30 Haziran 2011 Perşembe

Üzüm Üzüme Baka Baka

21:27:00 7 Comments

Bu resmi buraya gelecegim son gun cekmistim. Vapurda elimde bir suru cantalarla helak olmusken...

Buraya geldigimden beri daha sportif daha aktifim. Surekli bahsediyorum zaten burda herkes spor ile icice, dolayisiyla ben de gordukce imreniyordum. Duzenli olarak her gun yuruyorum, kimi zaman kosuyorum. Ustelik biraz da incelmeye basladim, artik burda toplum icinde kendimi sisko hissetmiyorum.

Gercekten hergun gordugumuz seyler aliskanliklarimizi etkiliyor. Istanbul'da asik suratlara baka baka yuzumuz gulmez oluyor. Burda ise daha farkli.

Bir kotu etkisi var ki, cok fena. Ben birayi tadi ve kokusu sebebiyle icemeyen biriyim, burda evimizin yakininda bulunan bir cesit kafede yollara cikarilmis masalarda oturup bira icenleri gorunce canim cekiyor :p

Neyse, simdilik iyi aliskanliklarla basladim, umarim hep devam eder. Kosmaya cocuklugumda cok duskundum, gecenlerde ilk denedigimde sandim ki cocukken oldugu gibi olacak hersey, anilarimda o hisler vs. Ama elli metrede nefes nefese kalinca zamanin etkisi yuzume carpti, simdi yavas yavas dinlene dinlene vucudumu alistirmaliyim.

Simdi yemege gitmem lazim, sulu kofte yaptim, pisti. Uzmanlara sormak istiyorum kofte yaparken soganlari nasil minik minik yapiyorsunuz, ben elde gayet ozenle minicik kesmeme ragmen, koftelerden tavsan disi gibi firliyor soganlarim :(

27 Haziran 2011 Pazartesi

Kısa Kısa...

10:18:00 1 Comments
Twitter da aklına gelen anlık düşünceleri paylaşmak güzel oluyordu ama cep telefonumun slovakya hattına ait interneti henüz açtırmadığım için yazamadan gidiyor aklımdan. Hatırladıklarımdan paylaşayım istedim.

Dün havuza yüzmeye gittik, 2 saati 2.20 euro olan oldukça büyük (50mt) bir havuzdu. 10 tur atabildim ilk seferde. Çıktığımda bacaklarımın üzerinde duramıyordum. Çıkarken ne kadar ağır olduğumu hissettim :)

Dolapların olduğu bölümde giyinen kadınları görünce midem bulandı, o kadar rahatlar ki ben sardığım havlunun altında giyinmeye debelenirken onlar hiçbirşeysiz rahatça dolaşıyorlardı :\

Burada herkes çok sportif, alışveriş merkezlerinde (her birinde) 4-5 tane spor mağazası var. Neredeyse tüm kıyafetlerini buradan alıyorlar. Ve tam teşekküllüler, paten kayarsa ona özel giysiler, kasklar, dizlikler, bisiklet sürerse ona özel giysiler eldivenler vs. Bir de ürünler öyle pahalı ki. Çoğu yüksek teknoloji ürünü. Biz İstanbul'da o kadar spor mağazası göremiyoruz malesef.

Biz de spor mağazalarında gezerken, kendime spor ayakkabı aldım. Çok beğendiğim başka bir model olmasına rağmen, görünüşü daha kaba olsa da, giyince farkını hissettiğim Reebok Easy Tone. O kadar rahat ki ve o kadar farklı ki. Ayakkabıları giyince koşasım geliyor.

Geçenlerde Sittirellayı okuyordum, Polonya ile Slovakya aynı gruptan çok benziyor insanlar. O yazmış ki alttan sarı saç çıkmış koyu boyanmış saçlar çok kötü. Aynısı burda da vardı çokça görmüştüm. Ama bu yazıyı okuduğum günden sonra markette 4-5 kişide ne gördüm biliyormusunuz. Saçlarını koyu renge boyatmakla kalmayıp bir de koyu saçın üzerine sarı gölge yapmışlar aynı bizim gibi olmuş. Alttan koyuluklar üzerinde sarı, ama çok güzel de görünüyorlardı.

Hah yine geçende markette kasada önümde bir kız vardı, askılı mini kot etekler olur ya ondan giymiş, içinde sadece üçgen bir bez var göğüs bölgesini örten, arkadan bağlanmış. Eteğinin beli düşük, daha doğrusu askılı olduğu için bol, beline oturmuyor ama yandan bakınca kilodun görünmesi gereken yerde bişey yok, yani başlangıcı epey düşük. Allam acaba içinde bişey yok mu diyorum, etek de bol yani fıldır fıldır ve korkarım içinde de birşey yoktu.

Dukan diyetinin atak devresini 5 gün yaptım bitti, sanırım kilo verdim ama kaç kilo verdim bilmiyorum, hafta sonu programı incelemediğim için devam etmedim ama öyle anormal birşey de yemedim. Bugün bir okuyayım yine.

Burda hava çok güzel ama gölgede serin. Hoş bir rüzgar oluyor genelde. Evde ayaklarım çabuk üşüdüğü için çorap ve ince hırkayla oturuyorum, dışarı çıkınca hava öyle taze ki oldukça farkediliyor.

Apartmanın bahçesinde kamyon kasası gibi birşey var birkaç gündür. Oldukça büyük. Meğer bir evde tadilat varmış. Tadilat olunca çıkan hırdavatı bu kasaya koyuyorlar, bu zorunlu bir uygulama imiş. Sanırım onu bir kamyona takıp götürecekler ama o nasıl olacak şimdilik bilmiyorum.

Eşim slovakça kursuna gidiyor, işyeri ödüyor herşeyi. Kurs hocası birgün demiş, şurda bir göl var yüzmeye gidebilirsiniz. Ce de demiş ben hayatımda hiç gölde yüzmedim, TR de deniz varken kimse gölde yüzmez. Hocanın ağzı açık kaldı diyor. Onlar için deniz ancak tatile gidenler için var, çoğunun da kominizm sebebiyle gitmediğini düşünürsek...

Yine bir arkadaşı, TR de tatil için eşime aquaparkı olan bir otel sormuş Antalya'da. Eşim demiş deniz varken ne yapacaksın havuzu. Sonra sormuş sen hiç denize girdin mi? O da demiş bir kere İskoçyada girmiştim ama sevmedim :p , Ce demiş, sen deniz görmemişsin demiş, git de gör.

Hakikaten konuştuk da denizi olan bir ülkemiz olduğu için ne kadar şanslıyız ve tabi sadece denizin olması değil, o denizin böyle güzel bir deniz olması, iklimi... İskoçyada da deniz var elbet, gir girebilirsen.

26 Haziran 2011 Pazar

Seyahat Rehberiniz Blog Teması

15:57:00 1 Comments

Geçen hafta tamamlanan temalardan bir diğeri Seyahat Rehberiniz isimli blog teması. Ankara'da bulunan Egtur'un blog sitesi de diyebiliriz. Blogger platformunda hazırlandı ama benim açımdan bir ilk ki, görsel ve kodsal tasarım çırağım Papri'ye ait. Aslında birçok konuda ben tek tek yönlendirdim ama o yaptı diyebilirim yine de. Bundan sonra site tasarımlarımı gecedesign.com 'da paylaşacağım ama hala tamamlayamadığım için o sitemi, unutmamak için buraya not düşüyorum.

24 Haziran 2011 Cuma

Wordpress Üzerine Notlar

15:40:00 3 Comments
Biliyorsunuz Bir Yastıkta sebebiyle wordpresse el attık, öğrenmeye ve geliştirmeye çalışıyorum her daim. Biraz önce birkaç problemimi çözdüm, biraz da güzelleştirdim. Bir Yastıkta için daha yapacak çok şeyim var ama bir ona sıra gelse..

İlki aşağıdaki resimdeki gibi önceki sonraki yazıları gösteren linklerin resimli ve özelleştirilmiş olması. Bloggerda bunu yapamıyor, bazı yabancı sitelere gıpta ediyordum, şimdi benim de oldu.


İkincisi ise kullandığım temada malesef olmayan, yazıları tekli halde görüntüledğimizde, önceki ve sonraki yazıların görünmeyişi idi, ki bu çok canımı sıkıyordu. Bu uygulama wordpressin bazı temalarında yok, bazılarında ise içerisine katılmış. Farklı temaları inceleyerek anladım ki bir kod eklemek gerekiyor, ekledim ve oldu, buyrun bakınız,  yaznın hemen altında önceki ve sonraki yazı başlıkları ve linkleri bulunuyor. Bloggerda çok normal bir şeydi bu ama wordpress de çoğu temada yok.

Bir diğer düzelttiğim şey ise, wordpressde arşive, kategorilere tıkladığınızda yada arama yaptığınızda yazıların kısaltılmış halde görünmesi, tamamının görüntülenmemesi. Bu uygulama seo açısından önemli olsa da, ben ziyaretçi memnuniyetini seodan önce tutuyorum. Sıkılıp kaçan çok ziyaretçi olmasından ise, keyifle gezen ziyaretçiler daha önemli benim için. Bu yüzden, işte bu kısaltma uygulamasını kaldırarak, yazının tamamının göründüğü hale getirdim. Mesela bakınız kendin yap kategori araması

Henüz çözemediğim ve çok sinir olduğum bir diğer şey ise, herbir yazının permalink atanması. Bloggerda yazı yazdığımızda blog başlığı yeni bir htm sayfası idi. Sayfa permalinki diyebileceğimiz bu durum, wordpress de çok daha gelişmiş ve bize çokça seçenek sunuyor, ayarlar bölümünde. Ancak herkes gibi ben de permalink ayarına bakmadım. Wordpressin default ayarı sayfaların numaralandırılması şeklinde, ancak bloggerda olduğu gibi yazı başlığı şeklinde olması daha çok Google sever bir uygulama. Bu durumda yazı başlığı şekline getirmek   için, ben de ayarlarımdan değişiklik yaptım.

Aradan günler geçti, ben bu şekilde yazılarımı yazıyorum, ama hiç kontrol etmek aklıma gelmedi. Bir baktım ki, daha önce numaralandırılmış tüm yazılar (ki bu bloggerdan aktardıklarım da dahil) tıklandığında bulunamıyor. Çünkü permalink ayarını değiştirdiğim için onlar yok gözüküyor. Üç bin küsür yazım ve hatta sayfalarım bu şekilde olunca tekrar eski hale getirdim. Şimdi de yazı başlığı permalinki ile yayınladıklarım çıkmıyor. Permalink dönüştürücüsü birşeyler aradım ama tam istediğim soruna çözüm bulamadım henüz, ya var ya yok bilmiyorum.

Bu yüzden UYARIYORUM, wordpresse geçtiğinizde yazı yazmadan ve aktarım yapmadan önce permalinkinizi ayarlayın. Ben ettim siz etmeyin :(

23 Haziran 2011 Perşembe

Pasaklı GeCe

11:54:00 14 Comments
Eskiden, sanki çok önceymiş gibi geliyor ama değil, geçen kıştan önce işte, bendeniz temizlik hastası olabilecek kadar titiz bir bağyandım. Şimdi odamın halini görünce kendime şaşıyorum.

Ablam ile benim (o benden de titizdir), temizlik konusunda bazı takıntılarımız olurdu. Mesela mutfakta yer alan baharatlık ve diğer benzeri eşyalarda hiç yağ izi olmayacak, ocak ve lavabolar pırıl pırıl olacak, parkelerde su damlası izi bile olmayacak vs. Mesela bir misafirliğe gideriz, ev temizlenmiştir, güne hazırdır ama o kişi temiz mi değil mi anlamanın yolları vardı, işte ocağın yanları, lavabonun kıyı köşeleri vs. Hiç unutmam temizliğine gıpta ettiğimiz birini ziyaretten sonra evde konuşuyoruz.

Ablam diyor : her yeri kontrol ettim, her yer pırıl pırıl, üstelik çalışıyor, ne zaman yapıyor bu işleri, bravo.

Ben diyorum: vardır bir açığı gözden kaçırmışsındır,

Ablam: Yok kızım yok, çamaşır makinasının deterjan gözü bile pırıl pırıl, hiç sabun artığı yok

Ben : dumur

Hakikatten o olaydan sonra çamaşır makinamın gözüne baktım ıyy, güya temizim, leş gibiydi. Ondan sonra birkaç yıkamada bir çıkarıp onu da yıkamıştım.

Şimdi ise...
Şu andaki odanın halini bildiriyorum: Salondaki vitrinde raflar isim yazacak kadar tozlu, iki tane tekli koltuktan birinin üzerinde 3 tişört ve çoraplar, diğerinin üzerinde hiç uyumlu olmayan farklı ebatlarda üstüste 3 yastık, sehpanın üzerinde kitap iki laptop, mendil, gözlük, kalem ve yığınla toz, yine salonda yattığımız için yatak olan koltuk açık, üzerinde pikeler ve yastıklar, köşedeki masanın üzeerinde 5-6 tane parfüm deodorant şişesi, kağıtlar, güneş gözlüğü, notlar, bozuk paralar.. (hiç yer yok yani), yerlerde arada uçuşan toz topakları... Iyy kendimden iğrendim.

Şimdi biliyorum eşimde kızacak bunları yazdım diye, ama söylemek istediğim başka bişey aslında.

O kadar titiz olunca da olmayınca da değişen bir şey yokmuş, her iki hali de yaşamış biri olarak (bu duruma alışabileceğimi düşünmezdim ama belli bir eşiği geçince alışılıyor), ne temizlik, ne eşyalar ne düzen tertip bizim huzurumuzun sebebi değil. Her şey iç dünyamızda ve bakış açımızda bitiyor. Sevdiklerinin yanındaysan, yaşadığın yerden, hayatından memnunsan, başkaları için değil kendin için yaşıyorsan bütün bu haller sadece ayrıntı. Eğer sizin de temizlik yada düzen, başka bir takıntınız varsa, bence bunların altındaki sebep farklı.

Bu yüzden bu sebebi bulup, çözmenizi tavsiye ediyorum, çünkü hayat böyle çok daha rahatmış.

Not: Bütün bu dağınıklıktan bahsedince, hijyenden ödün verdiğimin düşünülmesini istemem, sağlıkla ilgili olduğundan ikimizde bu konuda dikkatliyiz. Demek istediğim sağlığı doğrudan etkilemeyecek şeyler, birazcık tozun dağınıklığın kimseye zararı yok, çocukluğum sokaklarda geçtiği için bir yere kadar "kirlenmek güzeldir" diyorum :)

21 Haziran 2011 Salı

Diyet Bahane

18:33:00 4 Comments

Bu pazartesiden itibaren başladığım Dukan diyetine devam etme çabalarım sürerken, her gün zorunlu olan yürüyüşü bu güne kadar eksiksiz yapabildim. ( sanki çok olmuş gibi yazdım ama yürüyüşe diyetten önce başlamıştım) Bugün ise çektiğim resimler eşliğinde bir yazı yazayım dedim. Aslında dışarı çıkınca herkeste olan yukarıdaki gibi bisikletlere öyle özeniyor ve binmek istiyorum ki, ama bir süre daha erteliyorum almayı, çünkü henüz yerleşik düzene geçemedik, hala göçebeyiz :)

yol kenarlarına ekilen çalı şeklinde bitkiler var ya bu o, iki renkliydi çok değişik geldi.

Diyetle ilgili sorunum atak devresindeki protein içerikli yiyecekler, sürekli aynı şeyleri yemek ve ne yiyeceğimi düşünmek beni zorluyor. Neyse ki iki günü bitti sayılır, 5 gün yapmayı planlıyorum ama daha tık yok. Gerçi burada nasıl tartılabileceğimi de bilmiyorum ama artık vücudumu tanıyorum az çok ne kadar verdiğimi anlayabilirim. Daha önce diyetisyen kontrolünde düzenli şekilde beslendiğimde kilo veriyordum, tez süreci boyunca hareketsizlikten yine biraz aldım, vücut kitle indeksine göre ideal kilom 58 iken, şu anki kilom 68. Görüntüm aşırı kilolu değil ama bölgesel olması sebebiyle beni sinir ediyor. Gerçi diyetisyene giderken de 60 ların altına inememiştim sıkılıp bırakmıştım.

işaret koyduğum yer bizim ev, iki ay önce bir haftalığına geldiğimde temizlik bezini asmıstım balkona, hala duruyormuşşş
 Şimdi bu diyet ile azimliyim ama eşimin de hep dediği gibi bu süreç kısa dönem değil, hayat tarzın olmalı ... Spor , besleneme düzeni ... malı meli içeren cümleler..


Burada her yer yemyeşil ve insanlar özellikle de çocuklar sokaklarda sürekli. Spor yapanlar da cabası, bir yürüyüş boyunca insan depresyona girer mi, yaşlılar gençler hepsi ya bisiklet sürüyor, koşuyor, paten kayıyor vs. Ben yürüyüş yapmaya utanıyorum desem, birkaç günden sonra koşmaya karar verdim, önce tüm sene yatan vücüda biraz hareket vereyim.


Ah işte sırık gibi kızlar paten kayıyorlar ...

Sağlıkla ve sevgiyle kalın ...

19 Haziran 2011 Pazar

Geldimm

12:18:00 4 Comments
Cumartesi gecesi 4 de evden çiktim,
4.30 da kadikoyden E10 a binip Sabiha Gökçen'e geldim,
6.15 de uçagim havalandi, yerel saatle 7.20 de (1 saat geri) Viyana'ya indim.
Havaalanindan S7 metro ile yaklasik 40-45 dakika gidip Rennweg'de indim,
Rennweg'de inip ayni yerden S9'a (Mödling yönüne dogru) binip Südbahnhof'da indim,
Oradan Südbahnhof Ostbahn'a yürüdüm,
Südbahnhof Ostbahn'dan Bratislava'ya tren bileti aldim, yaklasik yarim saat bekledim, 9.20 de trene bindim,
1.5 saatte Bratislava'ya geldim, yaklasik bir saat Kosice treni icin bekledim,
12 de Kosice treni kalkti ve 6 saat trende esyalarimi birakamadigim icin kalkmadan oturdum,
Saat 18.00 da (bizdeki saat 19) kocama kavustum.

Toplam 15 saat yolculuk yaparak gittigim bu yol hayatimin en uzun yolculuguydu, sersemlemis bir sekilde eve vardim. Daha once Budapeste'den geldigimde daha kisa sürüyordu ama gelmeden bir hafta once bilet aldigim icin Budapeste ucuslari çok pahali idi, Viyana'ya Sun Express ile geldim, bilet cok ucuz ve ucak bombostu.

Bu ayrintilari neden yazdim, cunku kagit elimde nerede inicem ne yapicam diye ararken bayagi panik oldum ama ogrendim, simdi de ogrendigimi pekistirdim.

Bu arada gectigim yollardaki Viyana cok sevimsiz ve ruhsuzdu, gecen sefer de pek isinamamistim ama bir sans daha veriyorum kendisine :)

Not: Ingilizce klavye ile yaziyorum, bazi harfleri cikariyorum ama hepsini ogrenemedigimden acemilik yazim olsun bu.

Babacigimin ve tum babalarin da babalar gunu KUTLU OLSUN...

17 Haziran 2011 Cuma

Yolculuk Vakti

14:39:00 7 Comments
Aylardır beklediğim gün geldi çattı nihayet. Yarın sabah erkenden yine Slovakya'ya uçuyorum, dört aydır ayrı olduğum sevdiceğimin yanına. Tabi arada yine Macaristan olacak ama en azından haftasonları beraber olacağız.

Bu hafta öğrencilerin final haftasıydı ve gözetmenlik görevimi sıkıştırılmış şekilde yaptım. Hergün birçok sınava girmekten bayağı yorulsam da, çok şükür bitti. Bu akşam evime gidip, çanta hazırlayıp sabah erkenden yola çıkacağım.

Artık valiz hazırlamak 15 dakkalık iş benim için, tatile giden arkadaşlarım bir hafta önceden valizi serip, içine hergün birşey attıklarını söyledikçe şaşırıyorum. Zaten alacağım fazla birşey de yok. Şu dünyada aslında o kadar az şeyle yaşayabilecek durumdayız ki, bunu farketmek çoğu zaman pek mümkün olmuyor.

Yarınki yolculuğum epey uzun olacak, önce Viyana'ya ardından trenle Kosice'ye. Fazla eşya taşımamam ve yol için vakit geçirecek şeyler lazım. Kitaplarım hazır, geçen hafta aldığım 5 kitaptan ikisi bitti. Biri dizisini izlerken sonunu öğrenmeyeyim diye okumadığım Ayşe Kulin'in Türkan kitabı ( iki hafta önce sinemadaki filmi izledikten sonra hemen almam gerektiğine karar vermiştim), diğeri de Şah ve Sultan kitabıyla başlayan İskender Pala serisinden Katre-i Matem. Bunlar bir çırpıda bitti, şimdi diğer kitaplar var.

Tren yolculuğunda bir diğer hoşuma giden şey , eğer kompartımandaki priz sorunlu değil de elektrik veriyorsa, laptoptan dizi ve film izlemek. Gerçi şimdi 7 saat şarj ömürlü yeni bilgisayarımla elektrik olmasa da seyredeceğim.

Gerçi gitmeden önce araştırıp, okumayı planladığım makaleler de bitmedi, bir kısmını da onlara ayırmam gerekiyor. Yapacak çok işim olsa da, insanın umudu olduktan sonra, her şeyin yoluna gireceğine inanması daha kolay oluyor.

Bu hafta sabahtan akşama kadar sınava girip de bilgisayar başına geçemeyince, tasarım işleri de sekteye uğradı, hafta sonundan itibaren bir bir bitireceğim söz.. Bir de Dukan diyetinden nasibimi alıp, son bir yılın fazlalıklarını üstümden silkeleyim diyorum, bakalım :)

Şimdilik bana müsade, sevgiler...

13 Haziran 2011 Pazartesi

Kristal Logosu

14:19:00 4 Comments

Selammm

Koşuşturmaca arasında yazıyorum bu postu. Benden mail bekleyenler de var ama henüz dönemedim, fırsat bulup. Bayağı zaman önce yaptığım logo tasarımı, Konya'da bir mağazanın tabelasında yer aldı. Sahibi benimle bu fotoyu paylaşınca öyle sevindim ki. Tam adresini bilmiyorum ama Konya'da oturanlar bu tabelayı görür görmez içeri dalın derim. Sadece ev tekstili değil bebek ürünleri de mevcut.

Logoyu tasarlarken belli bir sadeliği muhafaza etmek istedim, çünkü bu logo etiket olarak ürünlere de basılacak. Çok küçük ebatlı baskılarda ince ayrıntılar görünmüyor, bu yüzden imajı yansıtan sade tasarımları seçmek lazım. Bu tasarımda da tabi ki kristal pırıltısı ve bir miktar dantel görüntüsü vazgeçemeyeceğim ayrıntılardan oldu.

8 Haziran 2011 Çarşamba

Cupcake-im Tasarımı

13:12:00 2 Comments

Cupcake-im sahipleriyle ne zaman yazışmaya başladığımızı artık hatırlayamıyorum bile. Hali hazırda bulunan web sitelerinin dizaynını bloga uygulayacaktım, tabi biraz değişikliklerle. Tema çoktan hazırdı ama blogger mı olsun wordpress mi olsun  düşünme aşamaları zaman almıştı. Bu arada yasak da gelmişti. Neyse en son blogger olmasına karar verildi ve bende temayı kodladım. Buradan bakabilirsiniz. Burada da web siteleri.

Site tasarımı hazır olmasına hazırdı da sidebardaki kurdelelerin kuyruklarının taşması beni oldukça uğraştırdı. Neyse sonunda oldu ve yeni birşeyler daha öğrenmiş oldum :)

7 Haziran 2011 Salı

Seçim Listelerindeki Fazlalıklar Gerçekmiş

13:47:00 9 Comments
Son zamanlarda bazı haberlerde görüyoruz, seçmen sayısı nüfus sayısından fazla diye. Bunları duyuyordum ama ne doğruluğundan emin olabiliyorsunuz, ne de yalanlayabiliyorsunuz.

Ancak eşimin babannesinin başına gelen hikayeyi duyunca siz de şaşıracaksınız. Babannemiz 83 yaşında emekli bir öğretmen. 30 yıldır aynı ikametgahta oturuyor ve yalnız yaşıyor. Yaşlılığın getirdiği sıkıntılar dışında sağlığı iyi durumda, yavaş da olsa kendi işlerini görebiliyor, zihni (maşallah ) çok açık, öğretmen olduğu için de her şeyin farkında geyet akıllı bir kadın.

Evine seçmen kağıdı gelmeyince, muhtarlığa gidip sormuş geçen hafta. Muhtar listeye bakmış, ismi yok. Üstelik onun ikametgah adresinde, kim olduğu bilinmeyen başka iki kişi oturuyor gözüküyor ve onlar için seçmen kağıtları mevcut. Muhtar malesef onun artık o ikametgahta görünmediğini, nüfus müdürlüğünden değiştirmesi gerektiğini söylüyor.

Babannem de oy atma konusunda oldukça titizdir, hakkını kullanmak ister. Bunun üzerine uğraşamam demiyor, zira ikametgah adresini ilerki başka durumlar için de zaten düzelttirmesi lazım. Bu arada bir yıl önceki anayasa değişikliği oylamasında aynı adreste oy kullandığını hatırlatayım. Bir yılda ne çabuk da değişmiş.

Neyse efendim, uzak bir yerdeki nüfus müdürlüğüne gidiyor, yanına eski faturalarından, hatta sakladığı oy pusulalarından alıp götürüyor. Müdürlükteki memur önce defetmeye çalışıyor, burda böyle olamaz vs, suçu ona atmaya çalışıyor, sonra babannemin çetin ceviz olduğunu anlayınca, ikametgah adresine yine onu yazıyor, diğer kişilere ne oluyor bilmiyorum.

Sonuçta binbir uğraşın ardından 30 yıldır oturduğu ikametgahını geri kazanıyor ama seçmen listelerine girmesi için artık çok geç, oy kullanamayacak.

Beni en çok üzen ise, hiç bir şey yapmadığı halde kadının hiç yoktan bu kadar yoran uğraştıran insanlar. Zaten yaşlı olduğu için biz herşeyi onun için kolaylaştırmaya çalışırken, hiç bilmediğimiz şekilde sorun çıkaranlara kızıyorum. 

Şimdi o iki kişi kimse belki de babannemin yerinden oy kullanacak, e bu kişiler hayali olmadığı için elbet, kendi ikametgahlarında da oy kullanacak. Merak ettiğim ise bu kişilere o çıkmayan mürekkep sürülecek mi, sandık başı gözetmenleri bunları ayırt edebilecek mi, ne olacak ne bitecek, Allah sonumuzu hayır etsin. Bu oyunları yapan kimdir, hangi parti yandaşlarıdır bilemem, siyasetle aram yok olsun istemiyorum da. Tek istediğim, bu kandırmacayı yapan her kimse, artık böyle insanlardan arınmış bir ülke.

5 Haziran 2011 Pazar

Keep Calm and Carry On

23:03:00 6 Comments

Resimleri biraz önce çektiğim için ışık kötü oldu ama ben daha bol bol çekeceğim resmini bunun :)

Bu sloganı çok seviyorum, sevmemin sebebi popüler olması değil anlamı ve tarihçesi.  “Keep Calm and Carry On” (Sakinliğini koru ve Devam et) yazılı posterler ilk defa II. Dünya Savaşı’ndan sonra İngilizler tarafından, halkın moralini düzeltmek için yapılmış. O günden bu güne neredeyse bir atasözü haline gelmiş olan bu sözün yazıldığı posterler, evlerde veya aksesuarlarda bolca yer ediyor.


Eşim gecikmiş doktora hediyesi olarak bana Mac air almıştı geçenlerde. 2005 yılından beri kullandığım (ve şu anda da onunla yazıyorum bu postu) benim emektar laptopum (ama hala taş gibi, bilgisayarları titiz kullanırız ikimiz de), hergün taşırken omuzumu çökerttiği için hafif bir şey istiyordum. Diğer yandan son iki yıldır odamda kullandığım iMac sebebiyle de yine bir mac olsun istiyordum. Gerçi aynı ilgiyi iPhone veya iPad'a duymuyorum. Bilgisayarlarıyla sınırlı şimdilik. Ve söylemeliyim ki monitör açısınadan çok ama çok farklılar. İlerde bir ev döşediğimizde yeniden, bu sefer tv olarak da kullanabileceğimiz şekilde en büyük ekranlı iMacden başkasını düşünmüyorum.


Bu kadar Mac yeter gelelim kılıfa. Şimdi eminim diyeceksiniz, böyle bilgisayara alamadın mı güzel bir kılıf diye haklısınız, ben de düşünüyorum almayı ama daha her şeyin olduğu bir elektronik markete gidemedim. E çantamda da çizilmesin diye acil çözüm olarak, kullanmadığım eski bir atletten kılıf yapıverdim. Penye olması sebebiyle çok yumuşak ve çizmiyor. Daha önceleri laptop kılıflarının mümkün olduğunca toz tutmayan, tüysüz şeyler olması gerektiğini okumuştum. Penye bana gayet uygun geldi bu açıdan.

E dümdüz beyaz bir penye de çok kıytırık duruyordu doğrusu, süslemek lazımdı. Ben de sevdiğim sloganı tekstil kalemiyle yazdım. ( Daha önce tekstil kalemini burada kullanmıştım) Aslında transfer kağıdım vardı, ona çıkartıp ütü ile pressleyecektim ama galiba yazıcıyı bile bozmuş olabilirim, kağıt eridi ve bir yerlere yapıştı, çıkaramadım da (Ce duymasın) ve çıkarmaya çalışırken de parmağımı yaktım, çok sıcakmış :(

3 Haziran 2011 Cuma

Güzel Günler Başlasın :)

11:14:00 4 Comments
Günaydınlar ...

Biliyorsunuz son postum çok sıkıntılıydı. Gerçekten de öyleydim elbet, yaşamamın hiç bir anlamı yokmuş gibi. Hepinize güzel ve moral verici yorumlarınız dualarınız için çok teşekkür ederim.

Dün akşam kandildi biliyorsunuz, herkesin geçmiş kandilini kutluyorum. İçinde bulunduğum aşırı sıkıntı sebebiyle akşamki kandil benim için çok özeldi. Yalvaracak, yakaracak çok şeyim vardı. Nitekim elimden geldiği kadar da dua ettim. Allah hepimizin dualarını kabul etsin inşallah.

Ve bingoo. Allahım ne büyüksün, sabah işe gelir gelmez bana bir umut ışığı doğdu. Nihayet izin alabileceğimi öğrendim ve hemen harekete geçeceğim, ilk fırsatta da eşime kavuşacağım ama bu sadece eşime kavuşmak değil, planlarımı hayata geçirmek anlamına da geliyor. Çünkü tek sıkıntım ayrılığımız değildi, işimle ilgili bazı durumlar da buna dahildi.

Şimdi ben bu gazla nasıl çalışırım. Buraya çok kez yazmışımdır elbet ama asla tembellik yapmayacağım ve hedeflerim için çalışacağım. Hedeflerimin getirisi sadece kişisel değil elbette, üniversitem ve ülkem için de geri dönüşleri olacak.

Minettarım ....

1 Haziran 2011 Çarşamba

Mevlidin Ardından

12:15:00 11 Comments

Merhabalar...
Öyle sıkkınım ki bu aralar ne yüzüm gülüyor, ne de kalbimin sancısı diniyor. Geçen hafta geçirdiğim hastalıktan sonra yavaş yavaş toparlanmaya başlamıştım ki, hafta sonu yaptığımız bebek mevlidindeki yorgunluklar sebebiyle vücudum yeniden kırıldı. Yine her şey aceleye geldi ama bebek şekerlerimizi ve hediyelerimizi yetiştirdik.

Misafirlere verilmek üzere, kitap ayıraçları hazırladık. Özellikle Kur'an ve dua kitaplarında kullanılması amacıyla içinde besmelenin yazdığı klasik bir tasarım düşündüm. Altına da bebeğin adı ve doğum tarihi. Simli ipten de bağlayarak tamamladım. Özellikle mevlit için kullanacağımızdan böyle bir tasarım daha uygundu bana kalırsa, zaten mevlitteki misafirlerin çoğu orta yaşın üzerinde oluyorlar.

İki haftadan fazla süredir evime gelmeyince, bu pazartesiden itibaren evime gidip yalnız kalmaya başladım. İşlerimdeki belirsizlikten, eşime olan hasretimden içimdeki sıkıntı öyle büyüyor ki, genelde mantıklı biri olmama  ve kendime ettiğim telkinlerle normal halde yaşayabilmeme rağmen artık bunlar da fayda etmiyor. Dün akşam geç saatlere kadar uyuyamadım, kafamda bin bir düşünceler, huzursuzluklar hayatımda hiç bir anlam kalmamış gibi hissediyorum.

Eşimle ayrılığımızın 1 yılını tamamladık ve sadece 4 ayında beraberdik. Bu düşünce bile gözlerimden yaşlar fışkırmasına sebep... Bir yanda bitmek bilmeyen işlerimi herşeyin canı cehenneme deyip arkamda bırakıp gitmek düşüncesi, diğer yanda biraz daha sabret elbet bir ışık yanacak düşüncesi. Biliyorum sağlığım yerinde şükretmeli ve sabretmeliyim. Ama aslında itiraf etmek gerekirse ruh sağlığımdaki bu bozukluğun ona da etki etmeye başladığını hissediyorum yavaş yavaş. Hayatım öyle çekilmez hal aldı ki, bunu söylediğime inanamıyorum ama çok sevdiğim ailemin yanında bile olmak beni kesmiyor artık. Sıkılmamın sebebi sadece eşimden ayrı olmak değil, işimdeki belirsizlikler, ne zaman kavuşacağımızdaki belirsizlikler, özlemlerim hayallerim, boşuna geçmiş hissine kapıldığım yıllarım..

Yarın ne olacak hiç bilmiyorum, ama gerçekten bilmiyorum. Her geçen gün umutsuzluğum artarken, tek dayanağım canım kocacım için kendime dikkat etmem gerektiği, ona söz vermiştim. Lütfen Allah'ım bitsin artık bu acı.

Sonradan ilave, yazıyı yazmamdan belki 15 dakka geçti ama kendimi inanılmaz rahatlamış hissediyorum, ben ki yazmanın rahatlattığına inanmazdım kendim için, ama oluyormuş, teşekkürler blogcum. Hadi şimdi çalışalımmm