28 Şubat 2010 Pazar

Bu Pazar


Evet bu pazar evde dinlenerek geçirdim nihayet. Evde beni bekleyen yığınla iş olduğu halde bir türlü iyileşemeyen bünyeme biraz torpil geçtim. Acaba bu torpilin sonunda daha iyi olacak mıyım yarın anlayacağız.

 
Bu resimleri geçen haftalarda çekmiştim, ne zamandı hatırlamıyorum, ki sümbülümün zamanı geçti bile. Bir süre banyomda bıraktım, mis koksun diye. Ördüğüm motiflerle de resimledim ki, eskiden banyolarda mutfaklarda ne çok olurdu örgü bezler, onu hatırladım.



Bu gün nihayet yattığım yerden birçok blog okudum ama hepsini bitiremedim, 5 saat aralıksız okuduktan sonra beynim sulandı, bu postu bitirip bilgisayarı kapayacağım artık.



İçimden Geldiği Gibi, Habertürk gazetesinde çıkan web günlüğünü haftalık olarak yayınlamış. Hep gazetede kendimi arardı gözlerim, acaba nasıl seçiyorlar diye düşünürdüm. Onun listesinde gördüm ki 6 Şubat'ta ben de çıkmışım. Çok sevindim ama göremedim tabi :)

Ha bir de dün ablamın duası vardı oraya gitmiştim, hatun haldır haldır örmüş halısını, buradakinden daha çok olmuş.  Ama ben gittim söktüm onu bir güzel, niye mi 130 cm lik halının eni olmuş 175 cm, yapma etme dediler. Olmaz dedim olmuşken tam olsun :P Hain GeCe  hihihi

26 Şubat 2010 Cuma

Arkadaşıma Yaptığım Tema


Merhabalar herkese, güya ben hepinizi ziyaret edecektim, bir de üzerine sık sık yazacaktım değil mi? Bu aralar herşey ters gidiyor. Salı gününden beri hastayım, bademciklerim cevizcik oldu. Çarşambadan beri acıları geçti ama öksürük tıksırık, bir ateş bir üşüme aldı başını gidiyor.

Bu gün de bir ara ilham geldi, işimin arasında bir tema yapayım dedim. Yarım saatte yaptım bitirdim. Bu sefer tüm malzemeleri kendim tasarladım, çizdim biçtim, civcivi bile kendim yaptım. Arkadaşıma çok zamandır sözüm vardı, gerçi o siyah bir tema istiyordu ama dedim al bunu kullan için açılsın biraz :P


Bu resimde onun bloguna yüklenmiş hali, yine aniden gelen ilhamlarda ürettiğim temaları hediye olarak sunacağım.

Ay sahi kandilinizi kutlayacaktım geçti ama, inşallah akşam yaptığımız dularımız kabul olur hepimizin.

Bir de ne diyecektim. İzleyici sayım geçen 493 dü bugün yine 491 e inmiş, şaşırdım. Bakıyorlar ben izlemeye almıyorum vazgeçiyorlar herhalde. Malesef üzülerek söylüyorum ama herkesi takip edemiyorum ve bu fiziksel gücümün biraz ötesinde birşey. Zaten eminim onlar da yeniler ve bir süre sonra anlayacaklardır. Keşke tüm günümü blog okumak için ayırabilsem ama mümkün değil benim için. Belki beni fazla tanımıyorlardır tekrar söyleyeyim, ben çalışan, evli (koca-yemek-temizlik üçgeninde), aynı zamanda bir sürü bloguna yetişen, tasarımlar yapan, arkadaşlarıma akrabalarıma vakit ayırmaya çalışan e biraz da tabi kendime, geriye kalan az zamanında da birşeyler yapmaya çalışan bir bayanım.

İnşallah hafta sonu gelicem ziyaretlerinize

Sevgiler.

22 Şubat 2010 Pazartesi

Halı Hikayesi

27 yıllık ev kızlığının ardından yeteri kadar halı ve koltuk silmeye doyduktan sonra, evlenince evimde kolay temizlenebilir eşyalar almaya karar vermiştim. Ikea'dan aldığım kanepeler bu amaca gayet güzel hizmet ediyor yıllardır. Yine aynı resimde görülen açık kahve rengi halımdan da çok memnunum.

Biz öğrencilik zamanlarımızda Ce ile çarşı pazar gezer ileride olacak evimize kendi harçlıklarımızla alışveriş yapardık. Mesela eskiden nadiren bulunan bir tahta içine yerleştirilmiş bıçak takımımızı almak için Ce vapurda işportacı adamı uzun zaman yakalamaya çalıştı. Onun dışında Japon pazarından aldığımız kupaları ve tabakları hala kullanıyoruz. Halımızı da çarşamba pazarından yine beraber almıştık.

Halılarım peluş ama tüyleri fazla uzun değil. Bir diğer artı yönü de alt tarfının deri olması böylece hiç kaymıyor. Hatırlarmısınız bir ara deri yada kumaş olup da dikiş yerleri bir parmak tüylü (kolları cepleri vs) mantolar vardı. İşte o zamanlarda bu kumaşlar o tip şeylerin dikimi için satılıyordu. Ben makinada yıkanabilir birşey olmasını istediğimden böyle birşey aldık ve şimdi sık sık yıkayabiliyorum.

Doğrusu güzel bir halının ev dekorasyonundaki yeri doldurulamaz. Ama öyle halılara da sürekli oturulan yemek yenilen bir yerde tahammül etmek zor.


Bir süredir Bir Yastıkta için yayınladığım dekorasyon resimlerine içim gidiyor. Birçok şey oluştu kafamda ve bazı fikirlere ise dayanamıyorum. Mesela yukarıdakiler West Elm isimli mağazadan. Gözlemlediğim o ki, kolay değişmeyecek halı mobilya gibi unsurlarda düz sade ve her modaya uyabilecek tarzlar tercih ediliyor. Evin dekorasyonundan sıkıldığınızda ise perdeler kırlentler örtüler vs gibi daha düşük bütçeli değişiklikler yapılıyor.

Bu örgü görünümlü halılara bitmiştim. Bir kaç ay içinde ablam yeni evine taşınacak ve beraberce yeni evi için dekorasyon hazırlıklarına başladık. Yine Bir Yastıkta için zigzag halılardan oluşan bir koleksiyon hazırlamıştım. Onu hazırlarken ablamın mutfağı için olması gereken halı kafamda oluşmuştu zaten ona göstermek için araştırmıştım. Benden sonra Decor8 de benzer bir post hazırladı (bu siteye bayılıyorum ama bir konuda önce davranmış olmama sevindiğimi itiraf etmeliyim). Neyse Decor8 de aşağıdaki resmi görünce abla işte tam olarak düşündüğüm bu dedim ki ordaki halı da West Elm'den alınmış.


Ama tabiki ben örecektim. İşte bu yüzden geçen hafta içi iş çıkışı Kürkçü Han' a gidip de zar zor taşıdığım 9 kiloluk yünlerle eve döndüm. İstediğim kalınlıkta siyah beyaz ip bulamadım ama buna rağmen  ben de incesinden aldım, istediği katlı yapabilmek umuduyla.


İşte bu da bizimki. 3 sıra beyaz 3 sıra siyah olacak, eşit kalınlıkta. Ben başlayıp birkaç sıra örerek ablama verdim,duyduğuma göre 8-9 renk dönüşü yapmış. Yeğenim Ezgi de hiç örgü örmez genelde bu halıyı bir miktar da o ördü. O kadar zevkli ki o bile sevdiyse herkes sevecektir diye düşünüyorum. Resimde biraz kabarık duruyor ama ütü ile düzeltilecek ve büyüdükçe daha da yerleşecek örgüsü. Bunu 5 numara tığ ile örüyoruz.

Ablama bu ipleri alınca gözüm başka bir yüne takıldı ve onu da kendime aldım. Aşağıdaki resimde de o görülüyor.


Bu da oldukça kalın bir ip ve 8 numara şiş ile örüyorum. Bu resmi çektiğim sırada kısa şişlerle örüyordum ve dikişle birleştirecektim. 70 ilmek atmıştım ve baktım ki 75 cm olmuş, benim istediğim 120 cm olmasıydı. Birleşim yeri tam ortaya gelmeyeceği için içime sinmedi ve uzun şişlerden aldım. Bu ördüğümün miktarın iki katını örmüş iken sökerek yeniden başladım. Şimdi tek seferde eni kadar örüyorum ama büyük şişlerle örerken bayağı kas yapacağım sanırım.


Yünün markası Kartopu Merinos, 9 numara ile örün diye tavsiye etmiş ama çok salık bir örgü olmasını istemediğim için 8 no ile örüyorum. Büyük şişlere 110 ilmek attım sanırım 125 cm genişliğinde olacak hesapladığım kadarıyla. Ve 100 gramlık bir ipten 10 cm yükseklik örüldü. Buna göre 150 cm uzunluk için 15 yün dolayısıyla 1,5 kg gidecek ve bir halı için gayet hafif olacak. Örgünün sonunda o kadar da ince bir halı olmadı. Şimdilik büyük bir hevesle örüyor sonucunu merak ediyorum.


Bir yandan da böyle bebek renklerinde motifler örüyorum. Bundan da bir bebek battaniyesi yapacağım hediye olarak. Bakalım nasıl birşey çıkacak ortaya daha tam oluşturmadım kafamda.

Halı için yünleri alırken bir çok kişinin kirpi iplerden aldığına tanık oldum. Zevk meselesi elbet ama bana kalırsa onların suyu çıktı artık hala almalarına şaştım. Artık doğal, hasır görünümlü ve mümkün olduğu kadar natürel renkler moda. Üstelik böyle bir modanın etkileri uzun süre geçmeyecek. benden söylemesi :p

21 Şubat 2010 Pazar

Biraz Daha Kayıp GeCe

Biraz Daha Kayıp GeCe
Merhaba herkese, bir süredir yazamadım ve okuyamadım da. Asında bu hafta sonu yazmayı ve okuyamadığım tüm blogları okumayı düşünüyordum ama malesef planladığım gibi olmadı. Bu günümü bu işe ayırmıştım ancak internetle ilgili bir sorunumuz oluştu.

Beni maille soran arkadaşlara çok teşekkür ediyorum. Ben de uzun zamandır yazmayanları merak ediyorum, nasıl bir his olduğunu çok iyi anlıyorum. Bu maillerden birine cevap olarak dedim ki, o kadar uzun zamandır okuyamıyorum ve okunacak o kadar çok yazı birikti ki, ben okuyamazken yazı yazıp da hadi beni okuyun diyemiyorum. Gerçekten böyle hissediyorum.

Bugün önce herkesi okuyacak sonra postumu yazacaktım fakat olamadı. Yarın günümün bir kısmını sizleri ziyarete ayırmayı planlayarak yazmaya karar verdim.

Biliyorsunuz tez için sürem azalıyor. Bir yandan da Ce' de tezini verecek, az zaman kaldı. Tezini vermesinin ardından bize bir ayrılık gözüktüğü için bu zamanlar birlikteliğimizi daha dolu dolu geçirmeye çalışıyoruz. Ben de gündüzleri internete çok az girmeye karar verdiğim (hoş istesem de giremiyorum, okulda internetin yavaşlığından fıtık oluyorum) için, akşamları da beraber birşeyler yapmadan geçirdiğimiz zaman çok az olduğu için böyle oldu.

Bu arada tabi bazı sıkıldığım zamanlar da oldu, bir süre de bu yüzden yazamamıştım. Gerçi tez ve ayrılık sebebiyle içimde sürekli titreşen bir sıkıntı var, artık ona alıştım. Diğer sıkıcı olay iş arkadaşlarımdan birinin aslında arkadaşım olmadığını öğrenmemdi ki, kişilerin nasıl insanlar oldukları, seçimleri düşünceleri genelde umrumda değildir. Canımı asıl sıkan, bunları hakedecek hiç bir şey yapmadığım halde aksine o kişiye karşı belki herkesten daha iyi davrandığım halde benden hoşlanmayan, belki de düşman olan birinin olması. Bu süreçte biraz Allah'a da sitem ettim ama tabi sonra tövbe ettim. Bazen iyi insan olmak, doğru yoldan ayrılmamak gibi meziyetlerime bu kadar sadık kaldığım halde, Allah'tan beklediğim kayırmayı alamamak beni üzüyor. Tabi inanıyorum ve umuyorum ki O her şeyi görüyor ve kime ne hakediyorsa onu verecek.

Söz ettiğim sıkıntım şimdi geçti elbette. Bunun dışında çok şükür hiç bir aksilik yok. Sağlığımız, işlerimiz, huzurumuz yerinde. Önemli olan da bu.

Bir süredir sürekli örgü örüyorum. O kadar çok şey yaptım ve burada yayınlamadım ki... Ama malesef bazılarının resimlerini dahi çekemedim. Daha önce yazdığım yazılarda da belirttiğim gibi, örgü örmek kafamı toplamaya, içimdeki dalgaları durultmaya çok yardımcı oluyor.

İnşallah bundan sonra daha düzgün yazacağım ve en önemlisi sizleri okuyacağım, sizlerde neler oldu neler bitti diye ülkemizin gündeminden daha çok merak ediyorum desem yeridir. Arada girip okudum ama yorum yazmadım. Şimdi tekrar aktive olacağım.

Görüşeceğiz.

Sevgiler.

9 Şubat 2010 Salı

Are you sure ?

Are you sure ?
Are you sure this is where you want to be?

{kendime hatırlatma, bu şarkı sözü msn'imde aylardır yazmakta. ama benim bunu daha fazla görmeye ve daha fazla hırslanmaya ve daha fazla çalışmaya ihtiyacım var. Şimdi post it olarak masamda ve aynı zamanda blogumda da olsun istiyorum, bu günlerimi hatırlamak adına}

Siz, bulunduğunuz yerin olmak istediğiniz yer olduğuna emin misiniz?

7 Şubat 2010 Pazar

Kabarmayan Cupcake Tarifi ve Blog Teması Kazanan Talihli

 

Bugün kabarmayan cupcakeler yaptım. Aklımda bazı fikirler vardı, cupcake kağıtları ile ilgili. Birkaç deneme yaptım ama malzesef benim kabarmayan cupcakelerime kağıtlar çok küçük geldi. Başka bir sefere paylaşırım inşallah.

 

Börek ve poğacalarla aram iyi ama bir türlü kekler ile barışamadım. Zaten fazla yapmıyorum ama yapınca da kupkuru birşey oluyor. Ben de durumu kurtarmak adına biraz süsledim.

Tarifi ise biraz ondan biraz bundan, galiba kek yaparken göz kararı ölçüler işe yaramıyor :p Ya benim fırınımda sorun var ya da ben de. Bundan sonra kek pişerken "kabaramazsın kel fatma annen güzel sen çirkin" şarkısını söyleyeceğim.  Belki işe yarar :p

Eveeet sıra geldi talihliyi açıklamaya. Yorum yapanların içinden temayı isteyenleri aşağıdaki gibi listeledim.

1-cingifilli,
2- çatı katı,
3-Pırıltılı cadı,
4-CEYLAN,
5-sevim,
6-ebru,
7-emel,
8-NeSTaL,
9-tub@,
10-annemineli,
11-3prenses,
12-TUANA,
13-DaiSy,
14-Serap
15-ilknur,
16-Katya Guler,
17-hilal,
18-ebrugzo,
19-Aysultan

Random.org'un bana verdiği sonuç 9 numara. Listede 9 numarada yer alan Tub@ kazanan talihli oldu.


Tuba'nın sitesine baktım ve blog adına göre biraz daha farklı bir banner oluşturdum.

Biraz da değişiklik yaptım tabi.Buradan daha iyi bakabilirsiniz. Tuba'cığım tebrikler. Eğer mail atarsan bana, şablonu gönderebilirim.

Bu tarz hediyelerim devam edecek. Boş vakitlerimde yaptığım temaları hediye edeceğim.

Görüşmek üzere sevgiler.

5 Şubat 2010 Cuma

Çekilişle Bedava Blog Teması


Aslında böyle bir hediyeyi yeni yıl için vermek istiyordum. Ancak bir türlü yetiştirememiştim. Bu gün işlerden sıkılıp biraz gezintiye çıkınca tesadüfen bu arkaplanı buldum ve hemen bir tema oluşturmak geldi aklıma.

Bu aralar ve artık fresh blog temalarına kafayı takmış durumdayım. Zira postlarımızdaki resimler blogu oldukça zenginleştiriyor. Bir de tasarımda göz yorucu şeyler kullanmamayı tercih ediyorum.

Yukarıdaki resme isterseniz tıklayıp büyütebilir, isterseniz bu adresten bakabilirsiniz. Bu temayı kazanmak için yorum bırakmanız yeterli, daha sonra kazanan kişi belli olunca header resmini kişiye özel uyarlayacağım. Bire bir aynı olmayabilir şimdikiyle, ancak tarz olarak böyle font ağırlıklı ferah bir header olacak.

Yine blog temasında yazı tiplerinin rengi ve stilleri değişebilir, ben kendime göre bu stilde uyarladım.

Herkese iyi hafta sonları.

2 Şubat 2010 Salı

Yello !


Homer'ın ifadesiyle herkese benden bir yellooo. Daha önce ördüğüm Homer'ı odama getirdim, artık çalışırken bana eşlik ediyor. Önceden çektiğim resimleri beğenmediğim için yeni birkaç pozunu çektim kendisinin.

Bir Homer ve Simpsons hayranı olduğumu yeni takipçilerim bilmiyordur belki. 20 yıldır oynayan ve dolayısıyla 20 sezonluk Simpsons'ların 17 sezonunu bitirdik, 18. ci bitmek üzere geriye iki sezonu kaldı. Ah keşke tez konum Simpsonslar olsaydı, gerçekten tez konusu olacak bir dizi bu. O kadar iyi düşünülmüş ki, 20 dakikalık tek bir bölümde 3 farklı konu işliyorlar. yani bir olayla başlıyor, o olay hiç öngöremeyeceğiniz şekilde gelişiyor ve bittiğinde başı nasıldı unutuyorsunuz. Müthiş bir zekanın eseri.

Yine Simpsonsların yaratıcısı tarafından yapılan başka bir çizgi dizi de Futurama, onun da sanırım 3. sezonundayız. Yeni bir dizi ama yine çok başarılı. Ce de ben de bilim kurgu meraklısıyız, bu konuda çok okuduk ve izledik ama, Futurama bizi çok şaşırtıyor konularıyla.

Bari dizilerden başladım izlediğimiz diğer dizileri de yazayım ki tam olsun. Zira uzun zamandır yazacağım ama unutuyordum.

BattleStar Galactica'yı çok önce bitirdik zaten. Şimdi yeniden izlesem izlerim o kadar güzel bir dizi ki. Birçok görüntüsü aklımda hele final bölümü. Galactica çok sevilince, bu dönemden öncesini anlatan yeni bir dizi başladı, henüz bir bölüm falan oynadı: Caprica. İlk bölümünde Sylonların nasıl ortaya çıktığını anlatmış, hemen sardı bizi, izlemeye aldık.

Yine eskilerden bir Japon çizgi filmi Death Note'u seyrettik ve bitirdik. Müthiş bir zeka oyunu gibi. Lost'tan sonra tüm dizilerde böyle bir anlayış başladı. O sahi bu hafta Lost oynuyor ve Amerika'da oynadıktan iki gün sonra biz de izleyeceğiz. Merakla bekliyorum onu da. Lost'un sezon araları artık çok uzadığı için, başlamasına yakın son sezonu hatırlamak için tekrar izliyoruz. Onu da izledik ve bitirdik yakında.

Bundan başka Flash Forward'ı yine eş zamanlı izledik, şimdi bekliyoruz. O da hoşumuza gitti ama daha tamamen açılmadı bana göre. 

Fringe'i başladığı andan itibaren tutkuyla takip ediyoruz, ve haftalık olarak şu an eş zamanlı seyrediyoruz. Futurama'da olduğu gibi yine bizi çok şaşırtıyor ve özellikle ben seyrederken çok heyecanlanıyorum.

Bir de Lie to Me var ki sanırım bunu fazla kimse bilmiyor. Bir yalan uzmanının çeşitli kişisel ve devlet sorunlarında suçluyu ortaya bulmaya yönelik çalışmalarını anlatan bir dizi. Kitabı da var ve okudum onu da. Yazara göre, yalan belirtileri (tabi sadece yalan değil tüm duygular) insanın mimiklerine yansır ve yüz ifadelerinden, el kol hareketlerinden, vücut tepkilerinden bir kişinin duygularını okuyabilirsiniz. Bu dizi de şu an sezon arasında yakında başlayacak.

Yine son zamanlarda 5-6 bölümlük bir dizi izledik: the Prisoner. 1967 de yayınlanan dizi yeniden çekilmiş 2009 da. O yıllarda yazıldığını düşünürseniz, zamanının çok ötesinde bir konusu var. Çok ilginç bir diziydi. Ara bölümleri biraz baysa da sonu çok şaşırttı beni ve hoşuma gitti.

Hah bir de The Amazing Stories var ki Spielberg'in 85 lerde çektiği kısa filmlerden oluşuyor. Eski filmleri seyretmek enterasan oluyor. Konuları güzel ama tabi film sektöründe eskiden ne kadar az imkanlar olduğunu da farkediyor insan.

Neyse bu kadar yeter. Dün işlerin arasına gömülmüşken bir paket getirdi arkadaşım. Kafam öyle durmuş ki, üzerinde yazan Fulya kim diyorum kendi kendime. Sonra jetonum düştü.



Sevgili Çocukla Çocuk ekibinden mail gelmişti bana adresimi istemek için. Biraz gecikmeli göndermiştim ama sağolsunlar beni unutmamışlar. Kendi yaptıkları bu harika anahtarlığı görünce bayıldım resmen. Dünkü ruh halime de çok iyi geldi doğrusu.



Ruh halim demişken, bir önceki yazımda sıkıntılı olduğum zannedilmiş genelde, yazımın amacı bazı konularda mesajlar vermekti. Her zamanki olduğum sıkıntılardan farklı bir sıkıntım da yoktu ama gelen yorumlar öyle güzeldi ki, herkese çok çok teşekkür ediyorum.

Sıkıntılarımdan biri de blogların güncellemelerine yetişememden kaynaklanıyor. Okumak istediğim blogları bir süredir okuyamayınca ve hepsini okumak istediğimden bir blogda aşağı yukarı 10-15 post geride kaldığımdan günümüze yetişmem biraz zaman alıyor. Daha ziyaret edemediklerim var, gelicem ama gecikeceğim gibi görünüyor.

Bundan başka aklımda yeni projeler ve fikirler var, hepsini yapıcam sırayla inşallah. Bir de zamanımı doğru kullanabilsem süper olacak.

Bye.