28 Ağustos 2012 Salı

23 Ağustos 2012 Perşembe

5. Ay ♥

Belki de bu güne kadar en keyifli aydı bu ay. Her ay gözlediğimiz gelişmeler çok heyecan verici ama bu ay iletişim konusunda milat denebilecek dönüşüm yaşandı bence. Bu zamana kadar yine iletişim kuruyorduk elbette ancak bu daha çok tek taraflıydı, yani biz onun seslerinden ve vücut dilinden ne demek istediğini anlamaya çalışıyorduk. Anlıyorduk da. Fakat şimdi bu iletişim çift taraflı oldu. Konuşması, sesler çıkarması değil kastettiğim. Onu zaten yapıyordu. Şimdi yine konuşuyor ama bir şeyler ifade etmek için, bizim dikkatimizi çekmek için, istediği birşeyi almak için vs. Gün içinde ııı ıhh larla beni öyle bir yönlendiriyor ki istediği yere onu taşıyor ya da objeyi uzatıyorum, uykusu geldiğinde hiç öğretmediğim halde eee-eee diyor, şarkı söylerken o da benimle melodik inlemelerle eşlik ediyor, komiklik olsun diye kikirdiyor, beğendiği bir şeyi görünce kahkaha sesleri çıkarıyor. Bizim söylediklerimizi de anlamaya başladı. Atta ve bıcı bıcıyı biliyor, tut dediğimizde tutuyor, al dediğimizde alıyor. Bu yüzden günlerimiz çok daha keyifli geçiyor.

Tabi artık minik bir kaşif olduğu için beni yorgunluktan bayıltmıyor da değil. Evde dokunup keşfetmedik yer bırakmadık. Dışarda, yaprakları otları inceliyoruz. Neredeyse her şeyi tadıyoruz :) En çok plastik su şişeleri, ambalaj kağıtları gibi şeylere meraklı. Oyuncak koleksiyonumuz da günden güne artıyor. Sevdiği oyuncaklar var onları görünce sarılıyor, kitaplarımız ve kartlarımız var her gün kocaman gözlerle inceliyoruz. En son minik bir piyano aldık fakat tuşları biraz sertmiş elleriyle basması için. Hiç önemli değil elbette, hiç durmayan ayaklar ne güne duruyor, ayaklarımızla bir güzel çalıyoruz piyanoyu :)

Her gün gezmeye ve banyo yapmaya devam ediyoruz. İkisini de çok seviyor. Ay başından itibaren destekle oturabildiği için banyoda artık oturarak da yıkanıyoruz. Bir de yüzüstü yatırıyorum, küvetinde bulunan kaplumbağa çıkartmaları ile konuşuyor, ayaklarını çırpıyor balık gibi yüzüyor.

Gündüz uykularımız bir Türkiye'de iken daha uzun süreli idi ama buraya gelince tekrar yarım saate düştü. Günde 4-5 defa olmak üzere yarımşar saatlik uyuyor. Toplamda gece de iyi uyuduğu için yeterli miktarda uyumuş oluyor ama benim için çok zor oluyor, hiç bir iş yapamıyorum. Tabi bu düzen her gün aynı şekilde de işlemiyor, mesela dün neredeyse hiç uyumadı gündüz. Bazen de nadir de olsa yarım saatlik süreler 45 dakikaya uzayabiliyor. Genelde 2 saat aktiviteden sonra uykusu geliyor, kimi zaman 3 saat de oluyor bu. Günlerimiz böyle uyku-aktivite-beslenme şeklinde geçiyor.

Beslenmeye gelince, anne sütünü almaya devam ediyor hala aynı iştahla. Tabi arada tattırmalarım da oluyor. Bir çok şey tattırdığım halde, ona özel hazırlayıp vermedim henüz hiç birşey. Bugün doktor kontrolümüz vardı sabahtan ve artık istersem ek gıda verebileceğimi söyledi. Çok sağlıklı iletişim kuramadık, çünkü Dila doktora geldiğimizde uyuyordu ve uyanınca ağlamaya başladı. Bir de aşı oldu üstüne ağlaması dinmek bilmedi. Doktor elma gibi meyveler ve sebze çorbası verebilirsin dedi. Kilosu da 6750gr olmuş (kafası da 42 cm). En son İstanbul'daki doktor kontrolümüze göre, 1,5 ayda 600 gr kadar almış ki ilk defa bu kadar az aldı. Biraz üzüldüm ama doğum kilosunun üzerine baştan itibaren aldığı toplam kilo makul sınırlar içerisinde olduğundan dert etmiyorum. Zaten bu ayın 20 gününde hasta olduğum için sütümün miktarı oldukça etkilendi ve muhtemelen besin değeri de düştü. Ancak çok şükür ki kızıma hastalık geçmedi. Şimdi günde bir öğün çorba ya da meyve ile başlayıp tepkisine göre geçiş yapacağım. Gerçi tattırmalardan alıştığı için kaşıkla verdiğim her şeyi yiyiyor ve maşallah çok da güzel çiğniyor.

Elleriyle tutma kavrama becerileri daha da gelişti, bacakları zaten hiç durmadan at gibi tepiniyor, oturmayı çok seviyor hatta hiç yatmak istemiyor. Uykudan uyanınca onu yatakta yarı doğrulmuş halde buluyorum, gece bile uyku sersemi doğrulmaya çalışıyor. Tabi oturması tam mükemmel değil yanlara devrilebiliyor bazen ama yastıklarla falan destekleyip bırakabiliyorum. Bu gün doktordan gelirken dışarda öğle yemeği yedik ve mama sandalyesinde oturtmayı denedim, gayet memnun kaldı. Yakında mama sandalyesi alma vaktidir bize :)


Emekleme konusunda ise fazla bir hareket yok sanıyordum ki dün akşam bizi şaşırttı. Doğduğundan beri reflü problemi nedeniyle hep eğimli yatırdığımız için karın üstü yatmaya pek alışmadı. Öyle durmaktan hoşlanmıyor ve bir süre sonra bağırıyor. Aslında kafasını kaplumbağa gibi uzattığı için bir süre sonra boynu yoruluyor. Ne kadar yaptırmaya çalışsam da kafasını koyup dinlenmesi gerektiğini öğretemedim (biraz inatçı da). Haliyle yorulunca dönmek istiyor. Dün akşam yine denemek için yatırmıştım ki kafasını kendiliğinden yere koydu, poposunu havaya dikti, bacaklarını da bisiklet çevirir gibi hızlıca hareket ettirdi ve ilerledi ! Öyle komikti ki, arkadan itmeli motor gibi :)


Geçen ay başladığı ayaklarını tutma, ağıza götürme çalışmaları bu ay tavan yapmış durumda. Öyle ki artık tesbih böceği vaziyette her an. Top gibi kıvrılıyor. Yukardaki resim de arabasında bile bu vaziyette olduğunun fotoğrafıdır. Tüm yüz resimlerimizde bir ve ya iki ayak da var bu ay fotolarında :)

Bazı günler olan huysuzluklarının nedenini dişe yormak istiyorum zira çok ama çok kaşınıyor dişleri. Sürekli kaşıyor dişlerini, beş parmak birden eli ağzında, diş kaşıyıcılarını, oyuncaklarını hep ısırıyor. İstanbul'dayken diş çıkarırken rahatlasın diye sürülen jellerden almıştım, onu sürmeden gece uykusuna dalamıyor kaşımaktan. Jeli de sevdi hoşuna gidiyor. Babasının da bazı akşamlar diş etleri kaşınıyormuş beraber sürünüyorlar :))

Bu ay hayret ve panik içersinde tecrübe ettim ki, kızım ne kadar da büyümüş. Bu hafta hava yine olduka sıcak ama geçen haftalarda 13 derecelere kadar düştü ve giydirebilecek kıyafet bulamadım. Yazı badilerle falan bir şekilde geçirdik ama hava soğuyunca eski kıyafetlerimize atladım hemen.  Gördüm ki hepsi minicik kalmış, kollar bacaklar yarım. Bir kaç gün alışverişe de çıkamayınca ne giydireceğimi bilemedim. İlk üç ay boyunca da hava soğuktu ama o zaman koyduğunda yatıyordu, battaniyelere sarıyorduk bir şekilde idare ediliyordu. Şimdi yatmak istemez, kucakta 5 dakika durmaz, hele battaniyelerden nefret ediyor, anında tekmeleyerek atıyor üstünden. İlk fırsatta alışveriş yaptık, kışlık giysiler aldık, gerçi giydiremeden hava ısındı ama olsun :) Bu bebek alışverişi mevzusu da hem büyük keyif hem de dert. Sezon sonu diye bir anlayış henüz olamadı hep sezon başı pahalı pahalı alıyoruz. Ama birkaç parça gelecek yaz için aldım, umarım olur.

İşte böyle her geçen gün ne kadar büyüdüğüne tanık olunca hem gözlerime inanamıyorum hem de günler çabucak geçiyor, bu hallerini kaçırıcam da kızıma doyamıcam diye ödüm patlıyor. O mis kokusu, kıkır kıkır gülüşü, melodik sesi (çok güzel ahenkli bir sesi var) beni mest ediyor, artık rüyalarımda bile hep o var.

Sonradan Not: Bu ay kızımı uyuturken "Hani o saçlarına taç yaptığım çiçekler..." şarkısını söylediğimi, başka şarkı söylediğimde ısrarla onu istediğini yazmayı unutmuşum. Bir yılın sonunda konservatuara hazırlanmış kadar olucam herhalde günde onlarca kez söylemekten

14 Ağustos 2012 Salı

Sevgili Çalı Süpürgesi

Sevgili Çalı Süpürgesi
Son zamanlarda seni çok düşünür oldum. Keşke olsaydın da kızım uyurken, evi şöyle sessizce çabucak süpürseydim. Sonra hemen silerdim. O uyurken elektrikli süpürgeyi açmak istemiyorum uyanmasın diye, hem de zor geliyor doğrusu. Kızım büyüdü artık daha hareketli daha kaşif bu günlerde. Oyuncakları da sık sık yere düşüyor ve her zaman da yıkanması söz konusu değil tabi. E bazen ben görmeden ağzına da atıyor. Mikroplarla tanışsın diye çok da katı değilim ama şu saçlar yok mu saçlar. Eskiden beri çok tiksinirim. Ağzıma saç gelmesi fikri bile beni deli eder.

İşte bu yüzden düştün aklıma. Olsaydın da her sabah şööyle bir süpürseydim saçları, sonra da hızlıca bir silerdim misss. İtiraf edeyim seni unutmuştum ben. Bu yaz Türkiye'ye gidince hatırladım. Annem hala balkonda kullanıyor seni. Yazlıkta da fayans kaplı zeminleri, bahçeleri süpürünce eski günler hatırıma geldi. Ne de severdim seni önceden.

Küçükken tellerini oyuncak bebek saçları gibi severdim, güya arasında kalmış başaklar da bitlerdi, ayıklamaya çalışırdım. Bahçeyi süpürme görevini sık sık üstlendim. Ama merdivenlerin köşelerini tam temizleyemiyordum senle. Elime çok büyük geliyordun, tam kıvıramıyordum bileğimi. Hatırlarsın sokakları da süpürürdüm. Küçük sokağımızı arkadaşımla baştan sona süpürmüşlüğümüz vardı. Yoo öyle külfetli bir iş değildi, oyun gibi gelirdi bize. Kendimizi küçük hanım zannederdik, bir de başımıza tülbent bağlardık saçlarımız tozlanmasın diye. Anneler de öyle yapardı ya hani.

Eskiden herkes kapısının önünü süpürürdü sabah kalkar kalkmaz. Hele yaz günlerinde, önü süpürülmüş, hafif ıslatılmış, çiçekleri sulanmış yollardan geçip bakkala ekmek almaya gitmek ne keyifti.

Sokaktan geçen satıcıdan yeni süpürge alacağımız zaman ben de koşa koşa giderdim yanına annemin. Onca süpürgeyi görmek hoşuma gidiyordu herhalde. Annem eliyle tek tek tartar, hafif olanı seçerdi. Bir de telleri fazla kalın olmamalıymış ki çabuk kırılmasın. İlk alınan süpürge biraz katır kutur olurdu süpürüken. Bir süre sonra ise yolunu bulmuş, hafif meyilleşmiş olur kıvama gelirdi. O zaman çok çabuk ve etkili süpürülürdü onla.

Annemlerin balkondan baktık kızımla bu gidişimde. Her sabah aynı çöpçü aynı noktaları süpürüyordu. Malesef mahallenin ergen delikanlıları her akşam oturup çekirdek çitleyip kabuklarını da yere atmayı adet edinmiş. O adamcağıza çok üzüldüm ama belki herkes titiz olsa ona da iş olmazdı kimbilir.

Burda senin aynından bulamadım, belki vardır da ben bilmiyorum. Markete gittim, bildiğin fırça gibi olan plastik süpürgelerden aldım. Senin yerini tutmuyor elbet ama şimdi her sabah şööyle bir süpürüyorum, saçları topluyorum ve ardından siliyorum. Evde fazla halı olmadığı için çok kolay oluyor. Belki elektrikli süpürge kadar etkin temizlik değil ama her gün olunca fazla batmıyor zaten. Üstelik tüm bunlar elektrikli süpürgeyi açma süpürme ve toplama zamanı kadar bile tutmuyor.

8 Ağustos 2012 Çarşamba

#anneoluncaanladim vol 1

#anneoluncaanladim vol 1
Aslında hiç bir anneyi ve davranışını eleştirmem biliyorum ki başına gelir insanın. Yalnız bir konu var ki anne olsun olmasın insanlarda pek tahammül edemezdim. Misal bir kişi bir huyundan ya da hayatındaki bir şeyden rahatsız, sürekli şikayet ediyor ama değiştirmek için hiç bir çaba göstermiyor. Bu insanlara şaşardım, sonuç istenildiği gibi olur ya da olmaz ama benim sloganım hep "harekete geç" olur. Durağan kalmak, o derdi çekmeyi kabullenmeyi kabul edemiyorum. Şimdi de hala aynı düşünüyorum ama anne olunca anladım ki, insanda bu değişimi gerçekleştirecek zaman da, enerji de kalmıyormuş. İstese bile yapamıyormuş. Belki de bebek dışında kendi de dahil hayatındaki her şeyi ikinci plana atmaktan kaynaklanıyor bu.

Anne olunca anladım ki, yemeği sıcak yemek, çayını sıcak içmek veya sohbetli kahveler vs bir lüksmüş. O gün içinde karnını doyurabildiysen ne mutlu sana.

Anne olunca anladım ki, eskiden yapmadığında huzursuz eden ev işleri artık yapılmasa da oluyormuş. Planlı düzenli biriysen eskiden, o düzeni bir daha bulmak imkansız. Eğer yarım yamalak da olsa ev dönüyorsa yetiyormuş.

Anne olunca anladım ki, sen artık sevgili, evlat, kardeş, gelin vs değilsin. Tüm sıfatların siliniyor sadece bebeğinin annesisin. Birisi nasılsın iyi misin diye sorduğunda aslında bebeğe bakabilecek durumda mısın diye soruyordur, kendine dikkat et dediklerinde önemli olan senin sağlığın değil, bebeğin sağlığıdır. Yani artık bebeğin yaşam destek ünitesi gibi bir kıvama geliyorsun, bebeğin ihtiyaçlarını sağlayabildiğin derecede önemlisin. Malesef bu beni çok üzüyor. Elbette onu her şeyden sakınacağım, canımdan değerli benim için bebeğim. Ama ben de insanım yahu beni de önemseyin çığlıkları kopuyor içimde.

Anne olunca anladım ki, tek bir gün içinde bile birçok duyguyu tavan yapmış şekilde yaşayabiliyorsun. Aklındakileri okuyup derhal (!) yerine getirmediği için eşine karşı sinirlerin tavan yapıyor, bebeğin huysuzlandığında ya da uyumadığında kafanı duvarlara vurmak isteyecek kadar kızgınlığın sonra da böyle hissettin diye vicdan azabın tavan yapıyor, ağladığında için içini yiyor acıma duygun tavan yapıyor ve keyifli gülücükler attığında ise içindeki mutluluk ve aşk tavan yapıyor. Normal hayatta böyle yoğun duyguları belki haftada bir yaşıyorsun ama anne olunca gün içinde bu ekstremum duygular arasında savrulup duruyorsun, duygu sarhoşu oluyorsun.

Devam edecek...

6 Ağustos 2012 Pazartesi

Anne Sendromu

Anne Sendromu
Helo'nun gündüz uykuları sıkıntılı. Sanki alarm kurmuş gibi tam tamına yarım saat uyuyor ve günde 4-5 kez oluyor bu.  Toplamda günlük yeterli uykuyu alıyor ama bu kısa sürelerde hiç bir iş yapamıyorum. Herbirinde kahvaltı, öğle yemeği, bulaşık, biraz ev toplama derken akşam oluyor. Uyanık olduğu saatlerde ise onunla sürekli beraberim. Oyunlar oynatmaktan, hoplatıp zıplatmaktan bitap düşüyorum. Bazen eşim işten geldiğinde diyor ki

- Sen banyoya gir bir saat dilediğince dinlen, ben Dila'ya bakarım. Sonra da yemeğe dışarı çıkarız.

Ayyy, canım kocacım benim, ne de düşüncelidir. Ohh biraz dinleneyim bari.

Banyoya giderken antrenin aynasına gözüm takılır. Zira gün boyunca, sabah yüzümü yıkamaktan başka bir şey yapmamış ve aynaya bakmamışımdır. Kendimi gören içses konuşmaya başlar.

-Şu halime bak, berbat görünüyorum. Neden kocacım bir saat dilediğin gibi dinlen demedi de banyoya gir dedi. Kesin kendine çeki düzen ver demek istedi, aaaah ah demek ki artık beni beğenmiyor :(
- Yok yok, öyle değildir. Hani sırtım ağrıyor ya biliyor küvete su doldurup yatmayı sevdiğimi, iyi geleceğini, ondandır.
- Uff neyse, öyle ya da böyle, gideyim de kendime geleyim bari, hem bakımlı olunca ben de kendimi iyi hissediyorum, güzelce yıkanayım, süsleneyim bari...

Banyoda 15 dak sonra
-Yıkandım dinlendim, yat yat canım sıkıldı, en iyisi ben çıkayım da onlarla beraber oynayayım, zaten kızımı da çok özledim :p



1 Ağustos 2012 Çarşamba

4. Ay ♥

4. Ay ♥
Şu an kızım 4 ay 9 günlük. Bu ayın yazısını gecikmeli olarak yazıyorum. Üçüncü ayın dolmasına iki gün kala Türkiye'ye gitmiştik ve üç gün önce geldik. Böylece bir ayın tamamını farklı bir şekilde geçirmiş oldu kızım.

Bu süreçte, sanki gelişimini evdeki gibi takip edemedim gibime geliyor. Genelde hep kalabalık ortamlardaydık ve bol bol gezdik. İlk gittiğimiz günlerde yabancılık çekti bazı kişilere karşı ama sonra hem fazlasıyla alıştı hem de çok sevdi ki şimdi evde sıkılmaya başladı.

Bu zamana kadar en büyük problemimiz olan kusmalar bitti sayılır. Bazen oluyor ama eskisine kıyasla hiç birşey bunlar. İstanbul'da ablamın da tavsiye ettiği bir çocuk doktoruna götürdük kızımı. O sıra tam 3,5 aylıktı. Kusmaları ile ilgili olarak 6 aya kadar gelişmeyen kapakçıkları sebep gösterdi.  Eğer gece kusmaları yoksa reflü değilmiş. Midesinin yaklaşık 2/3 ü dolu olduğunda kusmazken bu miktarı biraz aşarsa hemen çıkarırmış. Bu yüzden bebeğin taleplerini dinlememi, istemediğinde süt vermemi söyledi. Ek gıdaya geçişte elinde kase ile dolaşmayacaksın, ne zaman acıkırsa o zaman yiyecek dedi. Eğer ısrar edersem kronik reflüye dönüşmesine sebep olabilirmişim. Bebeklerin 10 saate kadar aç durabileceğini, acıktığında mızıklanmasını ve hatta ağlamasını beklememi söyledi.

Onun tavsiyelerine uyduktan sonra ciddi ölçüde kusmalar azaldı. Ancak Helo'nun iki emme arasındaki süre de uzadı. Demek ki ben önceden daha sık veriyormuşum. Fakat şimdi acıkmamışsa kesinlikle almıyor, o zaman alıyormuş herhalde.

Yine o doktor kontrolünde kilosunun 6170gr, boyunun da 60cm olduğunu öğrendik. Şu ana kadar hiç bir ölçümümüz tam ayında olmadı malesef, bunlar da 3,5 ay değerleri olarak kayda geçsin.

Oranın havasından mıdır, yoksa kızım büyüdüğünden mi, çok düzensiz ve az olan gündüz uykuları da düzene girmeye başladı. Her gün aynı saatler olmuyor elbette ama maksimum 2 hadi bilemedin 3 saat uyanık kaldıktan sonra uyumak istiyor. Uykusu geldiğinde gözlerini ovuşturuyor, ben de emziğini verip eline tülbentini tutuşturuyorum. Kafasını yana çevirip gözlerini kaydırıyorsa uykusu gelmiş demek oluyor ve o anı kaçırmazsam kolayca uyuyor. 

Daha slovakyada iken gündüz zor uyuduğu için ayakta sallamaya başlamıştım, orda da devam ettim.    Eğer yukarda bahsettiğim uyku işaretini yakalamışsam, sallamama bile gerek kalmıyor. Elimle yastığını sallıyorum, hatta bazen öyle bırakıyorum sadece başını okşuyorum hemen dalıyor. Twitterda da yazmıştım, planlı olmasa da ayakta sallamak bu geçişi sağlaması açısından bizde çok iyi bir rol oynadı. 

Diğer yandan birşeylere alışacak diye hiç düşünmedim. Hala gece yanımızda yatıyor, bol bol kucakta taşıdım&taşıyorum, onun istediği herşeyi yapıyoruz. Farkediyorum ki doygunluğa ulaşınca kendiliğinden bırakıyor. Yeri geliyor sevmemi öpmemi bile istemiyor, eliyle itiyor. Yatarken de koyun koyuna yatmıyoruz zaten, aramızda epey mesafe oluyor. Yayılarak yattığı için, eğer sıkışmışsa tekmeleyerek kendine yer açıyor hanım :) Şimdilerde gündüz yatışlarında beşiğine alıştıracağım, sonra tamamen geçirmeyi planlıyorum.

Yatarken sağa sola çok rahat dönüyor. Sırt üstü pozisyondan yüzüstü hale de geliyor ama pek sevmiyor öyle durmayı. Kafasını hep kaldırdığından, yorulunca kızıyor ve malesef kafasını koyup dinlenmeyi akıl etmiyor henüz.

Elleri ile nesneleri yakalama, uzanma, atma becerisi gelişti. Herşeyi eline alıp ağzıyla test edip öğrenmek istiyor. Emziğini pipo tutar gibi tutarak takıp çıkarıyor, bir de elinde öyle tutarken bacak bacak üstüne atmışsa tam bir entel havalarında oluyor, bitiyorum.

Türkiye'de hava çok sıcak olduğu için sürekli ince giyindik zaten. Fakat o sıcağa rağmen yine terletmemeye çalıştım, nadiren terledi. Sürekli yelpaze ile yelledim (geceleri bile), vantilatörlü klimalı ortamlarda tuttum, cereyanda bıraktım. Ve elbette annemlerden çok azar işittim ama bir süre sonra onlar da görünce hak verdiler. Maşallah kızım sıkıntısız geçirdi bu süreci. Ve tabi sık sık da banyo yaptık. Günde iki kez yıkadım, lavaboda ellerini ayaklarını yüzünü serinlettim sık sık. Banyo yapmayı hep sevdi, hala seviyor, o kadar çok çırpınıyor ki beni ıslatıyor. Destekle oturmaya başladığı için de oturur vaziyette durmak istiyor küvetinde.

Biz yıllardır tv kullanmayan bir çiftiz. Kızım orda tv ile tanıştı ve sevdi. Çocuk kanallarından ziyade haberlere ve spor kanallarına ilgi gösterdi. Babası ile spor kanallarını seyrettiler. Kendisi de çok hareketli olduğu için spor yayınları onun enerjisine uyuyor sanırım. Bu ayda çocuklar kesintisiz ne kadar dikkat gösterir bilmiyorum ama sanırım bizimki normalden uzun süre seyredebiliyor. Tabi kontrolsüz şekilde çocuklara tv izletilmesine karşıyım, orda fazla abartmadık ve burda da izlemiyor zaten.

Agular daha da artarak çığlıklara dönüştü, hatta volümü o kadar yüksek ki, ağlaması duyulmayan kızımın konuşma çığlıkları duyuluyor dışarılardan. Sıkıldığında yalancı ehe ehe ağlamaları da cabası. Bir de kahkahalarla gülmeye başladı işte o zaman ölüyoruz.

Ablamın oğlu Egehan, annesinden alıştığı için Dila'yı şap şap vurarak sevmeye çalışıyordu. Başlarda bizim kız hoşlanmadı bozuldu. Ama son zamanlarda hoşuna gitmesi bir yana o da kuduruk oldu onun gibi. Bir gün yerde kucağımda iken, yatmakta olan Egehan'a ayakları ile tekmeleyerek sataştı. Egehan da kendini çekiyor ama bizimki ısrarla uzanıyor. Bir süre birbirleriyle konuşarak sataştılar. Öyle güzel bir andı ki, iki bebek kendi kendilerine iletişim kurup oynadılar.

Dışarı çıkmayı hala çok seviyor ve korkarım daha beter alıştı. Sürekli gezmekte, bahçe ve balkonlarda olduğumuz için şimdi eve kapanmaktan hoşlanmıyor. Geldiğimden beri günde iki kez çıkarıyorum ama yetmiyor ne yapacağım bilmiyorum.

Ayrıca denizle de tanıştı kızım. Genelde ayaklarını soktık, bir kere de beline kadar soktuk ama deniz havasını çok sevdi ve deniz kenarında bol bol uyudu.

Dişleri felaket kaşınıyor, bol bol tükürük üretiyor, ince ağız mendilleri ile kaşımak iyi geliyor.

Yemek tattırma olayımız devam ediyor. Ben içsesimi dinleyerek biraz erken başlamıştım tatırmaya, bu konuda da çok eleştiri aldım ama dinlemedim açıkçası. Verdiğim miktar hem çok az hem de midesine ağır gelmeyeceğini düşündüğüm şeyler veriyorum. Genelde biz yemek yerken uyanıksa o da kucağımda oluyor ve sofrada bulunan ona uygun olabilecek herşeyi tatırıyorum. Verdiğim miktar bir oturuşta bir çay kaşığı falan oluyor toplamda, çok değil yani. Ayrıca özellikle ona hazırlayıp bir öğün gibi hiç birşey vermedim henüz. 4. ayda kimi bebekler ek gıdaya başlıyor, biz de bir anlamda başlamış sayılırız ama verdiğim hiç bir şey karnını doyuracak miktarlarda değil ve bu yüzden anne sütüne muhtaç hala.

Meyveleri, yemek sularını, çorbaları, bazı tatlıları tattırdım. Çok minik lokmalar halinde verdiğimde öyle sevimli çiğniyor ki babam çok gülüyor haline. 1,5 aylıktan itibaren su da veriyorum ama başlarda yarım çay kaşığı bile içmiyordu. Sıcak havalarda biraz daha fazla içti ama hala çok içmiyor ve malesef yukarıda yazdığım doktorun dediği gibi midesini su ile doldurursa kusuyor.  Fakat memeyi oldukça seyrek emdiği için (4 saatte bir) özellikle gündüz su içip ağzını ıslatmasının gerektiğini düşündüm hep.

Bu zamana kadar kesinlikle emin olduğum bir şey var ki, herhalde diğer bebekler de öyledir, kızım neyi ne kadar ne zaman istediğini çok iyi biliyor. Artık onun isteklerine güvenmeyi öğrendim. Mesela uyutmaya çalışırken bazen birden bire kalkmak için direniyor. Bir kaç kere dinlemediğimde pişman oldum çünkü ya gazı varmış ya da kusacağı gelmiş oluyor. Bir sorunu yoksa zaten hiç direnmiyor. Bu yüzden şu an ona seçenekler sunuyoruz, isteklerini yapıyoruz ve onun tercihlerine güveniyorum. Anladım ki çocuklar bir dere gibi kendi ereği, huyu suyu ne ise o yöne akıyor. Anne baba olarak bize sadece taşkınlıklarını önlemek, kontrol altında tutmak için dere yatağına set çekmek kalıyor.