdığım sütü vermeye başladık. Son üç gündür ise durum önlenemez bir hal aldı. Sağmayı bıraktık çünkü miktarı gitgide artıyordu ve ben çatlamak üzereydim. Emzirme sonrası iki memeden tamamen boşaltmadan 260ml sağıyorum (boşaltsam daha da çıkacak) dersem anlaşılır sanırım :) Çok süt olması sevindirici olsa da mastit riski nedeniyle aslında o da zararlı. Son iki gündür memeleri ıslah etmeye çalıştık ve galiba  oldu, bu gün biraz daha iyiyim çok şükür.

Yalnız erkek çocukların emzirme işi biraz daha farklıymış. Hemşire de diyor ki kızlar acıkınca 15-20 dak içinde emer ve bitirir erkekler ise daha tembeldir yayıla yayıla emer :) Gerçekten bizim Nova oğlan da öyle iki fırt bir uyku iki fırt bi cup cup bi gevşeklik gidiyor. Kızımdan alışkın olmadığım için biraz fenalık basıyor doğrusu. Hemşirem de en fazla yarım saat tutmamı, sonra sağma sütlerden takviye yapmamı tavsiye ediyor, senin başka bir çocuğun da var diyerek. Ekstra sütü şimdilik finger feeding denen bir yöntemle veriyoruz. İkinci bebek olmasına  rağmen bir sürü yeni şey öğrendim hemşiremizden. Fırsat bulunca ayrı bir yazı olarak yazacağım.

Kızıma gelince, onun açısından çok travmatik bir değişiklik olmadı, yani en azından bunu belli eden bir işaret yok. Kardeşine karşı ilgisi ve ilgisizliği eşit düzeyde. Tüm gün onun yanında değil ama arada napıyor diye gelip bakıyor sonra oyuna dönüyor yine. Babannesinin varlığı ve getirdiği hediyeler şimdilik daha ilgi çekici. Tabi zamanla daha iyi anlayacağız tepkisini. Galiba şimdilik sadece gözlemliyor.

Yalnız ben kızımı daha az görmeye alışamadım. Etrafta babası ve babannesi olunca beni fazla aramıyor ama ben onu çok arıyorum. Her gün ne yediğinden ne zaman çiş-kaka yaptığına dair, ne oynadığından neye gülüp eğlendiğine daşr herşeyi biliyordum. Şimdi her anını yakalayamıyorum ya bunun hayatımda ne çok yer kapladığı yüzüme çarptı. Çok ağladım ne yalan söyleyeyim, kızıma her baktığımda o güzel yüzünü özlemiş olduğum için ağlamak geliyor içimden. Yine de son iki gündür bu hislerimi daha kontrol altına almayı başardım onu etkilememek için.

Yani lohusa depresyonu kızımla ilgili durumlarda daha çok su yüzüne çıkıyor şimdilik. Bir de uyuşukluğa karşı biraz tahammülsüzüm, bir şeyi istemek yerine hemen alıp yapasım geliyor ama.. Ama işte öyle... Kendimi tutmaya çalışıyorum.

16 Ocak 2015 Cuma

Novadünya'nın Doğum Hikayesi

Yaramaz oğlum hiç beklemediğimiz bir zamanda (13 ocak 2015 pazartesiyi salıya bağlayan gece) bize sürpriz yaptı ama şimdi düşününce belki de işaretleri vardı ve ben farketmemiştim. Hikayemizi şu anda hastane odamızda oğluşla başbaşa iken yazsam iyi olacak, yoksa eve döndüğümüzde kim bilir ne zamana kalacak.

Gebelik günlüğümü takip edenler, doğumla ilgili endişelerimi ve gelişmeleri biliyorlar. Nova dönmediği için 39. Haftanın bitişi olan 21 ocak için sezeryan tarihi almıştık. Artık son günler kaldığı için aklımca geri sayım yapıyor ve kalan bir kaç ufak işimi de bu hafta içi yaparım diye bekletiyordum. Pazartesi sabahı aşağıdaki fotoğrafı paylaşmıştım instagramda.


Şimdi düşününce o gün anormal olan bir çok şeyi farkediyorum. Bu fotoğrafa gelen bir yorum üzerine şöyle yazmıştım

Bu biiiir. 

O gün whatsuptan bir arkadaşımla konuştuğumda, son bir kaç gündür çok enerjik hissetiğimi, bunun doğum öncesi enerjisi olabileceğini düşündüğümü söylemiştim. Bu enerji ile pazar günü evde adamakıllı bir temizlik yapmıştım (iyi ki de yapmışım :)) Bu ikiii.

Pazartesi günü kızımı okuldan almaya gittiğimde yakın zamanda doğum yapmış olan bir anne de ordaydı ve ikiz bebeklerini daha önce hiç görmediğim bir taşıyıcı ile kucağında taşıyordu (bknz aşağıdaki resim) Öyle tatlıydılar ki hem içim gitti, hem de kızım da arkadaşının kardeşlerini görünce hiç ummadığım derecede yakın ve yumuşak bir tavır sergiledi. Onu öyle görünce o kadar istedim ki Nova'nın doğmasını, güçlü bir çağrı göndermiş olmalıyım. Bu da üç olsun.



Yine pazar günü eşim son kalan montaj işini yapmış ve Helo'nun eski beşiğinin seviyesini yükseltmişti. Yatak odasında yanımızda duran beşik aylardır boş boş durmasına rağmen, kızım seviyesinin değişmesinden olsa gerek (diye düşündüğüm ama aslında bebeği hissettiği için olmalı) ilk defa pazartesi gecesi (pazar değil), o beşikte yatmak istedi ve yattı. Hepimiz aynı odada uyurken, hem kardeşi doğduktan sonra yine beşiğe mi döner acaba diye korkuyor hem de ne güzel yanyana iki beşik koyarız diye hoşuma gidiyordu. Bu da dört olsun.

Sonradan eşim söylediğine göre, normalde akşam yemeğinden sonra ağzına lokma koymayan kocacım, o gece (pazartesi) yemekten sonra çikolatalı gofret yemiş. Herhalde enerji lazım olacaktı diye yedim diyor :) Bu da beş :)

O gece kızım yanımızdaki beşikte uyuduktan sonra yatakta bir dizi izleyip her zaman olduğu gibi biraz kitap okuyup uyudum. Saat 11 falan olmalıydı. Her zaman zor uykuya geçişimin aksine kolay daldım o gece ve doğum için uyanana kadar deliksiz uyudum.

Saat 12.30 civarı (sonradan bakıyorum tabi bana daha uzun gelmişti uyku) bir sıvı akış hissiyle uyandım. Yok çiş değildi (bazen kaçırdığım oluyordu) miktarı daha çok ve kontrol edemiyordum. Eşimi uyandırdım havlu verdi ve wc ye koşup oturdum ama kalkamıyordum.

Hem akmaya devam ediyordu hem de bir titremeye tutulmuştum. Çantaya birkaç ilave yapmamız lazım, Ceme tuvaletten söylüyorum o bir yandan giyiniyor, bir yandan eksikleri tamamlıyor bir yandan telefonla hastaneyle konuşuyor bense yerimden kıpırdayamıyordum . 

Sonra havlu takviyesiyle kalktım giyindim, çantaları aşağı indirdik. Dilayı battaniyeye sarıp sarmaladık hep beraber yola çıktık. Saat kaçta çıktık ne kadar evde durduk hiç bilmiyorum. Çıkmadan önce eşim Chanthalı (babysitter ablası) arayıp durumu haber verdi. Daha önce böyle gece doğum olursa gelip gelemeyeceğini sormuş anlaşmıştık. Hastanede o ve onu bırakan babasıyla buluştuk. Chantal kaldı babası gitti daha sonra tabi ki.

Kızım onu arabaya bindirirken uyandı ve bir daha hiç uyumadı tabi. Doğum öncesi onunla bu konuyu konuşmaya hiç fırsatım olmamıştı. Oysa uzun uzun açıklayacaktım. Yolda bebeğin dünyaya geleceğini, doktorların çıkaracağını, onun Chantal ile biraz odada bekleyeceğini, benim bir süre dinlenmem gerekeceğini falan anlattım. Bu arada yolda sancılar gelmeye başladı. O zamana kadar sancının nasıl birşey olduğundan emin değildim ve herkesin dediği gibi sancıgelince  anlarsın lafını anladım ben de :) İlk hissettiğimde anlamıştım :)

15 dakikalık yol boyunca 2-3 kere oldu sancı. Aralıklarını saymadım ama hem aralığı hem de sancılı kaldığım süre aynı idi. Biliyordum. Ama ilk başladığında bu kadar sık aralıkla başlayacağını hiç tahmin etmezdim. Zira suyun gelmesinden önce hiç bir sıkıntım yoktu. Hatta Helodünya'dakinin aksine (o zaman kızım çok tepinip suyu patlatmıştı) bu sefer neden suyun geldiğini bilmiyorum bile. Nova çok sakindi hiç bir ağrım sızım yoktu, herşey sütlimandı.

Hastaneye varınca doğum katına giderken de arada sancılar oldu ama hep yürüdüm. Hastane çok ıssızdı bir süre yolumuzu  bulamadık ama sonra bir doktor bizi karşıladı, odaya yerleştirdi ve beni nst ye bağladı. Herhalde toplamda 1-1,5 saat odada kaldık tam bilemiyorum. Bu arada sancı geldiğinde monitorden değerini görebiliyordum. 5 dk da bir olan sancılar şiddeti 80-90 ları buluyor ve bir iki dakika sürüyordu. Doğrusu bu sancılarda zorlandım. Doktor ne zaman sezeryan olacağı belli değil dediğinde çok  bekleyemem çabuk olsun çabuk diyordum. Daha sonra belki ben sancıları karşılamayı öğrendim bilmiyorum (ki ilk başlarda nefesimi tutup beklemeye çalışıyor ve kasılıp kalıyordum) belki de şiddeti azaldığından bu periyottaki son bir iki sancı kolay geçti. Ardından sancılar 3 dk da bire düştü fakat allaha şükür kasılı kalma süresi ve şiddeti azaldı (30-40 lardaydı ve kısa sürüyordu). Bu aşamada fazla zorlanmadım. Ebe açıklığa bakacağını söyledi (niyeyse) baktı 2cm miş. Ameliyatı hazırlayacağız hemen dedi ve gitti. Doğrusu 1 saatte falan bu kadar açılma olmasına şaşırdım.

Ondan sonra herşey çok hızlı oldu. Eşim de ameliyathaneye geldi, bizi hazırladılar. Spinal iğnesi sırasında ilk sezeryana göre daha fazla acı hissettim. Bir de 3 dk da bir olan sancılar devam ettiği için tam iğne vurulacakken sancı geliyor, bekliyoruz devam ediyoruz duruyoruz vs derken iğneleme işi biraz uzun sürdü :( Ve bu iğnenin acısını ilk sezeryana göre daha yoğun hissettim.

Tabi ki ameliyathane çok soğuktu. En çok hatırladığım durmadan üşüdüğüm (sonra sıcak hava üfleyen bişey verdiler ama yine üşüyordum) ve karnımı bir ara çok yoğun çekiştirmelerinin hemen ardından yanımdaki doktorun bebek geliyor hazır mısın demesi. Bu sefer daha uzun süre gördüm. (Saate baktım tam 3.00) Önümdeki yeşil örtünün bir katmanını kaldırdılar, şeffaf oldu ve oradan çıkışını, bezlerle silinişini, kordon kesilişini falan hep izledim. Sonra yanıma verdiler babasıyla ben sarıldık öptük konuştuk. Daha sonra ilk kontrolleri yapıldı, sonra yine getirdiler bu sefer uzun bir süre göğsümde durdu. Üşümesin diye üzerimdeki sıcak hava torbasının altında durdu ama tabi ki çok duramazdı. Babasıyla kalan ölçümleri yapıldı ve odamıza gitti. İlk çıkış anında bşr fotoğrafını çekmişler ve basmışlar, benim dikişlerim yapılırken onu önümdeki perdeye bantla yapıştırdılar ve ben mest ve dilimde şükürlerle o süreci geçirdim.



Odaya geldiğimde Helo çoktan kardeşini görmüştü. Çok heyecanlanmış ve sevmiş. Isınsın diye koydukları kuvözü açıp almak istemiş dokunmuş vs. Ben gelince emzirmek için kucağıma verdiler. Memeyi kolayca bulup kavradı ve emdi oğluşum. Bu arada kızım da hep yanımdaydı.

Bir süre sonra kızım, bakıcı ve babası yanımdan ayrıldılar. Saat 4' ü geçiyordu, Helo'nun uykusu altüst olmuştu. Eşim bakıcıyı evine bırakmış, yolda kızım uyumuş ve çok şükür o geceyi sorunsuz atlattık. Biz de Nova ile başka bir odaya yerleştik. O gece ve sonraki her gece kucak kucağa, emzirmeli uyumalı geceler geçirdik. 

Bu yazıya salı günü başladım, günlerden olmuş cuma. Bu gün hastaneden ayrılıp evimizdeki hayatımıza başlayacağız inşallah. Bu sürede kızım ve babası her gün öğleden akşama kadar yanımızda kaldılar, geceleri evde uyudular, sabahtan öğlene kadar da babysitter ablası ile evde oyun oynadılar. Şimdilik kardeşine ve bana karşı olumsuz bir tepkide bulunmadı hatta hiç kıyamıyor. Dün poposundan ateşini ölçerken çok ağlattı diye hemşireye kızdı ve o da ağladı yavrum. Neden ağlatıyormuş Eren'i neden. 

Bana gelince lohusa depresyonuna girmemek için uğraşsam da kah kızımı özlerken kah kucağımdaki mucizeye şükrederlen kah ağrılı gecelerde yanımda bir refakatçi olmadı diye gözyaşlarımı bol bol israf etsem de, iyiyim. Çok şükür çabuk iyileşti yaralarım, çok şükür kafamda kurduğum kadar kötü senaryolar yaşamadık. Kayınvalidemin gelişi doğuma yetişmese de (yarın geliyor) umarım bundan sonraki süreçleri de kolayca atlatacağız.

Ve Eren'im biliyorum bazı anneler kadar güzel cümleler kuramıyorum. İtiraf etmem gerekirse karnımdayken seni hep ikinci plana attım, çünkü zaten içimdeydin iyi olduğunu her hareketini biliyor ve hissediyordum. Ama doğar doğmaz dedin ki, beni sev anne, hep kucağına al, kokunu benden ayırma. Ve yavrum seni öyle çok sevdim ki asla böyle sevebileceğimi hayal edemezdim. Teşekkür ederim bebeğim. İyi ki geldin...


13 Ocak 2015 Salı

Novadünya Geldiiii

Novadünya Geldiiii
Bu gece uyurken suyumun akması hissiyle uyandım ve gerçekten de şarıl şarıl gelmeye başladı. Oysa öncesinde hiç sancı veya ekstra hareketlenme yoktu. Derhal hastaneye gittik, ölçümler hazırlıklar derken Novacım saat tam 3 te aramıza katıldı. İkimiz de iyiyiz, koyun koyuna yatıyoruz. Planladığımız sezeryan tarihinden önce bekliyordum ama bu kadar değildi :)) 37+6 günlük bugün ;)

11 Ocak 2015 Pazar

Mikroplar Hakkında İlginç Gercekler

Mikroplar Hakkında İlginç Gercekler
Eşim sayesinde haberdar olduğum bu yazıda yazanlar çok ilginç geldi, kısaca sizlerle paylaşmak istiyorum. http://www.wired.com/2014/12/microbe-discoveries-of-2014/ (not: yazıyı bire bir çevirmedim, çok bilimsel bulduğum bazı maddeleri eklemedim)

Onlari goremiyoruz ama, etrafimizda ve icimizde her yerdeler. Kisisel mikroplarimizin sagligimizi ve hayatimizi nasil etkiledigine dair son yillarda cok sayida calisma yapilmis. Bunlardan bazi onemli bulgular ise soyle listeleniyor.

Biz hareket ettigimizde mikroplarimiz da bizimle birlikte tasinir: 
Science dergisinin Agustos sayisinda yer alan bir calismaya gore, bilim adamlari 7 ailenin her bir uyesinin, el, ayak,burunlarindan ve ayrica yasadiklari evin kapi kollari, lamba dugmeleri, evdeki esya yuzeylerinden mikrop ornekleri toplamislar. Bu mikrop toplulugunun her bir aile icin farkli ve aileye ozel oldugu bulunmus. Oyle ki bir ev ve kisideki mikroplara bakilarak o kisinin hangi evde yasadigi soylenebiliyormus. Bir ilginc saptama daha bu ailelerin tasinmasi durumunda, mikrop toplulugunun o aileyle birlikte derhal bir gun icinde yeni yere yerlestikleri hakkinda. Buna gore aileler tasindiklarinda, mikrobiyolojik aurasi da onunla birlikte hareket ediyor.

Mikroplar Suclari Cozmeye Yardim Eder:
Kadavralardaki mikroplarin ne sekilde evrimlestigi bilindigi icin, geriye dogru gidilerek maktulun tam olum zamani bulunabilirmis. Ayrica dna kalintisi birakmamak icin ozel caba sarfedilmis suclarda (mesela seksle ilgili olanlar), mikroplar kanit olarak kullanilabilir ve kisiyi belirlemede kullanilabilirmis.

Peynirlerde Inanilmaz Bir Mikrobiyolojik Cesitlilik Bulunuyor:
Bir parca peynirde, sutu lezzetli bir peynire donusturen 10 milyar mikrobiyolojik canli yasiyormus. 10 farkli ulkeden alinmis 137 cesit peynirde yapilan incelemelerde, ulkelere gore bakteri toplulugunun pek degismedigi ama peynir turlerine gore desigtigi bulunmus.

Mikroplar Ilaclar Icin Kaynak Olabilir:
Ilaclarin bazi molekul gruplari oldugunu biliyoruz. Uzerimizdeki ve icimizdeki bakteriler de sayisiz molekuller olusturuyorlar. Bilim adamlari insan uzerindeki mikroplardan ilac benzeri molekuller olusturmaya musait genleri arastiran bir bilgisayar programi yapmislar ve ornek olarak da vajinada yasayan bir bakteri turunden bir cesit antibiyotik ilac uretmisler. Ayrica bu ilacin vajinadaki bir cok zararli bakteriyi oldururken, yararli bakterileri korudugu bulunmus.( Ne ilginç değil mi şifa yine içimizde inancının başka bir yorumlaması oluyor bu sanki)

Mikroplar Olmasa Hayat Olmaz
Eger mikroplar olmasaydi ne olurdu derseniz, birkac gun farketmezdik belki ama sonrasi felaket. Bagirsak (sindirim) mikroplari olmadan sindirim sistemimiz zarar görecektir. Fakat hayvanlar bundan daha çok etkilenecektir ve güle güle et kaynakları. Nitrojen onarıcı bakteriler olmadan ekinler bozulmaya başlayacak. Ayrıştırma duracak, atıklar birikecek ve yaşamı destekleyen besin döngüsü duracaktır.Bunların sonucunda yiyecek ihtiyacı sebebiyle, toplumsal çöküşün bir yıl içinde oluşması kaçınılmaz. İnsanların ve mikroskobik olmayan hayatın yok olmaya başlaması da, uzun süren açlıklar, hastalıklar, iç savaş, anarşi gibi sonuçlara yol açacaktır.

10 Ocak 2015 Cumartesi

Haftanın Bilgisi: Yağ Lekelerine Talk Pudra

Haftanın Bilgisi: Yağ Lekelerine Talk Pudra
Uzun zaman önce iri göğüslü bir tanıdığımla sohbet ediyorduk. Çevresindekiler yemekleri hep üzerine döküyor diye onu eleştriyorlarmış. O da sanki siz dökmüyorsunuz, sizin de dökülüyor ama yere düşüyor diye sitem edermiş.

Gerçekten çok haklıydı. Hepimiz yemek yerken döküyoruz ve bunu yemek sonrası masa altı süpürenler gayet iyi bilir:) Hamileyken ise durum daha vahim bir hal alıyor çünkü o gün yediğim herşeyin hesabını tutuyor göbeğim. Hatta yüzümü ne zaman yıkadım, dişlerimi fırçadığımı... Ve ne yazık ki aynaya bakmazsam farketmiyorum bile, kim bilir ne paspal görünüyorum ayy.

Neyse efendim, yemek ve yağ lekesi olmuş kıyafetlerde, yıkamadan önce yağın olduğu yere biraz talk pudrası (bebe pudrası, vücut pudrası artık ne varsa) döküp elinizle ovuşturun ve kirli sepetine atın ve unutun:) Yıkama zamanı gelince yıkadıktan sonra hiç leke kalmadığını göreceksiniz daha doğrusu göremeyeceksiniz leke nerdeydi diye arayacaksınız :)) Genelde yağlanmadan sonraki ilk yıkamada yapılması tavsiye edilir ama ben unutup yıkamışsam bile diğer seferlerde denediğimde yine çıkıyor.

40 yıl terzilik yapmış annemden öğrendiğim bir bilgi bu. Bazen dikiş makinesi yağ akıtır ve sipariş diktiği kumaşlar yağ olurdu. İpekler satenler ketenler... Annecim de hep dikiş makinesinin gözünde bir paket pudrayı hazır bulundururdu tabi. Sadece yağ lekeleri için evde bir paket pudra bulundurmalı.

7 Ocak 2015 Çarşamba

2. Gebelik Günlüğüm 37. Hafta


Her ne kadar karamsar yazılar yazmaktan kaçınsam da bu haftaki yazı böyle olacak. Normalde yazdığım andaki ruh haline göre şekilleniyor yazılarım ve ben tüm haftayı düşününce, genelde her an karamsar olmadığım için mümkün olduğunca iyimser olmaya çalışıyordum bu haftalık raporlarda. Ancak bu haftanın genelinde kötüydüm ve hiç de pozitif olamıyorum şu an :(

Bir kaç saat önce "artık gücüm takatim hiç birşeyim kalmadı, son iki hafta nasıl geçecek bilmiyorum" yazdım twittera. Gerçekten böyleyim zaman akmıyor sanki ve ben üzerime fil oturmuş gibi hissediyorum. Aldığım toplam kilo 9 oldu şu ana kadar, yani kilodan değil bu his sadece; yılbaşından beri hastayım, her yerim dökülüyor ve kızımın psikolojik gelgitleri yine tavan yaptı. 

Son iki haftadır okulu kış tatili nedeniyle kapalıydı. Tatilde istisnasız her sabah uyanır uyanmaz o gün okula gidip gitmeyeceğini, kaç gün kaldığını sordu. Hep tatil olsun gitmeyeceğim diye ağladı ve pazartesi günü okul açıldığından beri her gün yine ağlıyor, okuldan alırken keyifli görünüyor ama gün boyu yine bana yapışık, gecenin bir yarısında uyanıp odama yürüyüp geliyor, beni çağırıyor, beraber uyuyoruz, bütün gün onunla oynamamı istiyor falan filan. Babysitter ablası gelse de yine yanındayım yine sık sık yapışıyor, bebek olmuşmuş kucak isteme, yemeğini yedirme talepleri devam ediyor. Yani etrafta başka insanlar olsa dahi anneye bir yapışıklık başlıyor bu son dönemlerde, bebeğin gelmesine az kaldığını hissediyor :(

Bunun dışında yine faranjit olmuşum, doktor bir hap verdi pek fayda olmadı, geceleri uykusuz öksürüklü ve gündüz de kırık bir vücutla yıkılmadan ayakta durmaya çalışıyorum.

Ve tabi mide yanması. Doktorun verdiği ilaca rağmen (ki onun etkisi birkaç saat) gün içinde ve geceler boyu midem yanıyor. Dün gece bu yüzden neredeyse hiç uyumadım kendimi ejderha gibi hissediyorum ve arrrrgh diye bağırmak istiyorum. Gece çok zorlandığımdan bu gün doğru dürüst birşey yemedim ayrıca şu an çok açım.

Ağrılar, yürüyememeler falan onlar da var tabi, artık normali nasıldı unuttum :( Kimi zamanlar resmen sürünüyorum yerlerde. Özellikle yerde oturmuşsam kalkmam çok güç oluyor.

Son iki gündür falan Nova'nın hareket sıklığı ve hareketlerinin şiddeti azaldı gibi hissettim ve çok endişelendim. Dün haftalık doktor kontrolümüzde nst ye bağlı kaldım bir saat boyunca, anormal bir durum ortaya çıkmadı. Muhtemelen daha büyüyüp yeri azaldığı için daha az hareket etmeye başlamış. Kafası sağ tarafımda ayakları sol tarafımda olduğu için karnım daima yamuk görünüyor, hele bazen öyle geriniyor ki sağ ve sol kısımlar arasında neredeyse bir el kadar yükselti farkı oluyor.

Artık hazırlık anlamında pek birşey yapmıyorum, günlük ev işlerinden yapabildiklerimi yapabilirsem ne ala. Hatta derin dondurucu yemeklerini bile tüketmeye başladık o derece :( Yine de kağıttan bazı süsler ve ismini yazan bir banner gibi şeyler yapmak istiyorum. Bu hafta yapıp bitirsem iyi olacak, ayrıca bana moral verecek onları yapmak.

Sevgiler

6 Ocak 2015 Salı

Novadünya'nın İsmi


Kardeşinin ismini kızım seçti, daha doğrusu diktatörlükle kabul ettirdi diyebiliriz. Bu ısrarını da uzun zaman sürdürünce biz de mecburen kabul ettik tabi :) Oğluşun ismi EREN olacak Allah nasip ederse.

Ben hep bebeklerin isimlerini kendileri seçtiğine inanırım ve bir şekilde bu isim ortaya çıkar. Kimi zaman anneye ilham olur, kimi zaman kitapta parmak o isme gider. Bizimkisi de bu sefer bana veya babasına değil de ablasına gönderdi ismini. Zira yaşadıklarımızın başka açıklamasını yapamıyorum. 

Buraya yazmıştım kaçıncı gebelik günlüğümdü bilmiyorum şimdi bakamayacağım (21-22. hafta civarıydı) , şeker kontrolü için doktorda beklerken çıktı bu isim. Ben geceden not aldığım isimleri eşime sırayla danışıyordum. O sırada kızım da kendi kendine başka bir şeyle meşguldü, konuşmamıza dahil olmuyordu ta ki ben ardarda sıraladığım 10 kadar isimden sonra Eren diyene kadar. Babası o zamana kadar tüm isimlere hayır demişti ve Eren'e de hayır dedi. Ama Dila birden oyunu bıraktı, silkindi ve Ereeen diye bağırdı. Hayır Eren olacak dedi. Bu andan sonra listemdeki diğer isimlere devam ettim ve hepsine hayır dedi o da. Eren olsunmuş.

Bu olaydan önce başka zamanlarda ona yine soruyorduk ancak o zamana kadar hepsine hayır demişti. Eren ismini ben de seviyordum ama eşim pek istemiyordu doğrusu, çünkü arkadaşının çocuğu da Erenmiş. Onun dışında, çevremizde tanıdığımız (ki o çocuğu ben ve kızım tanımıyoruz) hiç Eren yok ve kızım herhangi birinden bu ismi duymuş da değil. Sadece sevgili Tüten'in oğlu Aren'i tanıyor ki acaba Aren mi demek istiyor diye  defalarca sordum Aren değil Erenmiş (onun deyişiyle eyen).

Eşim bu seçimini pek ciddiye almadı ve yaklaşık 17-18 hafta boyunca biz hep sormaya devam ettik, başka isimler sorduk ve şaşırtma amaçlı telaffuzu Eren'e benzeyen isimleri de sorduk. Hiç birini ama hiç birini kabul etmei, her defasında sadece Eren olacak dedi ve bitti. Onu severken Eren napıyor diye sevdi bu süre boyunca.

Ben bu ismi seviyordum ama Hollandaca kelimeler içinde eren hecesi geçen veya bir iki harf ilavesiyle okunuşu buna benzeyen çok kelime var, acaba nasıl algılanır diye tereddütteydim. Sözlükten araştırdım ve bazı kişilere sordum, Hollandaca anlamı çok güzeldi ki eşimin yelkenleri suya indirmesinin sebebi budur, anlamı "too honor (onur)" demekmiş, ancak pek tabi ki onlar böyle sözcükleri isim olarak koymuyorlarmış, olsun biz koyacağız :)

Diğer yandan Hollandalılar için telaffuzu çok kolay ve anlaşılırmış, hiç yadırganmıyormuş, o zaman dedik tamam Eren olsun madem :) Böylece ablası sayesinde pek de zorlanmadan ismini bulmuş olduk Novacığımın.


Sadece Kar Yağınca mı?

Sadece Kar Yağınca mı?
İstanbul'da ve Türkiye'nin bir çok yerinde kar sevinci var bugün. Doğrusu fiziken Amsterdam'da olsam da, gerek instagram gerek diğer sosyal medya sebebiyle gündemim, zihnim hep Türkiyedeymiş gibi çalışıyor. 

Ne yazık ki Amsterdam'da geçen yıl olduğu gibi bu yıl da kar göremedik ve pıtrak vermeye başlayan ağaç ve çiçeklere bakılırsa bu kış bir daha göremeyeceğiz. Slovakya'da üç ay yerden kalkmayan karı çok özledim :( Dün eşime doğumdan sonra karlı bir yere bir iki günlük ziyaret yapmak istediğimi söyledim, umarım gidebiliriz.

Kar yağınca insan bir yanda kar sevincini, bir yanda ise soğukta zor durumda kalanların üzüntüsünü duyumsuyor. Bazı kişilerde biri diğerine baskın geliyor, diğerini reddediyor. Özellikle karda açıkta kalan insanları düşününce, kar yağışına sevinenleri yerme eğilimi doğabiliyor. Ben ise ikisine de eşit duyarlılık gösterilmesi taraftarıyım.

Aslında sokaktaki (veya muhtaç durumdaki) insanlar ve canlılar sadece kar yağdığında müşkül durumda değiller. Onlar hep yardıma muhtaçlar ve biliyoruz ki kar, hava sıcaklığı ortalama 0 derece olduğunda yağıyor. Bundan çok daha düşük sıcaklıklarda ( -10,-15 mesela )hava daha soğuktur ama kar yağmaz. Ne yazık ki sadece kar yapdığında anımsanıyor bu kişiler, oysa kardan daha soğuk ayaz geceler var :(

Diğer yandan çok değil bundan 20 sene önce falan ülkemizde mevsimler normal seyrinde çalışıyordu. Şimdi yazlar çok sıcak, kışlar ılıman olmaya başladı. Kar yağdığında bu yüzden seviniyorum ki bir umut yine mevsimler normale dönsün, dünyanın dengesi bozulmasın. Ayrıca nasıl güneşin verdiği bir keyif varsa, karın da bir hazzı var. Dolayısıyla kar yağdı diye suçluluk hissetmek gereksiz.

Şimdi yapmanız gereken, elinizden geldiğince muhtaç insanlara ve hayvanlara yardım etmek, sonra da karın keyfini çıkarmak olmalı. Benim için de bir kartopu yapmayı unutmayın :)

Sevgiler