29 Şubat 2012 Çarşamba

Ne Zaman Doğacağına Bebek mi Karar Vermeli Anne mi?

Ne Zaman Doğacağına Bebek mi Karar Vermeli Anne mi?
Elbette ki bebek dediğinizi duyar gibiyim, ben de öyle düşünüyorum aslında ama şunları da düşünüyorum.

- Bazı durumlar oluyor, bebek çok erken tarihte gelmek istiyor. Yirmili haftalarda sancılar başlıyor, bu durumda ya prematüre olarak doğuyor ya da doktor müdahale edebilirse, daha erken deyip sancıları önleyici ilaçlarla, doğumu mümkün olduğunca geciktirmeye çalışıyor bebek daha da gelişsin diye. Burda karar kimin?

- Bazı durumlarda kırklı haftalara kadar bekleniyor, doğum bir türlü başlamıyor, en sonunda suni sancı ile (ya da sezeryan ile) doğum başlatılıyor ve bebek alınıyor, peki burda karar kimin?

- Bazı durumlarda amnios sıvısı oranı düşüyor, daha sancılar başlamadığı halde, bebeğin sağlığı için doğum suni sancı yada sezeryan ile gerçekleşiyor, bu durumda karar kimin?

- Bazı durumlarda ise, herşey normal seyrinde devam ederken, yeterli açılma gerçekleşmiyor ya da bir sorun oluşuyor, onca zaman sancı çektikten sonra sezeryana dönüş yapmak zorunda kalınıyor. Böyle durumlara maruz kalan annenin yorgunluğunu ve psikolojisinin nasıl etkilendiğini tahmin etmek çok zor değil.

- Bazı durumlarda ise planlı sezeryan oluyor, anne hiç bir psikolojik yıpranma yaşamadan doğuma girip çıkıyor ve süreci atlatıyor.

Buraya kadar yazdıklarımdan sezeryana eğimli gibi görünmüş olabilirim ama değil. Daha önce de belirttiğim gibi iki seçeneğe de eşit uzaklıktayım ve ikisinden de korkmuyorum (ya da eşit derecede korkuyorum diyelim fakat korkum doğum şeklinden değil, benim için her iki durumunda yaşamadığım değişik bir şey olmasından kaynaklanıyor)

Yukarıda verdiğim örnekler için ama bunlar anormal durumlar denilebilir ama bunun bir önemi yok. Çünkü durum anormal olsun ya da olmasın o bebeklerin de seçim yapma hakkı var. Bütün bu olasılıkları düşündüğümde aslında görüyorum ki tüm seçeneklerde karar bebeğe ait. Planlı sezeryan da olsa, normal de olsa, bebek demek ki öyle doğmayı seçmiş diyorum.

Hangi şekilde doğum yapacağına karar verirken annenin hisleri çok önemli. Ben bir şeyin hayırlısı olması için dua edip de, Allah'ın beni ona yönlendirmesine iman ediyorsam, içime doğan seçeneğin, Allah'ın bizim için hayırlı olanı işaret ettiğine inanıyorum. Bu durumda insan, verilen karara güvenmeli, diğer seçenek nasıl olurdu diye düşünmemeli.

Anne eğer sezeryan mı normal doğum mu diye kararsız kalıp da seçme aşamasında, Takdir-i İlahi'ye güvenip, kararını ona göre vermişse, aslında bu yine bebeğin seçimi oluyor. Demek ki bebek o şekilde doğmayı, o süreci yaşamayı/diğerini yaşamamayı seçmiştir.

Bütün bunları düşününce bebeğin ne zaman geleceğine karar vermesinin işaretinin sadece sancılar olamayacağını, içses yada anne-bebek arasındaki telepatik bağ ya da güdü denilen şeyin referans alınması gerektiği sonucuna varıyorum ben.

Henüz bizim doğumumuz için böyle bir sorgulamaya girişmedim. İki hafta sonraki doktor kontrolümüzden sonra bunu düşüneceğim. Ben de çok merak ediyorum hangisi olacağını.

27 Şubat 2012 Pazartesi

35.Hafta, Braxton Hicks ile tanıştım

35.Hafta, Braxton Hicks ile tanıştım
Zaman yine çok hızlı geçti bu hafta. Bugün 36 ya başlarken içimde ne zaman kavuşacağız acaba soruları dolaşıyor. Ablam Egehan'ı 36+3 de doğurmuştu galiba. Bu yüzden hep tetik halinde dolaşıyorken bir gece içime bir his doğdu. Öyle ki 40 haftayı bekleyeceğinden emindim sabah uyandığımda. Nasıl böyle hissettim, doğru mu bilmiyorum ama bu his sebebiyle daha rahatladım.

Bir önceki hafta, moralim çok bozuktu ve enerjim de oldukça düşüktü. Bu haftanın başlangıcından itibaren yeniden enerjim yerine geldi. İyi hissetmemin moralime bağlı olduğunu düşünüyorum artık. Üzgün ve sıkkın olduğumda kendimi daha çok salıyorum.

Bu hafta sonu arabayla gezdik nihayet. Önceden de otobüste seyir halinde olmaktan çok memnundu Helocan. Duraklarda durduğu zaman kızıp tepiniyordu. Şimdi de babası sürerken eğer durmuşşa aynı tepkiyi veriyor, giderken keyifleniyor. İnşallah doğduktan sonra da sorunsuz gezebiliriz zira canım öyle çok gezmek istiyor ki. Kısa seyahatler değil uzun seyahatler ve tatil istiyor canım, mesela başka ülkelere gitsek, bütün gün sokaklarda dolaşsak. Tabi daha sonra aynı isteklerim devam eder mi bilmiyorum :)

Kızım geçen hafta ve bu haftanın çoğunda karnımın sağ tarafına doğru yaslanmış gibiydi. Ben de bunu dik pozisyondan yan yatmış olarak yorumlamıştım. Son iki gündür, sağdaki o yoğunluk azaldı, ya baş aşağı döndü ya da yeniden yukarı döndü bilmiyorum. Yarın sabah doktor kontrolümüzde anlayacağız. Gerçi baş aşağı dönse de karnın aşağı düşmesi denilen şey olmadı. Bu haftalarda bebek doğum kanalına girmeye başlarmış ve hatta annenin paytak yürümesine sebep buymuş. Yine bu sebeple mide rahatlayacağı için mide yanmaları azalır, nefes alma zorluğu geçermiş. Bende henüz bu beliriler yok malesef.

Baş aşağı dönmesini normal doğum için istiyorum ama farkettim ki geçen ziyarette doktor dönmezse sezeryan olabilir dediğinde ben biraz rahatlamışım. Çünkü hep normal doğum istediğimi sanıyordum ama, normal doğumda anne aktif, sezeryanda anne pasiftir ya, pasif kalma fikrinin beni etkilediğini farkettim. Şimdi bu düşüncelerimi yeniden gözden geçiriyorum.

Bu haftalarda olması gereken Braxton Hicks kasılmaları nasıl birşey acaba, görsem de sancı nasıl oluyormuş anlasam diye düşünüyordum zaman zaman. Çünkü hiç olmamıştı. Nihayet bu gece kendisiyle tanıştım ama pek memnun olmadım :( Yani herhalde bu oydu diyorum. Nasıl olduğunu başkalarına sorduğumda pek tarif edemiyorlardı. Benimki aynen şöyle oldu, tarif edeyim de belki başka kişilere yardımcı olur.

Bazen üşüttüğünüzde kalbinize bir sancı girer hani bıçak saplanmış gibi, öyle acıtır ki, böyle donar kalırsınız, nefes bile alamazsınız. Akşam yaşadığım his de bunun aynısının karnımda olanıydı. Böyle dondum kaldım, nefes bile alamıyorum, sonra kısa kısa nefesler aldım biraz hafifledi ama tamamen geçmedi. Diyorlar ki pozisyon değişince bu kasılmalar geçermiş. Ben  de yatıyordum o sırada, doğruldum ve yatakta ayaklarımı yere indirerek yan oturdum. Geçti. Bir daha olmadı ama doğrusu biraz gözümü de korkuttu. Fazla etkilenmem vücudum güçlüdür diyordum ama baya baya hissettim valla, öyle pek de hafif değildi :S

Bu aralar ellerim ve ayaklarım şiş sürekli. Hava soğuk olmasına rağmen beni ateş basıyor ve ateşin de ellerimin şişmesine etkisi var biliyorum. Soğuk suyun altında tutuyorum iyi geliyor ve iniyor şişliği.  Şu an hava 0 derece ama cam sonuna kadar açık. Cem sıcak değil diyor ama ben yanıyorum, ev içinde yazlık kıyafetlere geçiş yapım.

Karnım kocaman olmasına rağmen hiç çatlağım olmadı, son zamanlarda ne kadar kilo aldım onu da bilmiyorum ama ilk fırsatta bir baskül alacağım eve. Daha önce özellikle almaktan kaçınmıştım, çünkü sürekli üstüne çıkıp da moralimi etkilemesine izin vermek istemedim. Şimdi hala fazla kilo almadığımı düşünüyorum ve doğumdan sonra kilo inişlerini de görmek güzel olabilir :)

Buraya Helocumun babasıyla ilişkilerini hiç yazmadığımı farkettim. Her sabah ve akşam babası kızımızı öpüyor, onunla konuşuyor, yatmadan önce iyi geceler diyor, sık sık sevdiğini özlediğini söylüyor. Bazen ikimizde çıksa da oynasak diyoruz, sevip koklamak istiyoruz. Her akşam yatmadan önce göbüşü kremleme işi babasına ait, güzelce yağlıyor, yetmiyor ayaklarımı bile kremliyor kocacım, hem rahatlasın hem de artan basınçla sertleşmesin diye :) Bazen Helo ile babası karşılıklı konuşuyorlar, Cem birşeyler söylüyor, ardından Helo tekmeliyor, biri konuşuyor biri tekmeliyor böyle anlaşıyorlar. Birçok yerde babaların hamilelik süresince baba olmaya tam hazırlanamadıklarını, doğduktan sonra alışmakta zorlandıklarını okuyorum. Maşallah kocacım da öyle birşey olmadı, bilinçli olduğu için şimdiden kendini hazırlıyor, hatta ebeveyn olmaya benden bile fazla yatkın diyebilirim. Onun bu tavırları ve beni motive etmesi bana çok iyi geliyor, iyi ki böylesin aşkım.

23 Şubat 2012 Perşembe

Wordpress'de Sevdiğim Ozellikler: Spam Yorumları Engelleyen Eklenti


Blogger'da alistigimiz yorum gruplandirmasi Wordpress'de yok malesef. Siteniz biraz populer ise yuzlerce spam mesaj gelmesi insani cildirtiyor. Bu durumda cesitli duzenlemeler yapmak gerekiyor.

Ayarlarda yorum denetleme kisminda bazi duzenlemeler yapmak mumkun, ancak yeterli degil. Wordpress kuruldugunda otomatik olarak yuklenmis gelen Akismet isimli spam onleyici plugin (eklenti) ise benim tercihim olmadi.

Bir Yastikta'ya o kadar cok spam mesaj geliyordu ki (gunde 100 tane kadar) ve gelen yorumlar mail adresime de dustugu icin mail hesabimda karman corman olmustu. Akismet isimli eklentiyi kurmayi denedim ama bir cesit uyelik istiyor ve eger bireysel kullanici degilseniz bir miktar ucret istiyor. Dogrusu Bir Yastikta icin o kisimdan emin olamadim.

Bu yuzden baska eklentiler aradim tabi ki. Buraya ilerde de yazacagim bir cok eklenti icin, inanilmaz cok secenek var. Anti spam yazdiginizda onlarca cikiyor ve hangisi ne kadar ise yarar kestirmek zor, hepsini denemek lazim. Ben birkac tanesini denedim ve bir cogunun yine bazi adreslere yonlendirip uyelik istedigine sahit oldum.

Uyelik istediklerinde hemen kaciyorum sahsen, zaten nerelere uyeyim, sifrelerim neler allak bullak durumdayim.

Neyse bu eklentilerden samrat131 isimli gelistirici tarafindan eklenmis "anti spam comments" isimli eklenti istedigim sonucu verdi. (resimde nereden nasil arayacaginiz goruluyor) Spamlar şak diye kesildi, nadiren bir kac tane geliyor, hic bir uyelik vs istemiyor, daha once kesfetmedigime baya hayiflandim.

Wordpress kullanicilarina tavsiye edilir.

22 Şubat 2012 Çarşamba

Ne Tesadüf !

Bugün Google da hepimizin karşısına yukarıdaki görsel çıktı. Hertz'in doğum günüymüş. Fizikçi olarak ben de eşim de yakından tanıyoruz kendisini :)

Sabah eşim işe gitmeden önce şu bizim plaka işini yapmaya gitti. Dolayısıyla Google'da yukarıdaki resmi görmemişti. Plaka işi bitince telefon etti plakayı aldım diye.

Burada plakalar önce şehrin kodu ile başlıyor ama kod rakam değil harflerden oluşuyor. Ardından bir miktar rakam ve birkaç harf geliyor. Telefonda bana plakayı söylüyor 644 HZ diye ama ben HZ yi anlamıyorum kodlasana diyorum. O da diyor ki "hertzin birimi var ya o işte".

Hertz'in doğum gününde alınan plakamız Hertz biriminde oldu yani :))

Wordpress'de Sevdiğim Özellikler : Yazı Alanına Göre Resim Ebatları

Bu blogum wordpress değil elbette. Blogger her zaman kalbimde öncelikli bir yere sahip. Ancak hem Bir Yastıkta için kullandığımdan dolayı, hem de artık wordpress temaları da yaptığım için, onu da kullanıyor ve her geçen gün keşfediyorum. Tabi bazıları yeni keşifler değil, uzun zamandır kullandıklarım ama burada böyle bir seri açarak, faydalı bulduğum özelliklerini, eklentileri, ya da yaptığım modifikasyonları nasıl yaptığımı anlatan yazılar yazmayı düşündüm.

Öncelikle wordpress için belirttiğim özelliklerin çoğu self-hostingli wordpressler için olduğunu söylemeliyim. siteadi.wordpress.com şeklinde bir blogunuz varsa neyi ne kadar yapabileceğinizi bilemiyorum.

Blogger'da birkaç boyda resim yükleme seçeneğinin olması gibi, wordpressde de bu seçenekler mevcut. Ancak Bloggerda bu seçeneklerin ebatları değiştirilemiyor. Wordpressde ise seçeneklerden her birini istediğiniz ebat olarak ayarlayabiliyorsunuz ki bence müthiş bir ayrıcalık.

Bir Yastıkta'nın yazı alanı için koyabileceğim resimlerin maksimum genişliği 600px ebatında. Ancak genişlik 600px iken, yüksekliğin resmin boyuna göre otomatik ayarlanmasını istiyorum. Yani dikey resimlerde yükseklik 600 den fazla olacak, yatay resimlerde de 600 den az.

Wordpress kumanda panelinden Ayarlar---> Medya Ayarları kısmına geldiğinizde, her bir resim boyutu için genişlik ve yükseklik değeri atayabiliyorsunuz. Aşağıdaki resimde görüldüğü üzere, thumbnail resmi 150x150, orta boy resim 300x300 px ayarlanmış. Büyük boy resim için ayarımı 600px genişlik olarak seçtim ama yüksekliği boş bıraktım. Böylelikle yükseklik resmin kendi oranına göre ayarlanacak.


Bu şekilde ayarladıktan sonra, yazı yazarken resim ekleme panelinde artık büyük boy resim seçeneğinde genişlik 600px olarak çıkıyor ama yükseklik eklenen resme göre değişiyor.


Dikkat ederseniz yukardaki resimde, orta boy resim ebatında yükseklik 300px iken genişlik değişmiş. Yani baz olarak ayarlardan girilen yükseklik değerini alıyor. Aynı şekilde ben büyük resim kısmına hem yükseklik hem de genişliğe 600px yazdığımda, aynı resmin büyük boy seçeneğinde yükseklik 600px çıktı, en değil. Buna dikkat etmeli ve bu yüzden yükseklik değeri boş bırakılmalı.

Tabi bu söylediğim hepsi aynı genişlikte resim eklemek isteyenler için. Ben şahsen bu görünümü daha çok seviyorum bloglarda.

20 Şubat 2012 Pazartesi

34. Hafta, Tam Bir Hamile

Bugün 34. hafta bitip de 35'e başladığımız için çok ama çok gerginim. Önceden 35 den sonra artık beklemek gerek, o zamana kadar tüm işlerimi bitirmeliyim diye kendimi şartlandırıyordum, ancak gel gör ki yine bir arpa boyu ilerleyememiş durumdayım. Bu yüzden öyle stresliyim ki, stresten ne uyuyabiliyorum, ne de zamanın keyfini çıkarabiliyorum. Herhalde her hamilenin bu haftalarda tek düşündüğü doğum ve sonrası olurken, ben onları değil işlerimi düşünüyorum, planlarıma sadık kalmadığım için kendimi suçluyorum, Helo'ya bu hafta yeteri kadar özen bile göstermedim bu yüzden :(

Belki bu stresin vücuduma getirdiği uyuşukluktan, ya da artık iyice şiştiğimden bilmiyorum, bu hafta ilk defa kendimi tam hamile gibi hissetmeye başladım. Bu zamana kadar aldığım kilolar ve karnımın şişliği hareketlerime ve enerjime çok etki etmemişti. Şikayet edebileceğim bir fiziksel rahatsızlığım yoktu, ama bu hafta öyle değil, tamamen değişti.

Artık ellerim iyice şişiyor, geceleri uyuşuyor,sabah masajla kendine geliyor ancak. Yatakta bir yandan bir yana dönmek, yataktan kalkmak çok zor. Yataktan kalkmadan önce, yemek yedikten sonra masadan kalkarken bir süre düşünüyorum, cidden düşünüyorum acaba kalkmasam olur mu, nasıl kalkacağım diye. Öyle zor geliyor ki. Kollarım bedenimi çekmeye zayıf kalıyor. Yatağımın tam yanında bulunan beşiğe tutunup kalkıyorum, sağlamlığı defalarca test edilmiş oldu onun da.

Yatarken aynı yönde bir süre kalınca yanlarım ağrımaya başlıyor, içimden söylüyorum, "yanlarım ağrıyor hasanım, sünger yatak isterim hasanım". Demek ki insanın yanlarının ağrıması böyle bişeymiş daha önce hiç bilmiyormuşum. Aralık ayının sonuna doğru yatağı almış olmamıza rağmen benim yattığım yer çökmeye başladı, üstelik oldukça kaliteli bir yataktı böyle dokusu özel, aloe veralı falan. Eyvah diyorum nasıl da çökertmişim.

Bir de ilk defa bu hafta dizlerimdeki eklemler de uyuşmaya başladı geceleri. Hamileliğin bu dönemlerimde eklem ağrıları normalmiş, ödem sinirlere baskı yapıyormuş. Fakat bir gece sağ dizim uyuşup kalınca ve ben bacağımı hareket ettiremeyince çok korktum. O gece bacağımın arasında yastık yoktu, sonra koyunca bir daha olmadı neyse ki.

Yani uzun lafın kısası, bu fiziksel sıkıntılar beni sıkmaya başladı. Cem'e ah vah ettikçe, diyor ki "merak etme az kaldı, geçecek". Bu sefer de başlıyorum "bana az kaldı demeee daha bir sürü işim var" diye söylenmeye. Garibim ne diyeceğini bilemiyor, birkaç seferden sonra, "merak etme geçecek, daha çok var ama" diyor :)

Dün gece yine kendimi o kadar kasmışım ki, uzun bir süre rahatlayıp uyuyamadım. Sürekli işlerim konusunda kafamda planlar yapıyorum, A planı, B planı, C planı çeşit çeşit planlar. Allahım nolur planlarımı gerçekleştireyim diye içimden çığlıklar kopuyor ama sonra kendime geliyorum, "utan kendinden, bebeğini düşünüp ona dua edecekken, işleri düşünüyorsun" diye kendimi suçluyorum bu sefer de. İç huzurum yine elden gitti anlayacağınız.

Herhalde bu güne kadar yazdığım en şikayet dolu post oldu bu ama, ilerde başka hamilelik yaşarsam kıyaslamak açısından olduğu gibi yazmam lazım. Bu hislerle doluyken, aslında hamileliğin öyle aman aman keyifli birşey olmadığını düşünüyorum kendim için, belki de çoğunlukla yalnız ve birçok kişiye göre nispeten farklı bir dönem geçirdiğimdendir.

Biraz da Helocuğumla ilgili bilgi vereyim. Uykuları ve hareketleri düzenli, aşırı sarsıcı tekmeleri yok. Son iki gündür acaba yan mı döndü bilmiyorum karnımın sağından soluna doğru bir gerginlik hissediyorum. Özellikle sağ tarafımda kafası (yada poposu olabilir) yuvarlak bir çıkıntı oluyor ve orayı oldukça zorluyor.

Daha önce yazmış mıydım bilmiyorum, bazen bir süre hareketini hissetmeyince, içimden bir tepki vermesini istiyorum. Telepatik olarak aramızda bir bağ var mı, düşüncelerimi anlıyor mu diye. Neredeyse hepsinde yanıt vermekte gecikmiyor. Uyuyorsa bile bir tekme atıp yeniden uyumaya devam ediyor. Aramızda telepatik bir bağ olduğuna inanıyorum.

Helo'nun gerçek ismini yazdıktan sonra, içime bir kuşku düşmüştü. Daha önce hiç o ismin bir etiketlemeye sebep olup olmayacağını düşünmemiştim. Sonrasında aklıma geldi, acaba belli bir kökene aitmiş gibi yaftalanır mı isimden dolayı diye. Bir süre tereddüt ettim, hatta başladığım duvar süsüne bile devam etmek istemedi canım. Sonra düşündüm, bir yıl sonra bile ne olacağı, şartların nasıl değişeceği belli değilken, çok ileriki bir zaman için bunu kestirmek olanaksız. Kaldı ki bebeğimiz belki Türkiye'de hiç yaşamayabilir bile (Allah bilir), bu yüzden iç sesimden başka birşeye kulak vermemeliyim dedim ve süsümüzü tamamladım.


İmkansızlık insanı gerçekten yaratıcı yapıyormuş. Cem bile şaşırdı, çok güzel oldu çünkü. İsmin yanına bir kelebek kondurmayı düşünmüştüm. Nevresimlerimizde kelebekler var ve kulplarımız da çiçekli. Kelebek figürünü yazıcıdan çıkartıp biraz taşmış şekilde kesmiştim. Kartonu da bu şablona göre kestim, ardından kağıdı kapladım ama kelebek şekli pek belirgin olmadı. Sonra yazıcıdan çıkardığım kağıtta, beyaz yerleri makasla keserek boşalttım ve kartonun üzerine yapıştırdım. Böylece siyah hatlarıyla daha belirgin oldu kelebek.


Kelebeğin noktalı çizgi şeklinde gösterdiğim yolunu da siyah bantı (hani elektrik kabloları için olan bant) minik minik keserek yaptım. Yine harfleri ve kelebeği siyah bantla yapıştırdım, çünkü bu bant iyi yapışıyor ama duvardan kolayca çıkıyor, hiç iz bırakmıyor. Siyah oluşunu özellikle tercih ettim biliyorsunuz, başlarda bebekler sadece konstrast renkleri görebiliyor. Helocum bu süsü yattığı yerden görebilecek.

Resimde isim çok baskın gözükmüyor ama odada oldukça dikkat çekiyor aslında. Aynı uygulamayı, kuş, uğur böceği, arı, helikopter, uçak gibi figürler için yapabilirsiniz. Neredeyse sıfır maliyetli bir süsleme oluyor :)

17 Şubat 2012 Cuma

Arabaya Oturma Ziyareti


Geçen Pazartesi günü çok şükür arabamızı aldık, ikinci el olduğu için devir teslim işlemi o gün yapılmıştı. Ancak burada arabalara plaka verilmesi farklı işliyormuş. Her arabaya özel plaka değil, kişiye özel plaka alınmakta. Bu durumda arabanın sahibinin plaka iptali için başvurması, ardından bizim de yeni plaka almak için bazı işlemler yapmamız gerekiyor. Normalde çok uzun süren işler değilmiş ama arabanın sahibi başka şehirde olduğundan, plakanın iptali, ardından buraya iletilmesi falan vakit aldı.

Nitekim eşim arabayı alınca, iş yerine yakın bir yere parketmiş pazartesi günü. Günlerden beri ben arabayı hiç görmedim, eşim de her akşam işten çıkınca arabayı şöyle bir ziyaret edip, bakıp geliyordu.

Dün aramızda şu konuşma geçti
-Aşkım ben ne zaman görcem arabayı, bari oturmaya geleyim
-Tamam iş çıkışına gel madem, biraz oturur döneriz, gelirken arabaya bir dantel yastık getirirsin hediye olarak
-Aa olur bak hatta termosa çay da koyayım, kurabiye de getiririm oturur yeriz, romantik romantik

İşte bugün çıkıp bir araba ziyareti yapayım dedim. Hediyelerim ve çay keyfi bir sonraki ziyarete kaldı ama, üşendim :) Biraz içinde oturduk, sonra karları temizleyip döndük. Şimdi kendilerini bizim kapı önüne iade-i ziyarete bekliyorum ama ne zaman gelecek artık bilmiyorum :)

Pixlr


Gün içinde bazen eşimin bilgisayarını kullanıyorum. Bir linux uzmanı olarak elbette ki bilgisayarında sadece linux yüklü. Bloguma yazı yazarken resimleri düzenlemek için linuxun ücretsiz fotoğraf editörü Gimp'i kullanmak zorunda kalıyorum ama pek alışkın olmadığımdan Gimp benim için uğraştırıcı oluyor.

Burada resimleri göreceğiniz üzere, biraz önce Tarifsiz Bir GeCe'ye kıymalı pide tarifi koydum. Gimp beni yine bunaltmıştı ki, online bir editör aradım. Bir çok online editör var ancak, çoğu da üyelik istiyor. Ben öyle her yere üye olmayı sevmediğim gibi uğraşmak da istemiyorum. Google da online photo editor yazınca karşıma çıkan Pixlr'a ise bayıldım. 

Öncelikle üye olmak gerekmiyor. iPhone ve android için de applicationları varmış. Open photo editor kısmından bilgisayarda açılmış bir editör gibi pencere çıkıyor, resmi açıp istediğiniz gibi düzenliyorsunuz sonra bilgisayara kaydedebiliyorsunuz. Aşağıda göreceğiniz üzere vintage retro efektler yapmak, bokehler eklemek, değişik çerçeve görünümleri, değişik efektler çokça seçenek var. 

Bloglarında ise çok güzel tanıtım yazıları ve dersler var, ben bayıldım, galiba bundan sonra favorim olacak.

16 Şubat 2012 Perşembe

Keçe Kapı Süsü

Bloguma son olarak yazdığım karamsar yazı daha fazla kalmasın, biraz renk gelsin diye bugün yaptıklarımı koymak istedim. Daha önce burada kısmen belirttiğim üzere, bu kapı süsünü arkadaşımın bebeği için hazırlamıştım. Eşim İstanbul'a giderken götürecekti ama malesef kısmet olmadı. Umuyorum Helocum doğduktan sonra hep beraber gittiğimizde Elacık henüz doğmamış olacak ve biz yetiştirebileceğiz.


Ela harfleri biraz yamuk çıkmış ama gerçekte daha düzgün görünüyor, aydınlık olsun diye perdeye astığım için yamulmuş. Gerçi renkleri tam çıkmadı, bu yüzden aşağıda yeniden çektim. Asmak için kullandığım ip ve bayrakları sanki kuşların ağzı ile tutuyormuş gibi ayarladım.


Aşağıda da dolabın kulplarının bitmiş hali. Geriye kendimize yapacağımız kapı süsü ve tamamlanmasına az kalmış duvar süsümüz var. Sonra yerleştirip resimleyeceğim inşallah köşemizi.


14 Şubat 2012 Salı

Yoksunum...

Yoksunum...
Bir süredir melankolik haller üzerimde bir çok blogcu gibi. Gamze Anne'den hepimiz çok etkilendik ben de öyle. Hamileliğimde üzüntülerden kaçınmak için ne kadar kendimi kapatmaya çalışsam da olmuyor. Bu gece yine düşüncelere daldım.

Dün arkadaşımla gtalktan yazışıyorduk. O da hamile ve annesinde idi. Sonra annesi çağırdı onu, çay yanına birşeyler hazırlamış, konuşmayı kestik. Bu durum bir çok kişi için normalken, hatta o an ben bile bunu gayet sıradan karşıladığım halde gece bana olanlar oldu. Nasıl da içime işlemiş bu minicik bir olay. Öyle çok hissettim ki yoksunluğunu, yemek falan değil özendiğim , annenin çağırması, ilgilenmesi, sonrasında sohbet edip çay içecek olmaları...

Sonrasında başladım saymaya, hamileliğim çok şükür çok iyi geçti ama birçok şeyden de yoksundum.

-Annemin, ablalarımın, sevdiklerimin ilgisini hiç göremedim, herkesin çok şikayet ettiği, yolda tanımadığı insanların karnına dokunmasını hiç yaşamadım, o ilgiyi bile görmeyi bile öyle isterdim ki..

-Yakınlarımın sevdiğim şeyleri hazırlayıp bana süpriz yapmalarını hiç yaşamadım, canım birşey istediğinde çoğunlukla kendim yapmak zorundaydım ve genelde de üşendim.

-Doktordan geldiğimde, bebekle ilgili birşey aldığımızda, yapacağımız hazırlıklarda konuşacak, bıcır bıcır anlatacak biri olmadı yanımda. Dün doktor muaynehanesinde beklerken, dilini anlamasam da yanında arkadaşı ile gelen, sevinçle ultrason resimlerini gösterip, birşeyler anlatan hamile bayana baktııım baktım

-Bazen üzerime tembellik çöküp de yemek pişirmek istemediğim zamanlar, dışardan sipariş verme (neredeyse hiç yok) veya hadi anneme gidelim de orda yiyelim deme şansım da hiç olmadı

-Yine yorgun hissettiğim zamanlar evi temizlemeye yardım edecek kimse yok yanımda, orda olsaydım yeğenim ablam kesin imdadıma koşardı

- Çevremdeki tüm hamilelere bebek şekeri, baby shower gibi şeyleri hazırlama sorumluluğunu keyifle üstlenirdim, bana böyle birşeyi yapacak ne arkadaşım ne de katılacak kimse yok burada.

-Kendimi naza çekmek istediğimde nazımı dinleyecek, beni; aman iyi giyin, üşüme, kaldırma, soğukta dışarı çıkma diye azarlayacak annem de yok yanımda

Bu liste uzar gider ama daha fazla uzatmayacağım. Bütün bu yoksunlukların bana kazandırdığı tek şey güçlü olmak zorunda olmam. Biraz ağlarım sızlarım sonra daha da dirayetli hale gelirim. Burada eşimin yanında olmaktan, onun ilgi ve sevgisinden asla şikayetçi değilim fakat herşey dört dörtlük olmuyor tabi ki. Bu hislerim birkaç saat sonra geçer gider ama hamilelik günlüğümde kalmasını, ilerde okuduğumda hatırlamayı istiyorum.

Bu yazıyı kimseden yorum,empati,sempati, öğüt, almak için yazmadım. Zaten yorumlara da kapalı.

13 Şubat 2012 Pazartesi

33. Hafta, 2222 gr.

33. Hafta, 2222 gr.
Gebelik günlüğümde her haftaya özel bir başlık ilave ediyorum biliyorsunuz. Bu hafta ne yazacağımı bilmiyordum ki bu sabah Helo yine bize hoş bir sürpriz yaptı. Bu sabah doktor kontrolümüz vardı, kilosu tam tamına 2222 gr çıktı. Doktor da söylerken tebessüm etti, bu kadar olur yani :)

Madem kontrolden başladık önce onu anlatayım. Son zamanlarda hıçkırıklarını aşağılarda hissetmem ve nispeten daha sakin oluşu sebebiyle, herhalde baş aşağı pozisyon aldı da keyfi yerinde diye düşünmeye başlamıştım. Çünkü son doktor kontrolümüzde başı yukardaydı. Meğer yine dönmemiş Helo'cuk, dimdik duruyor. Doktor daha zaman olduğunu ama eğer bu pozisyonda ısrar ederse sezeryan olacağını söyledi. Bu konuda biraz üzüldüm bir süre ama sağlığı herşeyden önemli tabi. Dönmesi için dua edeceğim bakalım dönecek mi?

Diğer yandan böyle asi bir karakterinin olması da yüzümü gülümsetiyor. Cem'e diyorum bu da anası gibi dediği dedik çaldığı düdük olacak galiba. Eğer öyle olursa çok uğraşacağız demektir. Doktora bundan sonra 15 günde bir gidicez ve iki kontrol için randevumuz belli. Eğer sezeryan olursa 38. in muhakkak dolmasını bekleyeceğimizi, sonrasında ise gün ve zamanı seçebileceğimizi söyledi. Bu durumda yeni düşünceler aldı beni ama daha vakit var, diğer kontrollere kadar kendimi rahat bırakacağım.

Oysa son zamanlarda baş aşağı dönmediyse dönsün diye neler yapıyordum. Köpek pozisyonunda durmalar, çömelmeler... Her sabah uyandıktan sonra biraz diz dirsek şeklinde durup belimi de esnetiyordum. Artık hakkımızda hayırlısı.

Geçen hafta yazısında hastane çantasını sorduktan sonra gelen yorumlar çok yardımcı oldu ve çantayı hazırladım sayılır, sadece birkaç eksiğimiz var ki, onlar da listelendi, alınıp çantaya atılacak. Her şeyden bol bol hazırladım. Çantayı 3 gün için sormuştum, gerçi sonradan öğrendiğimize göre, örnek verdiğim kişilerin doğumu biraz ağır geçmiş, o yüzden 3 gün kalmışlar, herkes 3 gün kalmayabilirmiş yani. Ama ben yine de fazladan hazırladım olsun.

Bu hafta babası Helo'yu yüzmeye götürmek istedi. Cuma günü iş çıkışında buluştuk, bir otelin havuzuna gittik. Aslında halka açık havuzlar da var ama özel bir otelin sterilizasyonu daha iyidir diye onu tercih etmiştik. Gerçi oraya bir daha gitmeyiz herhalde. Pek komik şeyler yaşadık çünkü, o kısmı bize kalsın :) Ben de doğuma yardımcı olsun diye çeşitli egzersizler, bacak hareketleri yapıp bunu biraz abartınca, ertesi gün tüm gün bacaklarım ağrıdı. Pazar günü de alışverişe gittik, Helo'nun bazı eksiklerini aldık, müthiş indirimlerden kendimizi de alıkoyamadık ve elimiz kolumuz döndük. Meğer doktor da bizi dün görmüş avm de çok sevimliydiniz dedi.

Alışveriş merkezinde bozuk para ile çalışan masaj koltukları var ya, Cem ona oturmam için ısrar etti ben de yaptırdım. Ay öyle komik oldu ki, göbeğim ve ben zamngır zangır sallanıyoruz, ben gülmekten duramıyorum, her geçen bana şöyle bir bakıyor çok utandım. Ama gerçekten çok iyi geldi masaj, bir de 15 dakka sürüyormuş, bitmek bilmedi. Şimdi düşünüyorum da doğuma kadar her hafta yaptırsam ne güzel olur. 2 euro zaten hiç bişey değil.

Geçenlerde Helo'nun gerçek ismini yazdıktan sonra, çok güzel yorumlar almama rağmen içime bir kurt düştü. Acaba söylemekte acele mi ettim, başka isimler beğenir miyiz diye. O günden sonra kocacım hadi gel isim bakalı dedi, listeleri açtık internetten. S harfine kadar geldik (gerisine daha bakacağız) , buraya kadar 3 farklı isim daha kaydettik ben de Helo'ya sormaya karar verdim. Aynı uygulamayı ablam da yapardı, "şu ismi istiyorsan bir kere, istemiyorsan iki kere tekmele" gibi soru sorardı bebeğe. Bütün seçtiğimiz yeni isimlere hayır, Dila'ya evet dedi yeniden. Üstelik bir kaç kere de denedim. Yine alternatiflere açığız ama bakalım son kararımız ne olacak.

Bu haftanın bir diğer gelişmesi de bugün kesinleşecek olan, araba alışımız. Son bir aydır araba araştırıyorduk. Geçen hafta bir arabayı beğendik, anlaştık bugün kontrat imzalanacak. Biz kocacımla yıllardır toplu taşıtların baş üyesiyiz fakat bebek gelince bir araba gerekir diye harekete geçti babası. Yıllardır beni hiç arabayla gezdirmedin, bir kere bile şöyle sefa sürmedim, kızına daha doğmadan hazırlıklar yapıyorsun diye dırdır yapıyorum Cem'e :) Şaka bir yana, İstanbul'da işe giderken hep deniz yolculuğu yapmamız gerektiğinden arabayı hiç düşünmedik, burda da araçların ordakilerin yarı fiyatı olması çok işimize geldi doğrusu, orda olsak o kadar fiyata araba almaya öncelik verebilir miydik kestiremiyorum. Bu ilk arabamız olacağı için eşim de ben de çok heyecanlanıyoruz, gezilecek yerler için hayaller kuruyoruz...

Birçoğunuzun haberi vardır Gamze Anne ile ilgili, burada iken elimden fazla birşey gelmese de, dua etmek ve elimden geldiğince çok kişiye ulaştırmak konusunda yardımcı olabilirim. Zaten ilk duyduğumda Facebook grubuna üye olmuştum.

Yeni açılan ve durumunu, ihtiyaçlarını birebir yansıtan blog burada.

Facebook grubuna üye olmak için buraya

Kişisel blogu için buraya

Son bir haftadır o kadar güzel bir destek sergileniyor ki, bunca insanın emeği ve dualarıyla, güzel şeyler olacağına inanıyorum ben de.

10 Şubat 2012 Cuma

İki WordPress bir Blogger Teması ve Temalar Üzerine

Tema yapmayı seviyorum, zevkle yapıyorum fakat malesef ki her birine yetişemiyorum, en azından blog sahiplerinin istediği hızda. Sağolsun bir çok kişi temalarımı beğeniyor, sıraya giriyor ama bazen de beklemek zor gelebiliyor. Onlara elbette ki hak veriyorum ve diyebileceğim birşey yok.

Bazı kişiler blog teması yapmamın benim gerçek işim olduğunu düşünüyorlar, oysa ki sadece hobim ve boş vakitlerimde (tabi bazı zamanlarda çok yoğun yapıyorum, asıl işim hobi gibi oluyor) yapıyorum. Bunun dışında hamileliğin getirdiği bir rehavet de oluyor ki, yine de benden bekleyenlere doğumdan önce karşılık vermeye, en azından verilmiş sözleri yerine getirmeye çalışacağım.

Aşağıda geçen hafta içinde biten temaları görüyorsunuz, bunlar ne zamandır bekliyor ben bile unuttum. Herhalde sahipleri daha iyi biliyordur.


Fotografik Hatırlar blogu, Ülkü'nün uzun zamandır hayali idi. Asıl sitesi bir fotoğraf sitesi olacak, ama blog kısmında da günlük hayatını anlatacaktı. Ona da söyledim, doğrusu ne istediğinden bir türlü emin olamıyordu, gördüğü diğer sitelerden çok etkileniyor, nasıl bir düzen kurması gerektiğini kestiremiyordu. Fotoğrafçılar için portföy siteleri olarak çok şık durması sebebiyle flash sitelerden istiyordu ama ben önermedim. Flash siteler, site sahibi ve google için dost değil. Site sahibi güncelleme yapamıyor (sadece en başta flash site oluşturulurken belli sayıda resim yükleniyor o kadar) ve Google aramalarında flash sitelerdeki yazılar çıkmıyor. Bu yüzden bir wordpress sitesi önerdim ve şu an yapım aşamasında. Bu siteyle aşağı yukarı benzer görsellere sahip olan blogu da yayına başladı. Blogu bir alt domain açarak oluşturduk. Ana domainde fotoğraf sitesi yer alacak. Her birine ayrı wordpress yüklendi ve güncellemeleri farklı olarak yapılabilecek. Bir hosting firması ile anlaştığınızda, eğer paket izin veriyorsa, aynı hosting hesabına çok sayıda alt domain açılıp, bunların her birine ayrı ayrı wordpress kurulabiliyor.

Fotoğrafik Hatıralar'da minik detaylara dikkat çekmek istiyorum. Devamını oku görselleri ile yazı başlığına tıklandığında çıkan önceki ve sonraki kayıt görselleri. İkonumuz minik uğur böceği her yerde :) Bir çok sitede/blogda olmayan yeni bir özellik de ekledim: arkadaşına gönder butonu (örnek burda yazının sonunda). Bunu bir eklenti ile yapmak mümkün mü bilmiyorum ama ben tamamen kafamdan oluşturduğum bir kodu ekledim ve oldu. Ona tıklandığında ilgili yazıyı e-mail olarak göndermeye imkan veren bir pencere çıkıyor. Artık wordpressin genel prensiplerini anladığım, kodları istediğim gibi değiştirebildiğim için mutluyum.


İkinci wordpress teması ise Parti Home. Yukarıdaki tema ve bunun için aynı temel şablonu kullandım. Çünkü bu şablon gerçekten hoşuma gitmişti. Tabi iki sitenin de slayt istiyor oluşunun da etkileri var. Parti Home da ise, farklı olarak, sitenin sevimli haline uyan özel fontlar kullandık. Kağıt tasarımı ürünler yapıldığı için, yazı arkaplanını karton kağıt dokusunda düşündüm, çok hoş oldu. Sitedeki ürünler çok renkli olduğu için, tasarımın diğer kısımlarında fazla süslemeler yapmadık, renkleri soft tuttuk ki, ürünlerin kendileri ön plana çıksın.


Biten bir diğer tema ise Miskokulu Lezzetler. Bu tasarımı görsel olarak çook önceden bitirmiştik. Resim hali hazırdı ama bir türlü kodlayamamıştım. Kodlamaya başlarken, Blogger'ın, wordpressde olan ve çok sevdiğim yorumları yanıtlama fonksiyonunu başlattığını öğrendim. Bu fonksiyon çok hoşuma gitmekle birlikte, benim uzun deneyimler sonucunda oluşturduğum, en kapsamlı blogger taslağımda çalışmıyordu. Sadece bloggerın Şablon Düzenleyicisi içinde yer alan taslaklarda ve bazı yeni templatelerde mevcuttu. Ben de wordpressden uyarlanmış bir blogger şablonu üzerinden, yeniden kodladım temasını. Sade ama çok şık oldu, minik ayrıntılar var, ve bir de headerda not defteri şeklinde bir giriş yazısı :)

Tema yapan biri olarak bunu söylemem biraz tuhaf kaçabilir ama bir blogun/sitenin dikkat çekici olmasını sağlayan şey tema değildir. Tema sadece siteye girince ziyaretçilerin 3-5 sn dikkatini çeker. Bundan daha ziyade, sitenin güzel olmasını sağlayan unsurlar benim fikrime göre şöyle

  • Sitedeki yazılı alanların durumu: Bu ikiye ayrılıyor, birincisi ve en önemlisi font tipidir ki, fontun okunabilir olması ve türkçe karakterlerde bozukluğa sebep olmaması. Bozuk fontlar beni çok itiyor, okumaktan kaçınıyorum. İkincisi ise font rengi ki, sayfa arkaplanı ile mümkün olduğunca konstrast olmalı, yazılar ne çok büyük ne çok küçük olmalı
  • İlk madde olmadan okunabilirlik sağlanamayacağı için, yazının içeriğinden daha önemli bence. İkinci önemli husus, yazının içeriği, akıcılığı. Bir de yazıda paragraflar ve resim-yazı arasında bazen çok fazla olan boşluklar. İmla kuralları da önemli. Fazla boşluk olmamalı, imla kurallarına uyulmalı.
  • Üçüncüsü yazılara eklenen görseller. Çok ama çok önemli. Birçok beğenilen sitede görsellerin tüm yazılarda aynı şekilde, ebatta ve yerleşimde olduğuna dikkat edin. Kimi büyük kimi küçük değil, kimi solda kimi sağda değil. Hepsi uyumlu.

8 Şubat 2012 Çarşamba

Helo'nun Gerçek İsmi

Helo'nun Gerçek İsmi
İsim konusunda öyle takıntılı biri olmadım hiç. Değişik olsun, duyulmamış olsun, en güzel olsun gibi heveslere kapılmadım. Eskiden beri sevdiğim bazı isimler vardı, mesela

- okuduğum tanzimat dönemi romanlarından Lamia, Feride, Maide .. gibi eski isimleri hep çok sevdim
- ya da halk edebiyatındaki isimler Balkız, Cankız,Zeliş, Aykız...
- Yörük hikayelerindeki öz türkçe isimler de güzel geliyordu, Gökçe, Ayça gibi
- Yeni modern isimlerden de bir çoğunu beğeniyordum, öyle güzel isimler var ki
- Lale, Leyla gibi isimleri de çok melodik bulurdum, la hecesi kulağıma çok hoş geliyor nedense,
- ama eskiden beri kızım olursa adını Ayşegül koymak isterdim, ilk okulda çok sevdiğim bir arkadaşımdı, sonra liseye giderken bir gün evlerinin önünden geçerken cenazesini gördüğüm...

Ancak çok önemli bir kriter vardı ki benim için, ismini kızımın seçeceğine inanıyordum. Bence bütün bebekler öyle yapıyor ya. Bir işaret olacaktı kanımca, rüya yada bir his, o ismi duyduğumda "İSTE BU KESİNLİKLE ONUN İSMİ" diyecektim. Hep o işareti bekledim.

Cem'le özellikle kitap ve internet arşivleri karıştırmadık, ben birkaç siteye bakmıştım ama, ne orda ne de aklımıza gelenlerden ikimizin de işte bu dediği isim çıkmıyordu. Ya o ya ben bir kusur bulduk tüm isimlere. Yukarıda yazdığım tüm isimler de ya onun içine sinmedi, ya da Türkçe karakter içeriyordu. Burda olduğumuz için Türkçe karakter olmasın ve kolay anlaşılan okunan bir isim olsun istedik. Tam anlamıyla içimize sinen bir isim bulamıyorduk ama hiç de acele etmedik. En kötü ihtimalle doğunca gözlerinin içine bakıp, "bu kız kesinlikle ..." diyebilirdik belki.

Yine de çok uzun sürmedi işaretin gelmesi. 20. haftada (hatta makalemin kabul edildiğini öğrendiğim gün, çünkü öncesinde aşağıdaki olay gerçekleşmişti) ismi belli oldu Helo'nun. Ancak kesin bu olacak demedik, belki başka ilhamlar da gelir diye bekledik, gelmedi.

O gün arkadaşım Aytül ile facebooktan yazışıyorduk. Çevremizdeki herkes gibi o da isim öneriyordu bize, birçok isim söyledi, hepsine bir kusur buldum. Sonra şöyle dedi
-Hocam burda ... ablanın kızı var ismi Ayşe Dila, görseniz öyle tatlı öyle akıllı ki
-Aaa ne dedin sen Dila mı dedin. (burda kalbim birden bire güm güm atmaya başladı)
-Yok Ayşe Dila dedim
-Cem Ayşe'yi beğenmiyor, ama sadece Dila olabilir belki anlamı neymiş (içim kıpır kıpır yerimde oturamıyorum, kalbim yerinden çıkacak gibi, Helo da hareketlendi)
-Gönülden seven demekmiş
-Çok güzelmiş anlamı, dur bekle Cem'e sorayım.

Gtalktan Ceme yazıyorum
-Aşkım Dila nasıl
-Güzeeeeel, anlamı neymiş
-Gönülden seven demekmiş
-Çok güzelmiş anlamı tamam olabilir.

-Aytüüüül, Cem de çok beğendi biliyor musun ilk defa bir isime ikimiz de ısındık ve ben çok değişik hissediyorum, hiç böyle hissetmemiştim, galiba ismi bu olacak.
-Ya çok sevindim, çok güzel bir isim, hocam Cem abi ile sizin aşkınıza da uyuyor bu isim
-Öyle galiba sen de kızımızın isim annesi oldun böylece, çok sağol.

İşte böyle bir konuşmanın ardından ismi ortaya çıktı. Dila. Bu ismi sınav kağıtlarında görüyordum ama çevremde tanıdığım bu isimde kimse yok. Hani bazı isimlerde aklınıza o kişi gelir de onun beğenmediğiniz huyları sebebiyle vazgeçersiniz öyle değil, tamamen nötrüm bu isme karşı.

O zamandan beri diğer önerilere de açık olduk, yeni isimler de düşündük ama hiç birinde aynı hissi alamadık. Bugün hala Dila dedikçe içimde aynı kıpırtıyı hissediyorum. Kulağıma çok melodik geliyor, anlamına bayılıyorum, istiyorum ki, kalbinde bolca sevgi olan biri olsun, neyi severse sevsin gönülden sevsin.

İşte isim hikayemiz böyle, Allah nasip ederse, Helo'nun gerçek adı Dila olacak.

dipnot 1: nedense bu yazıyı tekrar okuduğumda gözyaşlarımı tutamadım, çok değişik hissettiriyor bana, hakkımızda hayırlısı.

dipnot 2: yazıyı duvar süsü ile birlikte yayınlayacaktım ama daha bitmedi ve ben de bekletmek istemedim.

7 Şubat 2012 Salı

İsim Yazılı Duvar Süsü


Birçok yerde görmüşsünüzdür, beşiğin üzerine bebeğin ismini yazan blok harfler asılarak süsleme yapılıyor. Çok önceden beri yapılacaklar listemdeydi ancak nasıl yapacağımı uzun uzun düşünmek zorunda kaldım.

Burada hayatımızda ilk kiracılık tecrübemizi yaşadığımızdan mıdır nedir, eşim çok hassas ev konusunda. Çivi bile çaktırmıyor. Zaten iç duvarlar da bir değişik, ince ve taş gibi değil de başka bir malzeme sanki. Duvarlara çivi çakamayınca raf hayallerim de suya düştü ama napalım artık, başka evlerde güzel odaları olur inşallah kızımızın.

Genelde ahşaptan olan bu harfleri duvara monte etmek için çivilemek gerekiyor, biz başka çözüm bulmak zorundaydık. Aklıma yalıtımda kullanılan izolasyon köpükleri geldi. Hani daha sıkı ve kalın olanlar. Onlardan bir tabaka alır, harfleri keser, üzerlerini süsler ve çift taraflı bant ile duvara yapıştırırım diye düşündüm.

Sonra beşiği alınca onun kutusu ilişti gözüme. İlk etapta bu mukavvayı denemeli olmazsa köpük alırım dedim. Karton neden ilk başta aklına gelmedi diyebilirsiniz ama ben derinliği olan kalın harfler istiyordum. İnce olunca istediğim görüntü olmayacaktı.

 Neyse, kartonu birkaç katman kesip üstüste koyarak daha kalın yapmaya karar verdim. Yandaki resimde iki adet üstüste yapışmış mukavva var. Yine düşündüğüm kadar kalın olmadı ama zorlu bir font seçtiğimden daha fazla uğraşmak zor geldi. Zira daha diğer harfler var. Mukavvayı makasla kestim ama kıvrımlı bölümler zorluyormuş makasla da olsa.

Sonra çiçekli paket kağıdıyla kapadım. Aslında kendinden yapışkanlı kağıt aradım ama güzel desenli bir kağıt bulamadım. Mecburen yapıştırıcı ile kaplayınca, kağıt da ince olduğu için nemden biraz buruştu. Fakat uzaktan bakınca pek anlaşılmıyor.

Şimdi diğer harfleri de tamamlayıp, duvara çift taraflı bant ile yapıştıracağım. Artık Helocuğumun ismini o zaman ilan ederim. Anlaşıldığı üzere D ile başlıyor ismimiz :)

Sonradan güncelleme, duvar süsünün bitmiş haline buradan bakabilirsiniz.

6 Şubat 2012 Pazartesi

32. Hafta, Hastane Çantası Sorunsalı

Günaydın, evet uyanalı çok oldu ama kendime gelemedim hala, bu gece yine Helo'cum çok hareketliydi. Yanda yer alan sayaçta, geçen hafta için bebeğin çoğunlukla uyuduğu bilgisi vardı. Şaşırtıcı derecede doğru çıktı bizim için. Helo bir haftadır neredeyse sürekli uyudu, öyle ki çoğu zaman hareket etmiyor diye yüreğim ağzıma geldi. Bu geceden itibaren ise yeniden eski performansına döndü. O yüzden şikayetçi değilim, iyi olsun da yeter ki, ister tepinsin, ister uyutmasın.

Bu hafta ardarda üç ölüm haberi aldım, bu yüzden moralim pek iyi değildi. Hayat bu elden bişey gelmiyor ama biri daha bebek olduğu için çok etkilendim, bol bol dua ettim. Allah sabır versin geridekilere, çok zor gerçekten.

Türkiye kar altındayken burada kar yoktu ama size göre çoook soğuktu. Günler ortalama -20, -25 derece (geceler daha soğuk) geçti. Cumartesi gününe kadar kar yamamıştı, Cumartesi bolca yağarak heryer doldu. Üstelik yerler kupkuru olduğu için, kar, kum taneleri gibi rüzgar estikçe savruluyordu. Birkaç kere yakındaki markete gitmek dışında pek çıkmadım, dün de Tescoya gittik, en uzun dışarda kalışım oydu. Giderken yürüyerek gidiyoruz (bir durak ötede), dönüşte elimizde poşetler olduğundan otobüsle dönüyoruz. Hava öyle soğukmuş ki yüzüm botokslu gibi oldu, herhalde dedim İstanbul'da olsam herkes bana dışarı çıkma derdi :) Gerçi soğuk havayı soluklamayı seviyorum. İçime çektiğimde temiz hava zindelik veriyor ve canlandırıyor. Zaten hava bu kadar soğuk olsa da her gün mutlaka evi bir saat havalandırmayı hiç ihmal etmedim. Çok şükür bu zamana kadar bir hastalık da olmadı.

Hamilelikle ilgili sıkıntılarım hala devam eden mide yanmaları (ama eskisi gibi kötü değil ya alıştım ya azaldı), geceleri ellerimin uyuşması ve daha önce hep yazacak olduğum halde unuttuğum kabızlık. Normal hayatımda da bağırsaklarımla aram pek iyi değildi, hamilelikte iyice boşladılar işlerini. O kadar zorlanıyorum ki içimden diyorum allahım beni doğuma mı hazırlıyorsun yoksa. Gerçi öne eğilmeden o işi yapmaya çalışmak ayrıca zormuş. Geçen hafta bir keresinde artık kanadı ve yara oldu o derece. Bu konuda tecrübelerim sonunda, benim tek işime yarayanın kuru incir yemek olduğunu biliyorum ama bazen ihmal ediyordum, şimdi düzenimi bozmamaya çalışıyorum.

Sıkıntılara bir de yorulmayı eklemek lazım ki, 2-3 saat boyunca ayakta durduğum market ziyaretinden sonra artık iyice ağrıyor bacaklarım. Tabi bayanların işi market alışverişi ile bitmiyor. Misal dün geldim, poşetleri boşalttım, biraz bulaşık vardı yıkadım, yemeklik malzemeleri hazırladım, bir süt molasında dinlendim, ardından yemek yaptım, yedik, bulaşık yıkadım vs. Toplamda daha uzun süre ayakta durmuş oluyorum yani :)

Geçtiğimiz Cuma günü eşim İstanbul'a gidip birkaç gün kalacaktı. Sabah erkenden Budapeste'ye gitmek için trene bindi. 3,5 saat sürüyor, ordan havaalanına gidişi de eklerseniz 4-4,5 saat sonunda havaalanına varmıştı ki telefon etti. Uçuş iptal olmuş. Ben hava şartları sebebiyle zannettim ama meğer Malev iflas etmiş (tam da o gün olmuş ne şans), o sabah itibariyle de bütün uçuşlar durmuş. Havaalanı çok kalabalıkmış, tvler falan varmış. Bana telefon etti ve internetten başka uçuş baktım ama tek uçuş olan THY nin tüm biletleri tükenmişti. Mecburen geri döndü. Aslında bir bakıma çok sevindim, çünkü ne kadar güçlü olmaya çalışsam da, bu şehirde tek başıma kalacak olmaktan korkuyordum. Düşününce oradan getirilecek çok acil ihtiyaçlarımızın olmadığına karar verdik, birkaç önemli parçayı da, şu an İstanbul'da olan buradaki tek Türk arkadaş gelirken getirecek, iyi oldu yani.

32. haftayı doldurduğum için, işyerimden doğum iznine ayrılma zamanı geldi. Geçen hafta doktor raporunu (ve yurt dışında olduğum için çevirisi, onayı içeren birçok belgeyle birlikte) hazırlayıp internet üzerinden gönderdim, orjinalleri de posta yoluyla yola çıktı. Normalde orda olsaydım daha çalışmaya devam eder miydim bilmiyorum ama görevlendirme iznim dolduğundan ve tekrar İstanbul'a dönme şansım olmadığından bu hafta izni başlatmak zorundaydım.

Son birkaç aydır hiç bir muaynede Helo'yu ultrasondan görmediğim için (aslında bakılıyordu da, ben değil Cem görüyordu) yüzünün nasıl olduğunu bilmiyorum. Bu sıralar öyle çok merak eder oldum ki, bir sonraki kontrolde ne olursa olsun tüm görüntüleri almak istiyorum.

Başlığa yazdığım konuyu neredeyse unutacaktım. Sanırım çanta hazırlasam iyi olur. Hastane çantasına neler konacağına dair fikrim var, internette de çok kişi listelemiş zaten. Ama benim sizlere sormak istediğim şu.

Burada doğumla ilgili bildiğim tek örnek, eşimin iş yerindeki Nijeryalı arkadaşının eşi. Benim de muhtemelen doğum yapacağım hastanede normal doğum yapmış ve 3 gün kalmışlar. Bizim de 3 gün kalabilceğimizi göz önüne alarak, 3 gün için neyi, ne kadar koymam lazım çantaya kestiremiyorum. Yani bebek için kaç takım kıyafet, anne için kaç tane gecelik böyle şeyler kafamı kurcalıyor. Bir de hastane prosedürünü bilmediğim için, acaba bebeği yıkarlar mı, eğer sadece silerlerse, kıyafetler batar mı? Batarsa bunlar çıkan lekeler mi? İşte bu yüzden çok beğendiğim değil de gözden çıkarabileceğim kıyafetler mi almalıyım? Böyle şeyler düşünüyorum. Bir yanım hiç bir eşya bebekten değerli değil, o kadar plan yapma diyor, bir yanım da özene bezene aldıklarımı doya doya giydirmek istiyor, böyle kararsız kalıyorum. Bu konuda önerilere ihtiyacım var.

Bu haftanın şarkısı da ninni olsun. Bu ninniyi geçenlerde kendi kendime söylerken, Cem de tamamını dinledi (muhtemelen ilk defa) ve yıldızlı yerlere sansür koydu. Bu ninniyi değiştirmediğim sürece söyleyemezmişim. Diyeceksiniz ki aman o da bişey mi diye fakat gerçekten eşim diye demiyorum bunca yıldır (14 yıl) ağzından hiiiç küfür duymadım. Dolayısıyla bu yasağı koymaya hakkı var. Ninniyi herkes biliyor ama buraya yazdığım yıllardır bütün yeğenlerime söylenen bizim aile versiyonu, gerçekte böyle mi bilmiyorum.

Dandini dandini dostana, danalar girmiş bostana
Kov bostancı danayı, yemesin lahanayı

Lahanayı değil kökünü yemiş, ....'nın gelmiş g*tünü yemiş,
Uyusun da büyüsün demiş, tıpış tıpış yürüsün demiş.

Dandini dandini day kuşu, .... da çıkamaz yokuşu
Yokuş da yolu otludur, .... 'nın g*tü b*kludur.

Dandini dandini danalı bebek, elleri kolları kınalı bebek
Uyusun  da büyüsün bebek, tıpış tıpış yürüsün bebek

Dandini dandini dan ister, babasından don ister
Keten de donları beğenmez, streç pantalon ister (büyük ablamın ilavesi)

Hu hu hu huuuuu....  (ninni söylenirken istenilen kısım sonsuz kere tekrar edilebilir)

Not: Bu ninniyi en çok en büyük yeğenime söylenirken dinlemiş olmalıyım, ..... yerlerini söylerken hep onun ismiyle dolduruyorum. Helocumun ismine alıştırma yapmam ve * lı yerleri değiştirmem lazım :)