30 Kasım 2012 Cuma

İki Blogger Teması: Eğlenceli Pastalar ve Turkuaz Eşarp

01:05:00 1 Comments

Blog tasarlama özlemimle ortaya çıkan ilk tasarımlar. İlki Eğlenceli Pastalar ki pastalara yakışır derecede  neşeli cıvıl cıvıl bir tasarım oldu. Bu temada farklı olarak yazı başlığının yanında tarih bilgisiyle tümleşik şekilde bir resim kullandım. Resmi ayarlamak zor oldu ama sonunda başardım.


İkincisi ise, adı sebebiyle turkuaz ağırlıklı çalıştığım bir blog Turkuaz Eşarp. Didem ile daha önceden başka bir blog tasarımı sebebiyle tanışıyorduk. Bu tasarımda da sade ve şık unsurlar kullanmaya gayret ettim. Ve farklı olarak tarih bilgisi dışarı taşmış şekilde bir tasarım hazırladım. Üstte yer alan ikonlar ise bloggerdan çok wp teması havası kattı.

Yakında üç tema daha bitmek üzere. Bir süredir ara vermek zorunda kalınca iletişim kuramadığım tema talepleri için geri dönüş yapamadım zaman aşımına uğramıştır diye. Eğer o kişilerden biriyseniz, hala tema istiyorsanız gecedesign@gmail.com adresine mesaj atabilirsiniz.

29 Kasım 2012 Perşembe

0-18 kg Oto Koltuğu

12:55:00 1 Comments
Bir önceki yazımda çift yönlü bebek arabalarını yazdım ve çift yönlü bebek arabası alırsanız oto koltuğunun arabaya takılabilen bir model olması şart değil. Çünkü zaten size bakan şekilde taşıyabiliyorsunuz.

Aralık ayı ortalarında Türkiye'ye geleceğiz ve orada kullanmak için oto koltuğu almamız gerekiyor. İntenetten ikinci el oto koltuklarına bakıyordum ama Hepsi Burada sitesinde çok bilinen ünlü markalardan başka fazla duyulmamış markaların da sıfırlarının ikici el fiyatına satıldığını gördüm. Bunlardan biri (Comfy Secura) ise çok hoşuma gitti, almaya karar verdim (henüz almadık bu hafta sonu alacağız, aralık ayında da kullanma şansımız olacak)


Biz 4 aya kadar 0-13 kg lık oto koltuğu kullandık. 4. ayda dar gelmeye başladı ve Pierre Cardin'in 0-18 kg lık modelini aldık (yalnız bir açıdan farklı 25kg a kadar kullanılıyormuş fakat şüpheliyim o kadar kullanabileceğimizden). Bu koltuk (0-18 kg lık olanların neredeyse hepsi böyle) bebek doğduğundan itibaren kullanılabilir dense de en yatık hali bile çok dik, dolayısıyla yeni doğan bebek için aslında uygun değil. Fakat yukardaki resimdeki koltuk yatık halde gayet iyi gözüküyor. Yani bizim Pierre Cardin bu kadar yatmıyor. Bu yüzden yenidoğan zamanlarından itibaren bu koltuk rahatça kullanılabileceğini düşünüyorum. Malesef uzun yolculuklarda kızım arabada uyurken koltuğumuz bu kadar yatık olmadığı için dik şekilde uyumak zorunda kalıyor. İstanbul'da bu koltukla daha rahat edeceğimizi umuyorum. Yorumlar da genelde iyi. Fiyatı ise çok iyi.

Eğer çift yönlü bir bebek arabası alırsanız, oto koltuğunun bebek arabasına monte edilmesi gereksiz. Dolayısıyla bir bebek arabası bir de böyle bir oto koltuğu yeterli olacaktır.

Ha bu arada 0-13g lık oto koltuğunu alıp ana kucağı gibi evde de kullanırım diye düşünüyorsanız -ki bende öyle düşünüyordum- pek mümkün olmuyor bu. Oto koltukları genelde çok çukur oluyor (ayrıca kitapçıklarında 1 saatten fazla tutmayın diyor, tabi absürd br durum bu ) bebekler esnemek istiyor. Ben de ilk 4 ay normal bir ana kucağı (hani şu oyuncaklı titreşen vs) falan almadım ama sonra almadığıma çok pişman oldum. Daha sonra aldım ama en işe yarayacak zamanında almamışım. Yani eve kesinlikle bir ana kucağı şart, doğduğundan beri bebeği koyarsanız alışıyor ve gündüz uyutma konusunda çok yardımcı oluyorlar.

28 Kasım 2012 Çarşamba

Çift Yönlü Bebek Arabaları

23:54:00 12 Comments
Daha önce yazmıştım bebek arabamızı, portbebe, oto koltuğu ve normal koltuklu üçü bir arada kullanılabilen Hauck Malibu travel sistem bebek arabası. Portbebe ile 2 ay, oto koltuğu ile 4 ay kullandık. Sonra normal koltuklu haline geçtik. Bebek arabamızdan bir çok açıdan memnun olsam da, normal koltuklu halde iken dışa dönük oluyordu ve bu durum özellikle havalar soğumaya başladığında benim için çok zor olmaya başladı. Şapkası mı döndü, bir yamukluk mu var durup durup bakmak zorunda kalıyordum.

Burda (slovakya) bebek arabaları çok fazla yaygın ve insanlar oldukça önem veriyorlar bu mevzuya. Çeşit çeşit bebek arabaları var ve çoğunlukla kocaman tekerlekli arabaları ve yine 3 lü setleri tercih ediyorlar. Yerel markalar, Çek cumhuriyeti ve Polonya'ya ait markalar oldukça yaygın. Amerikan modelleri pek görülmez ama diğer Avrupa ülkelerinin modelleri de kullanılıyor.

Bebek arabasıyla dolaşmaya çıktığımızda başkalarının arabalarına bakmaktan helak oluyordum. Öyle güzel arabalar var ki (tabi anneleri de fıstık gibi), bebeğini kendine doğru oturtmuş salına salına gezerken, ben iki dakkada bir şapkası kaymış diye zırlayan bebeyi düzeltmeye çalışmaktan, mızıldama stresinden kan ter içinde kalmış, oram buram kaymış halde olmaktan gayet huzursuzdum :S Bir de o arabalar bir farklıydı saki. Duruşu daha bir havalıydı, sanki yerden daha yüksekteydi oturma bölümü. Ayrıca burda bebek arabaları sadece arabadan ibaret değil, aksesuarlara da çok meraklılar. Özel tasarlanmış renkli ve desenli sırt yastıkları, soğuktan koruyucu tulum gibi bişey (slovakçası nanoznik), oyuncakları, sürücünün elleri üşümesin diye tutma yerine monte edilmiş el koruyucu tüylü bişeyler... Bizim arabamız ise altına koyduğum alt açma süngeri, üstüne örttüğüm her yerden fırlamış battaniye ile pek bir çingene havasında kalıyordu :) Bknz aşağıdaki resim



En sonunda eşim madem istiyorsun alalım bir tane, ama fiyatını blog yaparak çıkaracaksın dedi ve ben de azmettim kızım için bir araba almaya karar verdim ( parası da tamamlanmaya yaklaştı :p).

Araştırmaya başlayınca bir dünya model çıktı karşıma. Çift yönlü bebek arabalarının sadece kolu öne arkaya çevirerek mümkün olduğunu sanıyordum ama meğer koltuğu çıkıp aynı iki yöne de oto koltuğu gibi kliklenen modeller varmış ve benim imrenerek baktıklarım onlarmış. (Tamam biraz geç kalmış olabilirim bunu anlamakta).  Bu yazıda sadece koltuğu çıkıp çift yönlü olabilen modellere değindim.

İlk önce Mamas and Papas'ta idi gönlüm. Özellikle aşağıdaki modelinde Sola. Gördüğünüz üzere koltuk biraz daha yüksek gibi. Koltuk yatay duruma da geliyor ve her iki yöne çıkarıp takılabiliyor. Fakat bu modelin fiyatı biraz pahalı geldi (450 euro civarıydı). Biraz önce yazıya görsel ararken e-bebekte 899 dan 699 a indiğini gördüm bu modelin.


Sonra Quinny Zap Xtra'ya gitti aklım (aşağıdaki resim). Hem minicik tekerlekleri vardı çok hafifti, hem de koltuğu iki yöne dönüyordu. Fakat bir gece yorumları okumak aklıma geldi. Çoğu kişi koltuğu takılı haldeyken katlanmadığından şikayet etmiş. Aynı oto koltuğu gibi koltuğu çıkaracaksın, iskeleti katlayacaksın. E peki o koca koltuk (oto koltuğundan daha büyük) ne olacak ayrı sorun vazgeçtim. Fiyatı da 235 euro civarıydı. Sonradan Quinny'nin kendi web sitelerinde yeni haber olarak bu modelin son çıkan 2013 modellerinin koltukla katlanabildiği ilan edildiğini gördüm ama vazgeçmiştim.



Sonra araştırmalarıma devam ederken Jane'in Muum modeliyle karşılaştım (video). Burda Jane oldukça yaygın kullanılıyor. Bu model şahaneydi, hem istediğim gibi koltuk çift yöne dönüyordu hem de koltukla beraber katlanıyor, gayet ufak oluyordu.




Kararımı vermiştim bunu alacaktım ama fiyat araştırması yapmalıydım daha ucuzunu bulmak için. Bunun fiyatı (oto koltuğu hariç) 300 euro civarıydı, hala çok pahalıydı içim de elvermiyordu.

Sonra fiyat araştırması yaparken nasıl oldu hatırlamıyorum Graco Evo modeline rastladım.Bu model de yine çift yönlü olabiliyor ve koltukla katlanabiliyordu, fiyatı da Muum'a göre 100 euro daha ucuzdu :) Özelliklerine bakınca yine oldukça hafif iskelete (6,5 kg) sahipti, arka tekerlekleri büyüktü ama daha iyi sürüş sağlayacaktı (burda herkes büyük alıyor ya) bu modele karar verdim.Ve tabi artık neredeyse belli bir fiyatın üzerindeki tüm arabalarda olduğu gibi tek elle açılıp kapanma özelliği de var.



Aynı resimdeki gibi kırmızı, nanozniki de var bir de yağmurluğu içeriyor. Ayrıca kızıma bir de arabasına asmak için oyuncak hediye ettiler, gayet uygun oldu.

Tabi bakınca 200 euro aslında pek de ucuz değil, özellikle ikinci arabayı alıyorsanız. Fakat bu özellikte bulabildiğim en ucuz bebek arabası bu idi. Sürüşü ise süpermiş. Baston bebek arabası kullanan ablam, yazın Hauck arabamıza ferrari gibi diyordu, bu ondan da iyi jet gibi :) Sepeti ise çok daha büyük. Koltuğunun çıkarıp takılması ise çok kolay, kızım arabada iken kolayca çıkarıp döndürebiliyorum. Dila da test etti onayladı :)

Koltuksuz kaltlandığında, koltukla katlanmasına göre daha az yer kaplıyor ama bizim 3 kapılı arabamızın bagajına bile sığıyor. Sadece koltukla katlanırken önce koltuğu dışa dönük yapmak gerekiyor, içe dönük halde iken katlanmıyor. Ancak bu çok elzem değil kolayca döndürüyorsunuz koltuğu.


Koltuğu çıkarıp da çift yöne takılabilen arabaların hepsi oto koltuğu ile de kullanılabiliyor. Keşke önceden bilseymişim de tek böyle bir araba ve oto koltuğu alsaymışım diyorum. Gerçi çift yön kullanınca oto koltuğunu arabadan hiç çıkarmazdım, ne uğraşıcam onunla her seferinde, dolayısıyla uyumlu bir marka oto koltuğu olmasa da olurdu.

Yalnız bir konuda eski arabamı daha iyi buldum. Burdaki doğum yapmış arkadaşım yine böyle çift yönlü bebek arabası ve oto koltuğu aldı. Türkiye'ye gidecekleri zaman arabada da kullanmak için oto koltuğunu takıp götürecekler ve normal koltuğu bırakacaklar (oldukça büyük çünkü, onların model daha da farklı). Biz Türkiye'ye hauck ile giderken ikisini de götürmüştük zira normal koltuk takılı iken üzerine oto koltuğu da monte ediliyordu. Uzun seyahatlerde bebek, oto koltuğunda iki büklüm durmaktan sıkılabiliyor ve normal koltuğunda düz yatırabiliyorduk. Bu tip modellerde iki koltuğu ayrıca taşımak zor böyle de bir dezavantajı var.

Benim aldığım yerin internet adresini vereyim. Bu modeller sportove kociky (sportif bebek arabası) diye geçiyor. Şu link bu özellikteki markaları listeliyor. Hangi markalar var diye topluca bakmanıza yardımcı olabilir.

26 Kasım 2012 Pazartesi

23 Kasım 2012 Cuma

8. Ay ♥

16:03:00 8 Comments
Kusmalarının tavan yaptığı 3. aydan sonra ilk defa bu kadar zorlandığım bir ay oldu bu ay. Nedeni belki bir ayda çıkardığın 4 diş, belki de sürekli ayakta durmak istemen kestiremiyorum şuan. Bir de boynundan göğüs hizana kadar alerji gibi kızarıklıklar doldu ve sen sürekli elinle kaşımak istiyordun, kim bilir seni ne kadar huzursuz ediyordu.

Fakat tüm mızmızlıklarına rağmen -ki kendimden çok seni düşünüyor ve iyi hissetmeni istiyorum- bu ay o kadar çok şey oldu ki deftere not almasam hatırlamayabilirim. Çok çabuk öğreniyorsun ve her geçen gün yepyeni şeyler yapıyorsun. Artık hızına yetişemiyorum. Bazen akşam baban işten gelince soruyor ne yaptınız bugün diye. Ben de anlatmaya başlıyorum ama birden duraksıyorum, yaptığımız şey sabah mıydı yoksa dün müydü diye. Çünkü üzerine o kadar çok yeni şey yaşıyoruz ki, çok zaman önce olmuş gibi geliyor.

Bu ayın başında yaşıtların emekliyor sen emeklemiyorsun diye kafama taktım ve emeklemeyi öğretmeye karar verdim. Önce youtube dan emekleyen bebek videoları seyrettirdim sana. Sonra da uygulamalı gösterdim bol bol :) Her gün egzersiz yaptırıyordum ama farkettim ki seni emeklemekten alıkoyan fiziksel yetersizlik değil (nitekim ayakta durma yürüme, kendini kaldırma gibi şeyler yapıyorsun) cesaretsizlik olduğunu anladım. Bir hamle yapmadan önce öyle temkinlisin öyle düşünüyorsun ki, sabırsız annen buna dayanamıyordu malesef. Fakat sonra anımsadım. Yeni doğduğunda da hafifçe başıma çarpsan (gaz çıkarırken falan) veya biraz hızlıca yatağına bıraksak ağlardın. Çok narinsin. Belki de karnımda kordona dolandığın zamanlara dayanıyor bu temkinli hallerin. Belki de o zamanlar hareket etmek isteyip de edememek seni böyle sınırladı.

Bunu farkedince seni cesaretlendirmeye karar verdim. En ufak hamlende alkışlar, oleyler bir gürültü bir şenlik havası estiriyorum. Öyle seviniyorsun ki sen de çığlıklar atıyorsun sevinçten. İşte ondan sonra daha atak olmaya başladın. Farketmesen de artık popo üstü ilerliyor, karın üstü yatarken geri geri kayıyorsun.

Ancak en büyük gelişme tutunup kalkma konusunda oldu. Beşiğine yapıştık adeta. Genelde ayakların ve ellerin uygun pozisyonda ise kendin kalkıyorsun ama bazen de bacağın ters kalmış oluyor ben yardım ediyorum. Beşiğin kenarında ayakta iken neler yapmadık ki. Önce yan tarafına asılı cepli organizeri boşaltma çabaları, sonra duvarları tırmalama, dönence ve cibinlik sopasını yakalama ardından şimdi kendini geriye atıp sörf yapar gibi durmalar. Bir elin de hep boş olsun onu bunu keşfetsin istiyorsun. Kalçan bir ileri bir geri sallanırken seni tutmaya çalışmaktan şekilden şekile girer oldum. Tabi bu sırada birkaç ufak kaza da yaşadık. Malesef bir kere de yataktan düştün ve ben hemen yan odada olmama rağmen güm sesini duyduğum andan yanına varana kadar geçen iki saniye hayatımda yaşadığım en uzun süreydi. On adımlık mesafe öyle uzun geldi ki zemin ayaklarımın altından geri geri kayıyor gibi hissettim.

Ek gıdaya iyice alıştık sayılır, bunu ayrı bir yazıda uzun uzun yazacağım. Genelde kendin yeme konusunda çok heveslisin. Hatta bazı yemekleri kendin yemene izin veriyorum makarna gibi. Eğer yemek yerken eline meşgul olacak birşey vermezsem ellerini yemeğe daldırmadan tutabilmem imkansız oluyor. Bu yüzden şimdilik en iyi kurtarıcımız, bir kaseye konmuş kırmızı mercimekler. Artık evin her yerinden kırmızı mercimek çıkıyor ama olsun :)

Bu ay kontrolümüz yok, kilonu ve boyunu bilmiyoruz bu yüzden. Kıyafetlerin küçülmesinden anlıyorum büyüdüğünü. Birkaç kıyafetini +12 ay aldım. Gerçi skinny modellerdi ama olsun. Şu an bir kez bileği ve paçanı katladığımda oluyor.

Bir de yeni bir bebek arabası aldık sana. Şimdilik hepimiz memnunuz. Bir aksilik çıkmazsa bir dahaki ay dönümünde Türkiye'de olacağız. Öncesinden birkaç günlük Hollanda-Amsterdam gezimiz olacak hep beraber. İşte araba orda işimize yarayacak diye umuyorum.

Yazacak çok şey var ama yazı daha fazla uzamadan kessem iyi olacak. Zaten kafamı da toparlayamıyorum, defterimize göz atmam lazım. Şimdi içerde uyuyorsun ve ben yanına gideceğim hemen. Çünkü doğduğundan beri yarım saat olan gündüz uykularının ben yanında olduğumda uzadığını farkettim. Bir tek uyurken başka işler ile meşgul oluyordum ama senin uykunu alman daha önemli. Bu yüzden ben de sen uyurken yanında oturup, seni seyrederek örgü örüyorum.

21 Kasım 2012 Çarşamba

6 dişli bir fare

14:52:00 6 Comments
Bugün itibariyle (8 ay dolmasına 2 gün kala) 6.dişimiz de çıktı ve altta iki üstte dört kesici dişi tamamladık. İlk iki diş 5 ay 5 günlük ve 5 ay 16 günlük iken çıktı. Sonra bir ay hiç çıkmadı ama 7 ay 2 günlükten itibaren bu güne kadar tüm dişler sırayla çıktı. Artık diş konusunda tecrübeli bir anne olarak deneyimlerimi paylaşabilirim. Ama önce bizim diş çıkarma sıramız:
Resimde görüldüğü gibi çok komik bir sırada çıktı. Şuan 1, 2 ve 3 nolu dişler oldukça büyük. 3. diş yanda olduğu için çok komik duruyor:)

  • İlk dişlerinin kaşımaya 2 aylıkken başladı. Bu kaşınma su akıtma dönemi yaklaşık 3 ay sürdü. Gözlemlediğim o ki bir çok bebekte bu kadar sürüyor. Yaklaşık 1,5 aydır yan dişleri kaşıyor. Herhalde onlar da 2 ay sonra çıkabilir.
  • İlk dişte 38 in üzeerinde ateş oldu. Normalde diş ateşi 38 i geçmez derler ama bizde uymadı. Üstelik ateş diş patladıktan sonra oldu ve 3 gün boyunca gece gündüz devam etti.
  • Bu ilk dişin ateşi sadece kafasında idi. Boynundan aşağısı normal sıcaklıkta kaldı. 
  • Diğer dişler çıkarken bu kadar çok ateş olmadı fakat başı yine sıcak oluyordu. Bu zamanlarda diş geleceğini anlıyordum. Bu sefer öncesinde ateş oluyordu.
  • Üst dişler çıkmadan önce hepsi balon gibi şişmişti. Dokunmama izin vermiyordu. Bu balon şişliği birkaç hafta sürdü ondan sonra diş çıkmaya başladı. Hepsi birden şiştiği için sırayla yakın zamanlarda çıkacağını anladım.
  • Daha sonra bu şişlikler indi ama damağı bembeyazdı. Öyle ki derisinin içinde dişleri görebiliyordum, sadece dişin çıktığı yarık oluşmamıştı diş etlerinde.
  • Dişlerini kaşıma amacıyla bir çok şey verdim, ekmek kabuğu, pırasa, elma, havuç vs. Sonra internetten silikon uçlu diş fırçalarından haberdar oldum ve burda böyle birşey bulup aldık ve memnun kaldık.


20 Kasım 2012 Salı

Biri Bana Bunun Normal Olduğunu Söylesin

10:49:00 38 Comments
Bir haftadır düzenimiz altüst oldu. Gece uykuları aynı sayılır ama gündüz uykularımız felaket. Daha doğrusu eskisi gibi kolay uykuya dalamıyor. Bir saat kadar yatakta boğuşuyoruz, ne ayağımda sallanmak istiyor ne pışpışlanmak. Yüz kere beşiğin kenarlarına tutunup kalmak istiyor, kalkıp duruyor sonra yatırmaya çalışıyorum yok daha uykusu gelmemiş.

 Yatağa uykusu gelmeden geçmiyoruz ama uykusu da var. Mız mız mır mır söyleniyor. Uyku alametlerini gösteriyor ama uyumaya direniyor. Şanslıysak emerken mayışıp sonra hemen dalıyor. Bazen de emince yeniden enerji doluyor haydi sil baştan.

 Bir saat hatta bazen iki saat uyutmaya çalışmanın ardından yarım saat uyuyor. Nadiren de olsa 1 saati buluyor uykusu. Bu huzuruzluğu belki dişlerinden bir haftada iki tane üst diş çıktı. 4. ve 5. dişler tamam 6. dişi de görüyorum ha çıktı ha çıkacak ama daha patlamadı.

İşte bu sürede bana olanlar oluyor. İçim daralıyor, baygınlık geçirecek gibi oluyorum. Bağıramıyorum da içime atıyorum her şeyi. Gözlerimden yaşlar süzülürken göz teması kurmamaya çalışıyorum kızımla. Biliyorum bakınca hemen yumuşayacağım ama hislerimi sindirmem lazım. Birkaç dakika dalıyorum, derin nefes alıyorum fakat böyle hissettiğim için müthiş suçluluk duyuyorum.

Onu çok seviyorum ama neredeyse 8 aydır hiç kendime zaman ayırmadan 24 saat bebeğimle ilgilenmekten yorulduğumu hissediyorum bu günlerde. Keşke biraz da olsa bırakabileceğim biri olsaydı. Biliyorum çok özlerdim ayrı kalamıyorum ondan ama bu günlerde tek düşünebildiğim bu :(

19 Kasım 2012 Pazartesi

Buharlı Mop

15:41:00 11 Comments

Çok önceden duymuştum buharlı temizleyicileri. Kızım aktifleşmeye başlayıp da her şeyi ağzına götürdüğü ve emekleme çağı geldiğinde almaya karar verdim. Ancak burada tam yerleşik hayata geçemediğimiz için (yeni şeyler alırken hep tereddüt içinde kalıyorum) mümkün olan en ucuz seçeneği almalıydım.

3 ay önce araştırmalara başladım. Türkiye'de Beko ve Arçelik'in buharlı temizleyicisine benzer ürünler burda yok. Alman markası Kärcher'in elektrik süpürgesine benzeyen buharlı temizleyicileri ise çok iyi ama benim için pahalıydı. Tv'den satış yapan H2O mop ise istediğim ürüne benziyordu. Fakat o da ucuz değildi (99euro) bazı sitelerde yarı fiyatına satılanları vardı ama forumlara bakılırsa ucuz satılanlar taklit olup hemen kırılıyordu.

Böyle olunca gönül ne kadar istese de almaktan vazgeçmiştim. Bir ay kadar önce bir gün Tesco'da kendi markasıyla üretilmiş bu moplardan satıldığını ve %30 indirim yapıldığını gördüm. Normalde daha önce böyle bir ürünü yoktu elektronik bölümünde. Yeni üretmiş olmalılar ve fiyatı 29 euro idi. Ucuz ama eğer bozuk vs çıkarsa en azından markete iade edebilirdim. İnternetten satın almaya göre daha güvenliydi yani. Ve aldım.

O gün bu gündür kullanıyorum ve memnunum. 

Buharlı temizleyiciler yüksek ısıda (140-150 derece) buhar saldığı için yerdeki tüm mikropları öldürüyor. Bu yüzden içim oldukça rahat oluyor silince. Ayrıca derz aralarını falan da temizliyormuş, banyoda başarılı oldum ama mutfakta hala memnun olamadığım yerler var. Bir kere küvete tuttum buharı. Sararmış yerler bembeyaz oldu.

Su haznesinin içine sadece su koymak yetiyor. Bazı kişiler kokulu olsun diye birkaç damla çamaşır suyu ya da kokulu temizleyicilerden koyuyormuş. Ben pek yapmadım. Kokusuz mis gibi temizlediği için özellikle alerjisi olanlar için ideal. Ve tabi oldukça ekonomik çünkü deterjana para vermiyorsunuz. Benim aldığım mopun iki adet mikrofiber bezi var. Evi komple sildiğimde ikisini de kullanıyorum. Bir süre sonra bez ıslanınca daha sulu bırakıyor yerleri. O zaman kuru olanı takıyorum ve o da bir süre ıslak bırakmadan silebiliyor.

Ancak malesef yerdeki çeri çöpü toplamıyor. Öncesinde elektrik süpürgesiyle süpürmek lazım. Fakat kısa sürede ve yorulmadan tüm evi sildiğimden (10-15 dakka) o kadar külfetli gelmiyor. Temizlik bittikten sonra ise içim ferahlıyor doğrusu.


10 Kasım 2012 Cumartesi

Kızıma Not

12:28:00 3 Comments
Canım kızım,

Bundan çok uzun yıllar önce ülkemizi düşmanlar sarmış, halka zulüm etmeye başlamış. Padişah da korkup kaçmış. İşte bu sırada kimse bu dev düşmana karşı çıkacak cesareti gösterememiş. Kendini her alim sanan, canını kurtarma derdindeymiş. Kimsenin çocukları ve diğer insanları düşündüğü yokmuş. Fakat Atatürk dayanamamış ve harekete geçmiş, gece gündüz demeden çalışmış, savaşmış hatta bu yüzden hasta olmuş ama tüm düşmanları kovmayı başarmış. Bunun için öyle uzun yıllar çabalamış ki, düşmanlar gittikten sonra bile yeter ben dinleneyim dememiş, halk daha iyi koşullarda yaşasın diye Cumhuriyeti kurmuş, devrimler yapmış, fabrikalar açmış...

O zamanda Atatürk'ün kurtardığı insanlar onu öyle çok sevmişler ki, öldüğü zaman çok ama çok üzülmüşler. Ancak Atatürk ölmeden önce onlara, üzülmeyin, beni mutlu etmek istiyorsanız çok çalışıp ilerleyin demiş.

Biz Atatürk'ü çok seviyoruz kızım. Ona her zaman teşekkür ediyoruz. Sen de onu çok sev, baban kadar sev. Çünkü onun yaptığı fedakarlıklar, anne babanın çocuğuna yaptığı fedakarlık kadar çok ve malesef artık kimse kimseye bu kadar fedakarlık yapmıyor.


6 Kasım 2012 Salı

Biraz İç Dökmece

22:24:00 21 Comments
Yaklaşık bir ay önce buradaki arkadaşım doğum yaptı. Benden başka Slovakya'da doğum yapan bildiğim tek kişi olduğu için haliyle karşılaştırma yapma imkanım oldu. Ve tabi ben bolca doğum zamanlarımı hatırladım, kah hüzünlendim kah sevincimi anımsadım.

Blogu takip edenler bilir, malesef doğumda yanımıza kimse gelememişti, eşimle yalnız tecrübe edecektik ve ettik bu süreci. Ayrıca 5 günü, hastanede refakatçı olmadan, eşimi bile görmeden, kızım çoğunlukla bebek odasında, neredeyse hiç ingilizce bilmeyen personel ile zar zor anlaşarak geçirmiştim. Şimdi düşünüce nasıl dayandım, nasıl baş ettim aklım almıyor. Tek bildiğim eşim hem beni hem kızımı merak ederken güçlü olmam gerektiğimdi, çok güçlü olmaya çalıştım.

Arkadaşımın durumu ise benden tamamen farklı gelişti, hem annesi hem kayınvalidesi, kayınpederi geldiler 3 ay yalnız kalmayacak. Doğum yaptığı hastane başka bir hastane ve onda özel oda tuttular ve yanında sürekli annesi ve bebeği vardı. Evet böylesi de olabiliyormuş, hiç bilmiyordum keşke bilseydim ama iş işten geçti tabi.

Bu farklılığı gördükçe ruhum isyanlara başladı. Neden benim böyle oldu, neden en zor şartları yaşadım. Beni tanıyanlar her konuda sen güçlüsün üstesinden gelirsin derler hep ama güçlü olmayı ben tercih etmedim ki, hep mecbur bırakıldım.

Öyle ya da böyle yaşandı bitti, önemli olan sağlıklı olmamız, Allah'a çok şükür öyle fazla zorlanmadık, herşey yolunda gitti. Allah yardım etti herhalde, kızım da bizi çok yormadı.

Arkadaşımla doğumdan sonra görüşüp konuştuğumuzda fikrim değişti. Malesef benim sahip olmadığım imkanlara sahip olmasına rağmen, hastanesinden memnun kalmadı, bazı sıkıtılar yaşadı, doktorların ilgisizliğinden yakındı vs.

Elbette tecrübe ettiğimiz şeyler farklı, doğumdan sonraki sürece adapte olma konusunda aynı olamayız ama farkettim ki yalnız kalacağım diye olsa gerek, kendimi çok hazırlamışım birçok şeye. Bebek bakımına, süt meselesine vs. Yalnız olacağım diye gerçekten çok araştırdım, kafamda ölçüp biçtim, neyi nasıl yapacağımı planladım. Elbette öncesinde hazırlanmak diye bir şey anlamsız, bebek gelince kendi düzenini kuruyor ama demek istediğim o değil. Az çok sorunlarla karşılaştığımda alternatiflerin ne olabileceğine dair bir fikir oluşturmuşum. Yanımda deneyimli birileri olsaydı ben de kendimi bu kadar kasmazdım eminim ama şuan araştırma+yaşama sonucunda kendimi oldukça tecrübeli hissediyorum, özellikle ilk aylara dair :)

Türkiye'de olsaydım nasıl bir anne olduğumu kıyaslayacak kişiler olurdu çevremde ve yakınlarım da az çok yorumda bulunurlardı. Fakat burda kendi başıma didinip duruken, bebeğimin verdiğim emeklerin karşılığını alıp almadığını görmemi sağlayacak kimse olmayınca (elbette ki onun mutluluğu ve büyümesi dışında), başlangıçta benim için hüzün verici olan bu kıyaslama motive edici bir hale dönüştü. Farkettim ki az çok neyi nasıl yapacağımı öğrenmişim ve sorunlar karşısında nasıl yaklaşmam gerektiğine dair bir bilinç oluşturmuşum.

Böyle işte.

4 Kasım 2012 Pazar

Bebeğiniz Emmeyi Reddederse

11:01:00 5 Comments
Aklınızda bulunsun şu sebepler olabilir:

1) Bir yerlerde okumuştum, neresi diye sormayın hatırlamıyorum. Bebekler 4-8 ay arasında bir dönem (1 hafta-10 gün) memeyi reddederlermiş. Bunu bir çeşit güç gösterisi, kendini ispatlamaya çalışma, inat vs gibi sebeplerden ötürü yaparlarmış. Bu aylar arasında emzirmeyi bırakan annelerin bir çoğu bu dönemin mağlupları oluyormuş. Biz de böyle bir dönem yaşadık. Neyse ki ben bu olasılıktan daha önce haberdar olmuştum. Bu dönemde sütümü sağıp biberonla verdim, gece farkında olmadan emzirdim falan bitti. Şimdi hala çok şükür emiyor (şuan neredeyse 7,5 aylık)

2) Meme ters geliyor olabilir. Ablam uyarmıştı, bazen memelerden birini reddediyorlar diye. O tarafa dönmek mi istemiyor nedir bilmem, ısrarla almıyorlar. Bu sorunu da dönemsel olarak hala yaşıyoruz. Ben her emzirmede farklı bir memeyi verdiğim için, sol tarafa sıra geldiğinde almıyor, kafasını ittiriyordu. Ben de aç olmadığını düşünüyordum ki acıkmayınca almaz benim kızım. Sonra ablam dedi bir de öbürünü ver bakalım ve bingo, meğer açmış. Acaba sol memedeki süt acı, tadı kötü vs falan mı diye de düşündüm ama hayır o da değil çünkü akrobatik hareketlerle sağ memeyi emer pozisyonda onu tutarken solu verdiğimde emiyor. Demek ki o yöne dönmek istemiyor. Şimdi emmeyi reddettiğinde her iki memeyi de sırayla deniyorum, aç değilse gerçekten emmiyor ama genelde inadının tutmasından kaynaklanıyor bu tavırları :)

Sizin de dikkat edin bakalım öyle mi?

3 Kasım 2012 Cumartesi

Son Günlerde

12:19:00 8 Comments
Bir süredir yazmadım, fırsat bulamamaktan değil de sanki kafamda hep belli bir konuda yazmam gerektiği şeklinde bir düşünceye saplanmışım. Son zamanlarda hep öyle yazmışım çünkü. Sonra aklıma geldi ben önceden ne var ne yok arada yazardım, neden yine yazmıyorum. Aldım kalemi (pardon klavyeyi ) elime yazıyorum.

Kızım büyüyor, günler çok çabuk geçiyor. Öyle eğleniyoruz ki beraber bugün yine konuştuk Cem'le. Önceki hayatımızı hiç hatırlamıyoruz, hatırladıklarımız da ne kadar boş geliyor bize. Tek sıkıntımız dişler. Öyle sinirlendiriyor ki Helo'yu çığlık atmayı öğrendi. Bir süredir kızınca basıyor çığlığı. Mama sandalyesinde fazla mı kaldı, bir çığlık. Doydu yemek istemiyor, uyumak istemiyor mu bir çığlık. Pek karışmıyorum, bağırsın stresini atsın ama Türkiye'de olsaydım kesin insanların "aman ne biçim yetiştirmiş" bakışlarına ve sözlerine maruz kalırdım eminim. Bu da bir dönem geçecek elbet.

Hava çok soğudu burda. Hatta kar yağdı hafta sonuydu galiba. Şimdi biraz daha ısındı ama 10 dereceden az hala. Bu hafta sonu 15'e çıkacakmış, merakla bekliyoruz. Gerçi bizim gezmemize engel değil. Genelde yağışlı olmadığı sürece soğuk da olsa çıkıyoruz dışarı.

Cem Pembe Panter'in müziklerinin hastasıdır. Helo'yla Pembe Panter izliyorlar resimde. Kızım genelde hiç bir çizgi filme ilgi göstermiyor ama onu sevdi. Tv ve diğer şeyleri izlettirme konusunda çok dikkat ediyoruz merak etmeyin. Zaten bizim evde yıllardır tv yok, taşındığımız evde tv var ama yayını yok almadık. Sadece usb ile film seyrediyoruz.
Buralara kış geldi ya, kızımın tüm şapkaları küçük kalmış, yenisini alıcam H&M ye C&A ya falan bakıyorum yok en çirkin modeller ve erkek şapkaları kalmış. Burada analar ve kızlar çok süslü tüm mağazalardaki stokları tüketmişler. Sonra nihayet bir yerde beğendiğim bir şapka buldum. Burda avm.lerde açık stand gibi dükkanlarda bebek şapkaları satıyorlar, ordan bir tane aldık. Ha avm demişken burda avm otoparkları hafta içi 3 saat ve hafta sonları da tüm gün ücretsiz oluyor. (Ayrıca cadde aralarında buluna özel otoparklar da hafta sonu ücretsiz) TR'de hafta sonu otoparkta yer bulamazdık burda hafta sonu kimse avm ye gitmiyor. Herkes doğada oluyor.

Geçenlerde kızıma yeni kitaplar, puzzle şeklinde ahşap oyuncak ve parmak boyası aldık. Parmak boyası ile ilk sanatsal çalışmamız aşağıda. Pek ilgisini çekmedi ama elini ayağını damgalıcam ondan aldım.

Biz artık ek gıdada epey yol katettik. Genelde yemeklerimiz ortak oluyor. Daha doğrusu ben onun yiyebileceği yemekleri, çorbaları fazla yapıyorum bize de bir yemek çeşidi çıkmış oluyor. Mesela aşağıda dün akşam yemeğinden bir kare, brokoli çorbası. Öyle nefis olmuştu ki Dila da çok sevdi. Siz brokoli çorbasını nasıl yapıyorsunuz. Benim tüm çorbalarda değişmez bazı malzemelerim var, soğan, patates, havuç ve yoğurt. Bunda da varlar. Bir küçük soğan, patates ve yarım havucu,5-6 sap brokoli ile az zeytinyağı ekleyip haşlıyorum. Sonra blenderdan geçirip, içine yoğurtla karıştırılmış un (genelde ona mayaladığım günlük yoğurttan kalan yoğurdu kullanıyorum) ilave edip kaynatıyorum. Nefis. Brokoli çorbasını bir de böyle deneyin.


Bu da dün akşamdan bir kare. Aslında bu yazıyı yazmaya akşam başladım ve tam şu anda kızımın uyuma şekli diyecektim ama olmadı :) Yatağmız bitişik yatıyoruz. Üstünü örtmüştüm ama sıcak olmuş herhalde ayaklarını çıkarmış. Bu günlerde beşiğin parmaklıklarına tutunup ayakta durmak istiyor sürekli. Kendini biraz çekiyor tutunup, tam kalkamıyor ama bizden yardım istiyor.

Geçen hafta üstten ilk diş çıktı, üçüncü dişimiz oldu bu. Diğerleri de çıksın diye bekliyoruz çok kaşınıyor çünkü. Bu yüzden biraz düzenimiz altüst oldu. Geceleri fazla uyanmazdı ve uyanık durmazdı şimdi kaç gecedir, gecenin tam ortasında 1-2 saat uyanık kalıyor, umarım tekrar düzelir.