İki gün önce Slovakya'ya geri döndm kısa bir tatilin ardından, daha önce alıp okuyamadığım Gülse Birsel'in kitabını havaalanından aldım ve uçakta okudum. Tüketim konusunda bazı şeylerden bahsetmek istiyordum ki, kitapta da bununla ilgili birkaç yazı vardı, bunun üzerine unutmadan yazmak istedim.
Yazlık kitabı esprili olması bir yana bazı açılardan farkında olmadan bilgi verdiği ve yönlendirme yaptığı için hoşuma gitti. İnsan böyle şeyleri keyifle okuduğunda daha öğretici olacağı muhakkak. Gülse Birsel'de bence bunu yapmaya çalışıyor. Kitapta 50 li yıllardan itibaren günümüze kadar olan neslin çok iyi tüketici olduğunu (yani herşeyi sınırsızca düşünemeden tüketene iyi diyorum pazarlamacılar açısından bakarak), dünyayı yok etmeye başladıklarını, bundan sonraki nesillerin ise bu dünyayı uzun süre daha yaşanılır kılmak için dikkatli olmaları gerektiğinden bahsetmiş. Bir önceki nesil dünyayı hor kullanarak gelecek nesile böyle bir sorumluluk yüklemiş oluyor.
Amerika'da ise son yıllarda ekonomik krizden sonra yeni bir akım başlamış, daha az tüketme, az eşya ile yaşama gibi. Zengin kişiler hayatlarından fazla eşyaları çıkartarak daha küçük evlere geçmiş, kimisi kendini 100 kişisel eşya ile sınırlandırmış vs. Ve yapılan bilimsel araştırmalar da satın alınan maddi bir şeyin (giysi, çanta, ...vs) verdiği hazzın süresinin, kültür ve sanat, keyif etkinliklerine harcanarak alınan hizmetin verdiği keyif yanında çok çok az olduğunu göstermiş. Yani mesela aldığınız şeyi bir iki kez giydiğinizde, yada süper lüks bir evde bir süre oturduğunuzda beyin artık ona sahip olduğu için haz vermiyor, ama keyifle yapılan etkinlikler aylarca zihinde kalıyormuş.
Bunu araştırma sonuçlarından çok önce biliyor ve farkındaydım. Geçen yaz, ablam ve yeğenlerimle dört kız güzel bir gezi yapmıştık. Yolculuk masrafları ve biraz paraya kıyıp güzel bir restoranda yediğimiz masrafları düşündüğümüzde 4 kişi için bayağı bir para harcamıştık. Yemekten sonra dönerken mağazalardaki bazı şeylere içimiz gidince, ve paramız da kalmayınca ablam,"keşke yemek yemeyip bunları alsaydık, sonuçta iyi de yesen kötü de yesen hepsi b*ka dönüşüyor, oysa bu eşyalar kalacaktı" dedi. O an mantıklı gibi görünüyordu ama aylar sonra bana başka bir konuşmada şöyle demişti.
"O gün yaptığımız geziyi hiç unutamıyorum, ne kadar güzeldi, ne kadar keyifliydi."
Oysa alacağımız şeyleri birkaç giyişten sonra sıkılacaktık ve neredeyse 1 yıl sonra bile o gezinin keyfi hatırlanıyordu.
Ben öğrenciliğim zamanımda kısıtlı bütçemden dolayı aşırı alışveriş yapan biri hiç olamadım. Çalışmaya başladıktan sonra da alışkanlıktan olsa gerek, bir şeye ihtiyacım olmadıkça almadım. Sadece giysi değil her türlü şeyi kastediyorum. Kendimi kaybedip de aldığım şeylerin sayısı çok azdır. İstanbul'daki evimizin ufak oluşu sebebiyle de ne ev eşyası ne de giyecek konusunda aşırıya kaçtık. Evimize gerektiği kadar fazla boğmayacak şekilde eşya aldık, alırken kullanışlı ve ekonomik olanları seçtik. Bir şey alacağımız zaman da öncesinde evden bir şeyi çıkarmak gerekiyor, çünkü yer yok.
Şimdi Slovakya'da ise o kadar az şeyle yaşıyoruz ki. Ev hazır eşyalı olduğundan ev eşyası anlamında bir şey alamıyoruz çünkü kalacak, kişisel eşyalarımızı da taşınma durumunda zor olmasın diye sınırlı tutuyoruz. Buzdolabımız tezgah altı mini dolap olduğundan yiyecek bile stoklayamıyoruz, gerektiği zaman gerektiği kadar alıyoruz.
Hatta burdan İstanbul'a gittiğimizde ev bana o kadar kalabalık geldi ki, Ce ile gider gitmez elden geçirdik. Yine giymediklerimizi Sevgi Mağazasına götürdük, işe yaramayanları attık.
Slovakya'da çok daha az eşya ile yaşadıktan sonra herkese söyler oldum, aslında o kadar çok eşyaya hiç ihtiyacımız yok, hayatımızı kalabalıklaştırıyorlar, zamanımızı çalıyorlar ve paramızı boşa harcıyorlar. İnsan ilk başta aman şunsuz yapamam bu da bana lazım vs gibi düşünse de yapımız gereği yeni durumlara o kadar çabuk alışıyoruz ki, şimdi diyorum bir valiz eşya bana yeter, her yerde yaşayabilirim, eşya olarak olmazsa olmazım neredeyse hiç yok. (Bilgisayarımı dışlamam lazım çünkü tüm işlerimi onda yapıyorum ama herhangi bir bilgisayar da olabilir tabi)

Bir önceki yazıya sevgili Duru Bilge instagram açsana diye yorum yazmış. Bildiğim kadarıyla sadece iPhone için bir uygulama o. Benim telefonum, Samsung Galaxy Spica (çok ucuza-500tl kapmıştım Hepsi Burda'dan, onu da havaalanlarında falan eşimle internetten haberleşebilelim ve gprs ile yolumu bulabileyim diye seçmiştik, o zamanki fiyatı 750 idi). Geçenlerde iphone fiyatının 1850 tl olduğunu gördüm ve şok oldum. 1000 tl den fazladır diye tahmin ediyordum ama bunu beklemiyordum ki ben yakında macbook air bilgisayarımı neredeyse o fiyata aldım ve telefon bilgisayarın yerini tutamaz kanımca. Çünkü benim işlerimi yapmam için bilgisayar lazım. Neyse demek istediğim o ki, şu anki durumumda ben bir telefona o parayı vermem, veremem içim acır. (Ha ilerde trilyoner olursam belki), alanları kınamıyorum, isteyen istediğini alır, çok da güzel bir telefon eminim, zaman zaman arzu etsem de ihtiyacım var mı diye kendime sorduğumda cevabım hayır. Neredeyse her alışverişimde önce kendime ihtiyacım olup olmadığını sorarım. Bundan başka acil durumlar dışında kredi kartı kullanmayız ve üzerimizde gerektiğinden fazla nakit taşımayız ikimiz de.
Diğer yandan hem eşim hem ben gezmeye-tozmaya, kitaba-cd ye para harcarız. Ancak o da en pahalısı değil orta karar olanlarından olur hep. Gittiğimiz oteller herşey dahil oteller olmaz hiç, yada en pahalı restoranlarda yemeyiz. Gerçekten dengeli davrandığımızda karşımıza hep güzel fırsatlar çıktığına şahit oluyoruz. Mesela indirimlere denk geliyoruz ya da çok iyi bir hizmeti çok ucuza alıyoruz.
Evinizi eşyalarınızı bir gözden geçirin bakalım, aslında neye ne kadar ihtiyacınız var? Benim kriterim 1 yıl boyunca bir şeyi hiç kullanmadıysam o evden gitmeyi hak ediyordur.
Leia mais...